20 Nisan 2024

Sahi, şu anda kim iktidar kim muhalefet?

En son ne zaman o farklı insanlardan tek bir tanesini kazanmayı başarabildiniz?

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ve CHP lideri Özgür Özel (sağda)

Son haftalarda video programımda ve sosyal medya paylaşımlarımda birkaç kez aynı eleştiriyi aldım:

“Siz CHP’ye hâlâ muhalefet diyorsunuz ama son seçimler AKP’yi muhalefet yaptı.”

Önce bunun bir siyasi şaka olduğunu sanmıştım.

Sonraki uyarılar biraz daha okkalı gelince ne cevap vermem gerektiğini düşündüm.

31 Mart seçimleri iktidarı değiştirdi de benim haberim olmadı mı?

İktidar?

Ah, evet, kim daha çok oy alıyorsa o iktidar oluyordu, değil mi?

Bir okurun yazdığı, daha doğrusu CHP yöneticilerinden alıntıladığı gibi:

“CHP’li belediyeler Türkiye nüfusunun yüzde 65’ini, ekonominin yaklaşık yüzde 80’ini temsil eden kentleri yönetme hakkı kazandı.”

Evet, bu büyük bir seçim zaferi!

Ama şunu kabul edin ki, biz “iktidar” ve “muhalefet” derken en başta ve en sık siyasi iktidarı ve muhalefeti kast ederiz.

Yerel yönetimleri değil.

Kuşkusuz belediyeler de bir iktidar biçimi.

Ancak ülke iktidarı, yani siyasi erk her an onların tepelerine inebilir. Hele bizdeki gibi bir sistemde.

Bunu hepinizin bildiğine eminim.

Ama şakayla veya ciddi olarak kullandığınız vurgular, bazen hedef şaşırtmaya, siyasi süreçleri karıştırmaya uzanabiliyor.

Siyasi diyalog etkili bir mücadele yöntemidir

CHP Genel Başkanı Özgür Özel yakında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la görüşecek.

Bazı muhalifler (hay Allah, bakın yine size muhalif dedim) bu görüşme fikrinden hoşlanmıyor. “Özel görüşmeye gitmesin” diyenler bile var.

“Erdoğan’a güvenilmez”, “onun yapacağı bir siyasi manevraya alet olunmasın”, “Çankaya değil Beştepe olursa görüşmeden vazgeçilsin!”

Kimse kusura bakmasın ama yine iktidar-muhalefet ilişkisini karıştıranlarımız var.

Ortada “mağlup olmuş bir iktidar” ve “zafer kazanmış bir muhalefet” var.

Son seçimlerde 22 yılın birincisi ve ikincisi yer değiştirdi.

Ve belediyelerin çoğunluğuyla beraber koskoca bir “moral üstünlük” de muhalefete geçti. İktidar ise süt dökmüş kedi gibi ortalarda dolaşıp kendine bir söylem arıyor.

Genel olarak iktidarın oyun kurması daha kolaydır ama akıllı davranan muhalefet oyun kurma ve siyasi inisiyatifi ele geçirme şansına her zaman sahiptir.

Özgür Özel’in görüşmeye hazırlanması, Ekrem İmamoğlu’nun bir kez daha Erdoğan’a buluşma çağrısı yapması, hatta T24’te Cansu Çamlıbel’in yaptığı söyleşide Dilek İmamoğlu’nun Emine Erdoğan’la ortak projeler yapma çağrısı, bütün bunlar akıllı siyasi hamlelerdir.

Erdoğan yıllardır gerilim ve kutuplaşmadan besleniyor; bu silahın ondan alınması, diyalog adımlarının yaygınlaşması iktidarı sersemletir. Çünkü diyalog konusundaki deneyim ve yetenekleri fazla gelişkin değil.

2019’da olduğu gibi 31 Mart’ta da, hatta daha çok 31 Mart’ta, birçok iktidar yanlısının oy kullanmayarak, hatta muhalif adayları destekleyerek sadece ekonomik krizi değil kutuplaştırma politikasını da protesto ettiğini düşünüyorum.

Bu yoldan ilerlenmesi, “artık iktidar ve muhalefet kavramları yer değiştirdi” ve “Erdoğan’la görüşme yapılmasın” türü söylemlerden daha etkili değil midir?

Erdoğan yumuşar mı, sertleşir mi?

Önemli bir hatırlatma: Muhalefet ilk kez seçim başarısı elde etmiyor. Ve iktidar ilk kez yenilmiyor.

Haziran 2015 seçimleri ve 5 yıl önceki yerel seçimler de muhalefetin zaferleriyle sonuçlanmıştı.

Sonra ne oldu?

Muhalefet 2015’te kazandığını kaybetti, çünkü süreci yönetemedi. İktidarın dağarcığında ise zayıf ve dağınık bir muhalefet karşısında yapabileceği çok fazla “numara” vardı…

2019 başarısıyla çıkılan yolda da çok fazla hata yapıldı ve geçen Mayıs’ta kazanılabilecek cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri iktidara armağan edildi.

Bugünlerde Erdoğan ve çevresi, 31 Mart sonuçlarını tersyüz etmek için yoğun mesailer yaparak yeni yöntemler arıyor.

Muhtemelen kısa bir süre sonra planları netleşecek ve uygulamaya geçecekler.

Bir kez daha başarabilirler mi? Zor, çok zor. Ama imkânsız değil.

Bence bu sorunun cevabı en çok muhalefetin tutumuna bağlı.

Daha net olmaya çalışayım: Muhalefetin ne kadar akıllı davranacağına bağlı.

Akıllı, cesur ve aktif olmasına.

Bu günlerin popüler sorusu: “Erdoğan yumuşar mı sertleşir mi?”

Yumuşamayı pek beceremeyen, daha doğrusu epey önce unutan iktidarın gelgitleri olabilir, sertliğin ağır bastığı dönemler yaşanacağından ise hiç kuşkum yok.

Yolun sonuna yaklaştığını hissettikçe, ellerindeki gücü kaybetmemek için “her şey”i deneyeceklerini tahmin etmek zor değil.

Muhalefetin de “her şey”e hazır olması gerek.

Burada ben pasif bir bekleyişten bahsetmiyorum.

İnisiyatifi ele geçirmekten, oyun kuruculuğundan, hem siyasi düzlemde hem de eldeki tüm belediyelerde yüksek bir enerjiden söz ediyorum.

 

Ha bu arada, burada yazılanların hedefinde sadece CHP’nin (ve başka muhalif partilerin) yöneticileri ve belediye başkanları olduğunu düşünmenizi istemem.

Şu birkaç yıl içinde Türkiye gerçekten değişmezse hepimiz kaybedeceğiz.

Değişmesi ise sadece yerel ve siyasal kurumlarla ilgili bir süreç değil. Herkes ve her birimiz, bir zahmet kendimizi de eleştirmeli, değiştirmeli.

“Biz bize ateşli sohbetler ve mangalda kül bırakmayan politik nutuklar” ne kadar sonuç alıcı oldu bunca yıldır?

“Sosyal medya ajitasyonlarınızı” sizden ve sizin gibi düşünen insanlardan başka kim duydu?

“Karşı cephenin etki alanında bulunan” ya da “gri alana geçmiş ama muhalefete de güvensiz bakan” kaç kişiyi Türkiye’nin geleceği için ikna ettiniz?

Kızmazsanız bu sorunun ucunu daha da sivrilteceğim:

En son ne zaman karşı saflarda gördüğünüz insanlardan tek bir tanesini kazanmayı başarabildiniz?

Hakan Aksay kimdir?

Hakan Aksay, 1981'de 20 yaşında bir TKP üyesi olarak Sovyetler Birliği'ne gitti. Leningrad Devlet Üniversitesi Gazetecilik Fakültesi'ni bitirdi. Brejnev, Andropov, Çernenko ve Gorbaçov iktidarları döneminde 6 yıllık kıymetli bir SSCB deneyimi kazandı.

Doğu Almanya'da 1,5 yılı aşkın gazetecilik yaptıktan sonra TKP'den ayrılarak Türkiye'ye döndü. Bir yıl kadar sonra bağımsız bir gazeteci olarak Moskova'ya gitti ve 20 yıl boyunca (Yeltsin ve Putin dönemlerinde) çeşitli gazete ve TV'lerde muhabirlik ve köşe yazarlığı yaptı.

Bu dönemde Türk-Rus ilişkileriyle ilgili çok sayıda proje gerçekleştirdi. Moskova'da '3 Haziran Nâzım Hikmet'i Anma' etkinliklerini başlattı ve 10 yıl boyunca organize etti. Dergi ve internet yayınları yaptı. Rus-Türk Araştırmaları Merkezi'nin kurucu başkanı oldu.

2009'da döndüğü Türkiye'de 11 yılı T24'te olmak üzere çeşitli medya kurumlarında çalıştı; Tele1 ve Artı TV kanallarında programlar hazırlayıp sundu; Gazete Duvar'ın Genel Yayın Yönetmenliğini yaptı. Gazeteciliğin yanı sıra İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde Rusya-Ukrayna danışmanı olarak çalışıyor. Türkiye'nin önde gelen Rusya ve eski Sovyet coğrafyası uzmanlarından olan ve "Puşkin madalyası" bulunan Hakan Aksay'ın Türkçe ve Rusça dört kitabı yayımlandı.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Putin’den Batı’ya tehdit, Erdoğan’a uyarı: Bu gidiş, gidiş değil

Putin’in yakın zamana kadar sık görüştüğü Erdoğan'a önemli bir mesajı, ilk kez gördüğü gazeteciler aracılığıyla iletmeye çalışması tuhaf değil mi?

Ey insanlar, kimsiniz siz ve nereye gidiyorsunuz?

Her gün sokaklarda, metrolarda, marketlerde yanımızda olan binlerce, milyonlarca insan... Neden telaşla yürüyorlar, niye hep telefonlarıyla meşguller?

Türkiye, NATO saflarında Rusya ile savaşacak mı?

Rusya-Ukrayna Savaşı ABD seçimlerine kadar daha da şiddetlenecek. Bu arada yakın zamanda bunun bir NATO-Rusya çatışmasına dönmesi ihtimali güçleniyor