İmge bahçesi, yürüyerek açtıkça açıyor...

Lauren Elkin, dolaştığı, yaşadığı, yurt edindiği şehirlerle (özellikle de Paris!) ilgili, hem şehrin tipikliğini, daha çok kültür tarihine ilişkin derinliğini, yaşadıklarını dolayısıyla deneyimlerini-anılarını; hem de şehrin flanözlerini yazmış

28 Kasım 2018 13:06

Kalemin Ucu-XLVI

Her şeyden önce sözcüğü nasıl yazacağız flanör mü? Ya da flanöz mü? Flanel var; anlamına baktığımızda: keten ve yünden yapılan ince bir kumaş cinsi. Günlük kullanımı, işlevi olduğu için bu şekilde sözlüklere girivermiş. Benimki biraz dışarıdan gazel okumak da olsa, “flanelle”den flanel geliyorsa, flanör[1] de –sözlük ve yazım kılavuzlarına– girebilir dolayısıyla flanöz de! (Ama kitsch’i hep böyle mi yazacağız, neyse!) Zâten “flanöz” henüz sözlük’lerde olmamasına karşın Flanöz-Şehirde Yürüyen Kadınlar[2] adlı kitapla çevirmen ya da yayınevi bir şekliyle “yazın”a sokmuş oluyor.

Flâneur aylak, işsiz, boşgezen anlamında ama erkek için kullanılıyor. Kadınsa flâneuse sözcüğüyle karşılık buluyor. Artık ikisini (flanör-flanöz) de kullanabiliriz şâyet kavrama denk düşen başka Türkçe sözcükler yoksa, bildiğim kadarıyla yok; ya da üretilmiyorsa, kuşkusuz bu da sonrası (gelecek) için geçerli.

Daha çok Paris

“Ve sonra, bir şekilde, şans eseri demeliyim belki de, tüm bu yürüyüp durmaların, Saint-Michel’deki kitapçı Gibert Jeune’den aldığım yumuşacık defterlere gördüklerimi ve hissettiklerimi dökmek için duyduğum o şiddetli ve sürekli arzunun, içgüdüsel bir biçimde yaptıklarımın, hepsinin başkaları tarafından bambaşka bir seviyede yapıldığını, öyle ki bunun bir adının olduğunu öğrendim. Ben bir flanördüm.

“Hatta, iyi bir Fransızca öğrencisinin yapacağı üzere, sözcüğü erilden dişile çevirdim: Ben bir flanözdüm.

*

Flanöz Şehirde Yürüyen Kadınlar, Lauren Elkin, Çeviri: Doğacan Dilcun Doğan, Nebula Kitap

“Flanöz (flâneuse) kelimesi Fransızca flanör (flâneur) kelimesinin dişil hâlidir ve özellikle şehirlerde bulunan aylak, salınarak etrafını gözlemleyen kişi anlamına gelir.

“Bu, hayalî bir tanımdır. Fransızca sözlüklerin çoğunda bu kelimeyi bulamazsınız bile. 1905 yılında yayımlanan Littré sözlüğü flanör ve flanöz kelimelerine ‘Aylak aylak dolaşın kişi’ olarak yer vermiş, fakat Dictionnaire Vivant de la Langue Française bu kelimeyi ister inanın ister inanmayın bir çeşit ‘şezlong’ olarak tanımlamıştır.

“Şaka mı bu? Bir kadının yapabileceği tek meraklı aylaklık öylece uzanmak mıdır?

“Kelimenin kullanımı (argo olarak elbette) 1840’lı yıllarda başlayıp, 1920’lerde zirve yapmış olmasına rağmen, günümüzde Google Görseller’e ‘flanöz’ yazdığımızda George Sand’ın bir çizimine, Paris’te banka oturan genç bir kadının fotoğrafına ve birkaç bahçe mobilyası görseline rastlıyoruz.”[3]

Flanöz-Şehirde Yürüyen Kadınlar’ın alt başlığında “Paris, New York, Tokyo, Venedik ve Londra” ibâresi var. Lauren Elkin (ABD’li), dolaştığı, yaşadığı, yurt edindiği şehirlerle (özellikle de Paris!) ilgili, hem şehrin tipikliğini, daha çok kültür tarihine ilişkin derinliğini, yaşadıklarını dolayısıyla deneyimlerini-anılarını; hem de şehrin (başkalarını da) flanözlerini yazmış. Bunların arasında George Sand, Virginia Woolf, Jean Rhys de var. Yazar çok geniş bir okuma yapmış (tabiî ki Charles Baudelaire, Walter Benjamin); kitabın adından da anlaşılacağı gibi haklı bir meydan okuma da var eril dünyaya. Bir tersyüz etme ya da olması gereken; belki çok daha önce...

“Yürümek ayaklarınızla şehrin haritasını çıkarmaktır”[4] diyor. Katılmamak elde değil. Doğrusu yeni bir şehri tanımak için de insanın ayaklarına karasular inmeli. Ama bir kadının bu eril dünyada, her ne kadar bir kısmı değişmekteyse de, tek başına yürümesinin de güçlüğü var. Bazı yerlerde olanaksız olduğunu da söyleyebiliriz. Flanör olmak güç değil de flanöz olmak çok çok güç!

Kitabı, Asuman Kafaoğlu Büke ile Selim İleri de geçtiğimiz aylarda, köşelerine taşıdı, yazdı. Asuman Kafaoğlu Büke “Tokyo: İçeriden” için “Kitapta en az beğendiğim bölüm”[5] diyor. Bu bölümü yazar günlük biçimiyle yazmış; ya da bu bölüme Tokyo şehrinde tuttuğu günlükleri koymuş. Sanki öteki bölümlerdeki öznellik burada kişiselliğe evrilmiş. Yazarın, belge ve bilginin ışığında ya da iz sürmesinde, zaman zaman birbirlerine taşan öznellik ve kişisellik çizgisi var; böyle olması doğal ve de güzel. Öteki bölümlerde öznellik egemen, bu bölümde egemen olan kişisellik. Selim İleri de bir anısını paylaşıyor: “Değerli dostum Ahmet Cemal, Walter Benjamin’in ‘Pasajlar’ıyla boğuşuyor; flâneur’e Türkçe karşılık arıyoruz; Baudelaire bir flâneur’müş! Sonunda aylakgezerde karar kılmıştı Ahmet.”[6]

Kitap boyunca özgün biçimi olan “flâneur” kullanılmış, yazılmış. Ancak “flâneur”e, ilk geçtiği yerde (XIX. Yüzyılın Başkenti Paris) şöyle bir dipnot düşmüş, kitabı Türkçe’ye kazandıran Ahmet Cemal: “Flâneur: Fransızca’da ‘avare gezinen’ anlamını taşıyan sözcük, Benjamin’de bir temel kavram niteliğindedir ve yaya dolaşırken, aynı zamanda çevre izlenimleriyle düşünce üreten kişi anlamında kullanılmıştır.”[7]

“Düşünce üreten” tanımı, önemli, altı çizilmeli. Çoğunlukla da, daha sonrasında kitap olarak karşımıza çıkıyor bu düşünce. Resim de olabilir tabiî ki… Benjamin flanörü, Paris odaklı, siyâsî, ekonomik, sanatsal değişme (gelişme) sürecini izleyerek, daha çok da Baudelaire üzerinden açıklar. Anlaşılan flanör’ün “olması için”, şehir ve moderleşme de olmalı. Bu şehir sıradan değil, o flanör’ü utandırmayacak bir şehir olmalı. Kuşkusuz bu da bir süreç dolayısıyla bir değişme. (Değişme her zaman gelişme değil!) Benjamin’in de diyalektik bir biçimde tarihsel silsileyle ele aldığını görürüz. Benjamin’in izinden giderek söylersek, onun 19. yüzyıl Paris’inin gözde mekânları olan pasajlar, flanörün “varoluşunu” duyumsadığı yer: “Eğer pasajlar yapılmasaydı, flâneur gibi dolaşmanın önem kazanması herhalde çok güç olurdu.”[8]

Öte yandan “Pasajlar da caddeyle içmekân (Interieur) arası bir şeydir”[9] diye de açıklıyor Benjamin. Şehri ayrıntılarıyla, şiirine (Kötülük Çiçekleri ile Paris Sıkıntısı) incelikli bir biçimde taşıyan, yazan Baudelaire’in (flanör) zamanında Haussmann bulvarları açıyorsa da henüz Paris Komünü yok! İyi mi kötü mü bilmem, ancak o kısa süreyi/süreci yaşamaya ömrü yetmiyor büyük şâirin. Dükkânlarıyla, kafeleriyle, kalabalığıyla pasajlar flanör’ün, bu bağlamda Baudelaire’in yürüyüş, düşünüş ve de imge avcılığına çıktığı yerler oluvermiş. Sonrasında dış mekânlar, bulvarlar, parklar, panayırlar da yürüdüğü yer’ler olacak...

Barikatlar var; yine Benjamin ile ilişkilendirerek söylersek, o barikatların ardında işçiler ile burjuvaların bir kısmı birlikte, “bohem” var, vergisiz ucuz şarap da! Zâten 19. yüzyıl Paris’i çatışmaların, sınıf mücadelesinin, barikatların (ve de buna karşı açılan bulvarların) şehri.

İlk kez halk geziyor!

Pasajlar ortaya çıkıyor; birçok yönüyle değişmekte-gelişmekte olan bir şehir de oluşmakta. Sanatıyla, çatışmalarıyla, barikatıyla, mekânlarıyla vb. Öte yandan, bir önceki yüzyıla uzanırsak, flanörün köklerinin Aydınlanmacı filozof Denis Diderot’da[10] olduğunu söyleyebiliriz. Çok mu zorlama olur? Zorlama da olsa, sanırım bir gerçekliği, tutarlılığı var. Denis Diderot’un Paris Salon Sergileri adlı kitabını çeviren Kaya Özsezgin, sunuşunda şöyle yazıyor:

“Diderot’un Paris Salon sergileri üzerine yazdıkları, kendisinden sonra, aynı türü benimsemiş olan başka yazarları, özellikle de Baudelaire’i etkilemiştir. Les Fleurs de Mal ozanı, 1845’ten başlayarak düzenli izlenimler halinde kaleme aldığı sanat yazılarında, Paris Salon sergileri üzerine görüşlerini içeren notlarında ve yazışmalarında, Diderot’nun başlatmış olduğu geleneği, onunkine çok yakın bir tutkuyla sürdürmüştür.”[11]

Diderot 1759, 1761 ve 1763 sergilerini yazmış; sanat eleştirisinin ilk örneklerinden olan filozofun bu yazılarında anekdotlar, kişisel izlenimler, çevre betimlemeleri de yer alır estetik çözümlemelerin, sanatsal eleştirilerin yanı sıra. Dolayısıyla her ne kadar Fransız İhtilâli olmamışsa da, pasajlar henüz yapılmamışsa da, “şehir ve kalabalığı” nesnel gerçeklikte ve Baudelaire’in şiirlerindeki gibi değilse de, salon sergilerinin halka açık olduğunun altını çizelim. Daha önce saraylarda ya da aristokrasi için özel konutlarda sergilenen tablolar, bu salon sergileriyle ilk kez 18. yüzyılda halka açılıyor; halk ücretsiz gezebiliyor! Bu durum ve Diderot’un kaleme alma biçimi, bence Baudelaire’in ve flanörün işâret fişeğidir ya da siz isterseniz kıvılcımı deyin!

Bizde, kimler?

Bizde kimlerdir flanör, deyince; ilk aklımıza gelen, tarih sırasıyla gidersek, Yahya Kemal oluyor. (Bilmem Evliyâ Çelebi bir flanör müdür? Herhâlde olması için o bağlam yoktu!) Ahmet Hamdi Tanpınar kuşkusuz; belki de en flanör olan o. Ama Sait Faik, Orhan Veli, Orhan Kemal, İlhan Berk, Oktay Akbal, Attilâ İlhan flönür değil mi? Tabiî ki evet. Başkaları da var. Var da örneğin sağlığında günde en az dört saat yüreyen Yaşar Kemal flanör müydü? Kuşkusuz bu da ayrı bir tartışma konusu. Flanör olmak için yalnızca yürümek ya da düşünmek, kendi yapıtına odaklanmak yeterli mi? Sanki daha çok, o şehir ve ayrıntılarına yoğunlaşma-aktarma ile ilgili.

Lauren Elkin’in saptamasıyla (kitabıyla) ya kadınlar? Ülkemizde (birçok başka ülkede de!), İstanbul’da bile  bırakın flanöz olmayı, kadınların tek başına özgürce şehri yürüme, âvare gezme şansı –bu tarihe kadar bile– ne yazık ki çok az! Ancak kavramı karşılayan, olabildiğince flanöz de vardır kuşkusuz, olmaz mı? Bu “olabildiğince” mâlûm özne’ye ilişkin bir edim değil, ne yazık ki eril koşulların yarattığı bir “kötü durum”!

Bir zamanlar, o dehşetengiz kazadan önce özellikle Boğaz kıyılarında uzun yürüyüşler yapan Adalet Ağaoğlu flanöz mü? Sanki onda da, Yaşar Kemal gibi bir durum söz konusu! Özellikle Yürümek ve Yenişehir’de Bir Öğle Vakti romanlarını yazan Sevgi Soysal, onca İstanbul kitabı yazan Sennur Sezer birer flanözdü bence. İlk aklıma gelenler Füruzan, Buket Uzuner, Aslı Erdoğan oluyor şimdiki flanözler kim dendiğinde...

 

[1] Sub Yayınları’ndan 2017’de yayınlanmış: Flanör-Yükselen Kapitalizm Çağında Bir Lirik Şair Charles Baudelaire (çev. Deniz Kurt). Bu kitabı bilmiyorum, yalnızca kapağını internette gördüm; belli ki Pasajlar’dan bir bölüm ve “Flanör” olarak yazılmış başlığa.
[2] Lauren Elkin, çev: Doğacan Dilcun Doğan, Nebula yay. 2. basım, Eylül 2018.
[3] A.g.y., s. 17-18.
[4] A.g.y., s. 33.
[5] “Gezgin Ruhlu Kadınlar”, Cumhuriyet Kitap, 6 Eylül 2018.
[6] “Aylakgezer Kadınlar”, Hürriyet Kitap Sanat, 14 Eylül 2018.
[7] Pasajlar, YKY, 2. basım, Nisan 1995, s. 81.
[8] A.g.y., s.114.
[9] A.g.y., s.115.
[10] Bilidiğim kadarıyla filozofun soyadı “Didro” diye de okunuyor.
[11] YKY, 1996, s.10.