04 Haziran 2019

Nâzım, Moskova, T24 ve dört fotoğraf karesi

Moskova’da Nâzım etkinlikleri başladığında başka bir iktidar vardı. Anma geleneği sürüyor. Başka siyasiler de sahneden çıkacaklar. Ölümsüz olan gerçek sanattır, büyük şairlerdir...

Yine Moskova’dayım. Yine Nâzım Hikmet’i anma etkinlikleri için. Ama bu kez farklı.

Bu kez 2-3 Haziran 2019 Nâzım etkinliklerini haberleriyle, yazılarıyla, videolarıyla, canlı yayınlarıyla aktarmak üzere T24 ekibi olarak davet edildik Moskova’ya. Candan Yıldız ve Berk Özdemir’le birlikte üç kişilik bir ekip olarak buradayız.

Türkiye’den çok sayıda ünlü konuk geldi. Zülfü Livaneli, Edip Akbayram (bu yılki iki Nâzım ödülünden birini o aldı, diğerini ise Prof. Dmitriy Vasilyev), Cahit Berkay-Moğollar ve Burhan Şeşen burada. Zeynep Oral, Zeynep Altıok, Rıdvan Akar, Deniz Zeyrek ve Melih Güneş de burada.  Ayrıca Karikatürcüler Derneği Başkanı Metin Peker ve TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan ile arkadaşları da Moskova’da.

*          *          *

Büyük şairin ölümünün 56. yıl dönümünde, Rus-Türk İşadamları Birliği (RTİB) tarafından düzenlenen etkinlikler kapsamında önce (pazar gecesi) bir konser yapıldı. Moğollar’ın, Edip Akbayram’ın ve Burhan Şeşen'in şarkıları, Nâzım ödül töreni, karikatür sergisi Moskova’daki yüzlerce Nâzım hayranını mutlu etti.

Ertesi sabah da Nâzım, bir kez daha Novodeviçye Kabristanı’ndaki mezarı başında anıldı. Konuşmalar, şiirler, şarkılar ve bizim için bol miktarda söyleşi ve canlı yayın vardı dün.

On yıldan beri bu etkinliklerin düzenlenmesine öncülük eden Nâzım Hikmet Anma Komitesi Başkanı Ali Galip Savaşır, dün sabah erkenden bana mezar başında konuşma yapmak isteyip istemediğimi sordu. Memnuniyetle kabul ettim.

Neredeyse son çeyrek yüzyıl içinde 3 haziranlarda Nâzım’ın mezarı başında en çok konuşan kişiydim. Belki bu kez büyük ozandan bir şiir okusam daha iyi olurdu ama şiire hazırlanamadım veya cesaretim yetmedi. Onun yerine konuşmamın başında, Novodeviçye’ye gelen yüzlerce coşkulu insana, sözlerimi “şiir gibi bir cümle” ile bitirmeyi vaat ettim.

Hem bu etkinlikleri 20 yıl kadar önce başlatan ve yıllarca organizatörlük yapmış biri, hem de T24’ü temsil eden bir gazeteci olarak onlara aklımda ve yüreğimde canlanan dört fotoğraf karesini anlatmayı denedim.

*          *          *

İlki sarı, daha doğrusu sararmış bir fotoğraftı. İçinde 80’li yılların başında Sovyetler’e gitmiş bir delikanlının (evet, delikanlı, üstelik saçlıydı ve sakallarında da hiçbir ağarma belirtisi yoktu) bu mezarla tanışmasında yaşadığı heyecan vardı...

90’lı yıllarda defalarca geldiğim bu mezarlıkta Nâzım’la sessiz konuşmalar yaptım.

1998’de RTİB’in ilk Başkanı Ali İhsan Akıskalıoğlu ile devrimci geçmişimizi yad eden duygusal bir akşam yemeğinde, 3 Haziran Nâzım’ı anma etkinliklerini kitlesel olarak düzenleme kararı aldık.

Ve sonrası geldi:

1999’dan itibaren 3 haziranlar, konserler, buraya davet ettiğimiz yüzlerce konuk...

Türk ve Rus aydınlarıyla birlikte kurduğumuz Rusya-Türkiye Araştırmaları Merkezi’nin (RUTAM) organize ettiği anmalar...

Moskova Türk Kadınlar Organizasyonu’nun 2009 etkinliği...

Ardından tekrar RTİB ve Ali Galip Savaşır organizasyonları...

Nihayet büyük ozanın mezarı başındaki törenlere gelenler... Bazılarını sadece 3 haziranlarda gördüğüm nice dostlar, tanıdıklar... Bu törenlerde yaşlandığını gördüğüm insanlar... Aramızdan ayrılanlar...

Hepsi bu sararmış fotoğrafın içinde...

*          *          *

İkincisi pembe bir fotoğraf. Ama küçük mutluluk düşlerindeki “pembe panjurların” renginde değil; aşkların, heyecanların, tutkuların pembesi bu.

Nâzım yalnızca memleketine, adalet arayışına, mücadele azmine değil, kadınlara da coşkuyla bağlı bir şairdi. Bu birikimle onca mükemmel eseri yarattı. Ona bu duyguları veren kadınların bir kısmını beğenip onaylamak diğerlerine karşı çıkmak gibi densizliklerden farklı olarak Münevver’i, Piraye’yi, buradaki mezarda onunla yatan Vera’yı ve diğer kadınlarını, şiirin sihrine dönüşen yürek çarpıntılarını, hatta ozanın eserlerine renk katan zaaflarını bile içeren bir pembe fotoğraf...

*          *          *

Üçüncüsü en karanlık olanı. Kara bir fotoğraf. Sadece bazı yerlerinde açıklı koyulu gri izler var. Devletin, iktidarların görüntüsü bu...

Nâzım’ın defalarca yakalanması, sorgulanması, durmadan kendini gizlemek zorunda kalması, takma isimler kullanması, kitaplarının yasaklanması, şairin hapislere düşüp yıllarca yatması, sonrasında memleketini terk etmek zorunda kalması, dahası hızını alamayanların onu vatandaşlık hakkından mahrum etme girişimi, hep bunlar bu karanlık fotoğrafta...

Bazen devlet ve politika insanlarının içten veya yapmacık tarzda Nâzım şiirlerini okuması da, onun vatandaşlık hakkını elinden alan kararı iptal etmeleri de bu karenin içinde...

Bu mezarlığa bizimle birlikte gelerek Nâzım’a sahip çıkan, maalesef kısa süre önce kaybettiğimiz Büyükelçi Nabi Şensoy da, Halil Akıncı ve diğer bazı büyükelçiler de bu fotoğrafta...

Bu sefer devlet, büyükelçi ve elçilik çalışanları bu kitlesel Nâzım törenlerine katılmıyor (Moskova Büyükelçisi Mehmet Samsar sabahtan gelip şairin mezarına çelenk bırakmış). Tavır Ankara’da saptanmış olsa gerek. Oysa katılsalar iyi olurdu. Devlet katılımının Nâzım etkinlikleri açısından çok önemli olduğunu düşündüğümden değil, tersine, Nâzım etkinliklerinin devlet açısından çok önemli olduğunu düşündüğümden böyle diyorum.

*          *          *

Ve nihayet dördüncüsü rengârenk bir fotoğraf. Hayat gibi. İçinde olumlu ve olumsuz gelişmeler var. Grevler, direnişler, Cumartesi Anneleri, Gezi Parkı ve daha pek çok şey...

Bu fotoğraftan birçok iktidar, kendini eşsiz benzersiz sayan nice liderler geçip gitti. Daha önce de böyle oldu, bundan sonra da böyle olacak...

Biz Moskova’da şairi anma etkinliklerine başladığımızda memlekette başka bir iktidar vardı. Nâzım’ı anma geleneği devam ediyor, edecek. Ve başka siyasiler de sahneden çıkacaklar. Bu işin kuralı bu: Siyasetçiler gelip geçiyor, ama gerçek sanat, büyük şairler ölümsüzleşiyor.

Yıllar boyunca birçok Nâzım etkinliği düzenlendi burada. Ve bazen tartışıldı: Acaba sadece şairi ve şiirlerini anlatmakta mı yoğunlaşmalı? Yoksa Türkiye’den esen rüzgârların buraya taşıdığı sorunlar, heyecanlar ve yürek kıpırtıları da Moskova’ya, anma etkinliklerine yansımalı mı?

Benim bu soruya verdiğim cevap dünkü konuşmamın son cümlesiydi. Hani konuşmaya başlarken vaat ettiğim “şiir gibi bir cümle”...

Şu sıralarda Türkiye’nin en etkili, en güçlü, en heyecan verici cümlesi...

Birilerini ürkütüyor; benzerlerini, sahtelerini üretmeye zorluyor...

Ama milyonlarca insana sıcak bir umut, iyimser bir coşku veriyor.

Her şey çok güzel olacak!..

Yazarın Diğer Yazıları

Dondurma bedava, limuzin hediye: Yaşasın Türk-Rus ilişkileri!..

Ne kadar da askerîleşmişti ilişkiler! Füze al, uçak al, helikopter al! Dön dolaş Suriye savaşına gel!

Kurban Bayramı’nın dört günü: Umut, ölüm, cenaze ve hayat

“Ölümü küçümseme, seve seve karşıla onu, çünkü o da doğanın istediği şeylerden biridir. Öyleyse us yürüten insana özgü olan; ölüm karşısında ne yüzeysel, ne düşman, ne öfkeli olmak, onu yaşamın doğal olgularından biri olarak beklemektir.”

Ne güzel başbakanımızdın sen, Binali Abi!..

Bazı muhaliflerin sempatik bulduğu Binali Yıldırım, kendisinden çok daha fazla eleştirilere hedef olan Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu, Bülent Arınç gibi insanlara göre daha cesaretsizdir