18 Mart 2022

Sandık güvenliği tamam, şimdi "Veri Bütünlüğü"ne dikkat

70 bin seçmenden 14 bininin oyu yanlış yere gitmişse, toplamda kaç oy yanlış yerde acaba?

Yeni seçim yasa tasarısını tartıştığımız bugünlerde, başka bir konuya dikkat çekelim.

Sezen Aksu'nun "masum değiliz" şarkısının aksine, 2000'li yıllara girerken Türk halkı siyaset konusunda fazlasıyla "masum"du. Öyle masumdu ki, neredeyse 10 yıl boyunca seçimlerde neler olduğunu tartıştı ama ne olabileceğine akıl sır erdiremedi.

AKP'li Ali İhsan Yavuz'un "Hiçbir şey olmasa da kesin bir şeyler oldu" cümlesi bir espri gibi düşünülse de, bu cümleyi sarfederken bunu ona neyin söylettiği ya da nasıl bir ortamdan konuştuğu düşünülmüyor.

Seçimler konusunda hep soru işareti vardı. Uzunca süre yazılımı sorguladık. Vatandaşın bizzat kendisinin sandıkları ve oyların kayıt edilmesini kontrol altına alması gerektiğini anlaması 10 yılı buldu. Ortaya "Sandıktayız", "Oy ve Ötesi", "İstanbul Gönüllüleri" gibi gruplar çıktılar. Bunlar iyi kötü birtakım konuları kontrol altına almayı başardılar. Bunun başında da "sandık ve oy güvenliği" geliyor [1].

Ama yetmez. Şimdi biraz daha ileriye bakmak lazım; yani "Veri Bütünlüğü"ne[2].

"Veri Bütünlüğü" terimini duymamış olabilirsiniz. Çünkü "Büyük Veri" çağında, "Veri Tabanı" uzmanlarının üzerinde çalıştıkları çok çok önemli teknik bir kavramdır. Veri kalitesi, veri güvenliği, denetim gibi kavramları içine alır ve verilerin yaşam döngüsü boyunca bozulmamışlığını, tutarlılığını ifade eder[2].

"Yaşam döngüsü" ne demek derseniz, anlatmaya başladığımız konuda, YSK tarafından seçmen listelerinin tespit edilmesinden başlayarak, sandık süreçleri, tutanakların YSK sunucularına girişi ve en sonunda da YSK sunucularında fiziksel ve mantıksal bütünlüğünün sağlanmasıdır.

Bu ve arkasından gelen yazıda mevcut yönetimden (iktidarı ile muhalefeti ile) memnun olmayanların hep birlikte üzerinde çalışması gereken kritik ve anlaşılması zor birkaç noktayı analitik (rakamlarla) anlatacağız. O nedenle herkesi farkında olmaya ve destek vermeye çağırıyorum. Kime ya da neye? Yazı dizisinin sonunda bulacaksınız. Önce ne olup bittiğini anlatalım.

2007 seçimlerinin sonuçlarına AKP'nin kendisi de şaşırdı

AKP, katılan seçmenin yüzde 34,28'inin oylarını aldığı 2002 seçimlerinden 5 yıl sonra 2007 seçimlerinde yüzde 46,58 ile adeta tulum çıkardı. Böylece 2002'de 550 milletvekilinin 363'ünü çıkaran AKP, 2007'de de 341 milletvekilliği alarak TBMM'de tek başına kanun geçirebilme şansını elde etti.

Oysa bu seçimden önce, yüksek sesle AKP'nin TBMM'deki milletvekili sayısı üstünlüğünü kaybedebileceği konuşuluyordu. Bunu Mehmet Ali Birand'ın seçim ertesi bir yazısından birkaç paragrafla aktaralım[3].

"2007nin en önemli sürprizi, genel seçimlerde yaşandı. AKPliler dahi, böyle bir sonuç beklemiyorlardı. Şok etkisi yarattı. Muhalefet çökmüş, laiklik konusunda askerin ve muhalefetin uyarıları görmezden gelinmiş ve Türk halkı AKPnin genel yaklaşımını onayladığını göstermişti. Bu gelişme, Türkiyede çok şeyi değiştirdi.

2007 Genel Seçimleri yaklaşırken, birkaç anketin dışındakiler, AKPnin yüzde 26-29 arasında oy alacağını, iktidarı kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalacağını, CHPnin oy oranını arttıracağını ileri sürüyorlardı. AKPliler dahi büyük bir beklenti içinde değillerdi. Askerin 27 nisan çıkışı, Cumhuriyet mitingleri ve muhalefetin baskısının sandıklara yansıyacağı sanılıyordu."

Gerçekten de Cumhuriyet mitinglerinin sandıklara yansıyacağı düşünülmüştü ama anlaşılan daha çok AKP'nin önlemlerini arttırmasına yaramış.

Birand yazısının devamında soruyor:

"Bu manzaraya baktığınızda, Ak Partinin tüm yıpranma payına, 4 yıllık iktidarın getirdiği olumsuzluklara rağmen büyük bir kazançla çıktığını görüyorsunuz.4 yıllık bir iktidarın oy oranını yükseltmesi, çok nadir rastlanan bir sonuçtur.

Peki neden?

AKPnin bu başarısının temelinde ne var?"

Sonra bu başarının arkasındaki şeylerin neler olabileceğini anlamaya çalışıyor. O zamanın olayları uzantısında rasyonel yorumlar yapmaya çalışıyor. Ama durup sorgulayalım, bu başarının arkasında başka nedenler olabilir mi?

2007 seçimlerindeki yüzde 46,58'lik rekor neyi değiştirdi?

Önce ne değişti ona bakalım. Birand "Bu gelişme Türkiye'de çok şeyi değiştirdi" demişti. Öyle de oldu. Bir yandan AKP'ye büyük bir kendine güven sağladı. Diğer yandan güce tapanların ilgisini AKP'nin üstünde yoğunlaştırdı. Adeta yıkılmaz bir kalenin temelleri gibi oldu. Bu süratle de, o güne kadar yapılması imkansız/zor kanunları, düzenlemeleri, özelleştirmeleri, başka bir sürü şeyi yaptılar. AKP'ye oy vermeyenler de şaşkınlıkla seyretti. İşte hemen önümüzde duran bir örnek; Türk Telekom skandalı.

Ondan önceki 5 yıllık aralıklarla Türkiye ekonomisini çarpan krizlerden yorulmuş bir halk vardı. 2002 seçimlerinde AKP'nin bütün cazibesi 2001 krizinin arkasından "doğru yerde ve doğru zamanda ve yeni bir parti" olmasıydı. İSKİ krizi, Çiller'in bugün bile konuşulan mal varlıkları ve diğer yolsuzluklar ve üst üste gelen ekonomik krizler halkı bezdirmişti. Bu kriz ve yolsuzluklarla dolu eski dönemleri reddeden bir parti olarak üstelik -dini bütün bir parti olarak- halkın bıktığı yolsuzlukları ortadan kaldırabileceği inancıyla bu boşluğa cevap oldu.

2007 yılındaki ikinci döneme, Birand'ın da bahsettiği "4 yıllık iktidarın yıpranma payı" ile girse de, yüzde 46,58 oy alması halkın bu partinin yaptıklarını onayladığı şeklinde yorumlandı.

Düşünelim; yüzde 46,58 almasaydı da, anketlerin gösterdiği gibi yüzde 26-29 oy aralığında alsaydı ne olacaktı? O zaman 341 milletvekili değil, muhtemelen 150-200 aralığında milletvekili çıkaracaktı. Aynı şekilde 2007 seçimlerinde yüzde 20,88 ile 112 milletvekili çıkaran CHP'nin oy oranı yükselecek ve 150-200 de o çıkaracaktı. Bu durumda AKP, TBMM'de istediği kanunları sorunsuz geçiremeyecekti. Çoğu kanun için uzlaşma aranacaktı. Muhtemelen bugünkünden biraz daha farklı bir şeyler yaşayacaktık.

Belki, 2000’lerden sonraki Amerikan ekonomisi stratejisi uzantısında bollanan para ile tatlı hayat sürdüren Türkiye arada yaşamadığı 5 yıllık krizleri, bugün tek kerede yaşamıyor da olacaktı. Kim bilir?

Peki neden yüzde 26-29 olmadı da yüzde 46,58 oldu?

Şu 2007 anketlerine yakından da bakmak lazım. Anketlerin bu kadar şaşırması normal mi? Yüzde 26-29 denildiğinde yüzde 29 ya da yüzde 32 filan çıkması normal olabilir. Yüzde 30-35 olsa da tartışırdık ve 20 puanlık yanılma payı doğal mı? Ben hâlâ bu konuda şüphe taşıyorum.

Bu çok büyük bir fark ve bu nedenle hem 2002 hem de 2007 seçimlerindeki oranları uzunca bir süre konuştuk. Bu arada Seçim yazılımının (SEÇSİS) güvenliği soru işareti oldu. 

Seçsis ne yapar, yarın anlatalım. Ama sorun bu yazılım değil, şimdiden belirtelim. Bugün işaret edeceğimiz konu şu; seçimin güvenliğini tüm süreç boyunca ele almak zorundayız. Seçmen listeleri de, seçim sonrası verilerin durumu da bunun içinde.

Hepsini "verilerin bütünlüğü" kavramı içine alalım. İş başa düştü. Konuyu veri tabanı uzmanlarının üzerinde çalışacağı halde çıkarıp "vatandaşlar" olarak anlamak zorundayız. Muhalefet partileri -özellikle CHP- geçmişte bu konuda başarılı performanslar gösteremedi. Aşağıdaki tutanak örneğinden görebilirsiniz.

Seçimlerin bütünsel güvenliği çok önemli

2010'dan itibaren bu yazıda işaret ettiğimiz gibi "iş başa düştü". Bu nedenle "Sandıktayız", "Oy ve Ötesi" gibi gruplar çıkmaya başladılar. Bu gruplara karşı saldırılar da oldu. Hatta içten çökertme hareketleri yapıldığı görüldü. Yine de bu gönüllü çalışmaların başarılı oldukları çok açık. En azından son Belediye Başkanlığı seçimlerinde bunu görebildik.

Bu grupların temel fonksiyonları, sandıkta oyların doğru kullanıldığının, sayıldığının ve sonra bunların YSK sistemlerine doğru girildiğinin kontrolüydü. Ama daha geniş bir destek ve kontrol gerekli.

Seçimlerde bir kaç konuda güvenlik sağlanması lazım:

  • Dezenformasyon ile yanlış bilgilerin yayılmasının engellenmesi
  • Seçimlere katılım ve özgür irade güvenliği
  • Kullanılan oyların, yerine gitmesinin sağlanması
  • Yerine giden oyların bilgisayarlara doğru işlenmesi
  • İşlenmiş verilerin kontrolü

Anadolu Ajansı neden kazanılan yerlerden başlıyor?

Anadolu Ajansı birkaç seçimdir tuhaf bir şey yapıyor. Seçim sayılarını açıklamaya AKP'nin büyük fark kazandığı sandıklarla başlıyor. Bu da stratejilerden birisi olmalı. Böylece moral bozuluyor. Sandıkları "nasılsa kaybettik" diye terkedenler olduğu biliniyor. Bunun bir "moral bozma stratejisi" olduğu düşünülse bile başka işe de yarayıp yaramadığı sorgulanmalı. Mesela acil tashihler böyle yapılıyor olabilir mi?

Aşağıda bunu düşündürten ve gönüllü bir çalışmadan alınan örneği 24 haziran 2018 seçimlerinden verelim:

 

Burada bir sandıktaki ilk işlenen ve sonra düzeltilen tutanakları görüyorsunuz. İlkinde 267 oy kullanılmış gözükürken, ikincisinde oy sayısı 309'a çıkıyor. Oysa tashih (düzeltme) dediğiniz olsa olsa, 267 oy aynı kalmak şartıyla falan partiden, filan partiye kaydırılan 1-2 oydur ya da eksik/fazla sayılıp 265-269 olan bir tutanak olmalıdır.

Normalde seçimde her sandıkta 350 kişi planlanıyor. Burada tek bir sandıkta yüzde 12 yani 42 fazla oy kullanılmış olduğu anlaşılıyor. Acaba neden bu kadar büyük bir değişiklik olmuş?

Bu örneğin, muhalefet tarafından itiraz edilmeden kesinleşen bir veri olduğunu kaydedelim.

70 bin seçmenden 14 bininin oyu yanlış yere gitmişse, toplamda kaç oy yanlış yerde acaba?

Bu örnek, 3 kişiyle 3 ay süren ve gönüllü ve bağımsız yapılmış bir araştırmadan geliyor. Çalışma ertesinde seçimlere itiraz süresi olan 1 hafta geçirildiği için bulunan hatalar YSK'da düzeltilememiş durumda. Ama bu hataların muhalefet partileri tarafından zamanında farkına varılmadığı da -en azından itiraz edilmediği için- anlaşılıyor.

Bu araştırmada rastgele seçilmiş 2 bin sandık incelenmiş. Bu sandıklarda 2000 x 350 = 70 bin oy verenin kaydı var. Yapılan inceleme sonucunda 14 bininin yani yüzde 20'sinin oyunun yanlış yere gittiği ortaya konulmuş. Bunların küçük bir kısmının kaza eseri olduğu da anlaşılıyor ama diğerleri soru işareti.

2018 seçimlerinde 188 bin sandıkta 59 milyon oy verenden 51 milyonu oy kullanmış. 2000 sandık gibi ufak bir örneklemede yüzde 20'lik hata payı yüksek olabilir, ama yine de önemli bir hata payı olduğunu düşündürtüyor. O nedenle tartışılması, sorgulanması lazım.

Anlayacağınız, 10 yılda "sandık güvenliği ve oy güvenliği" öğrendik. Şimdi sırada "veri bütünlüğü" konusu var. Daha sonra bu konuyu biraz daha açacağım. Bahsettiğim araştırmadan örnekler sunacağım.



[1] Hayır ve Ötesi referandum raporunu açıkladı: Ölüler oy kullandı!

[2] Veri Bütünlüğü (Bozulmamışlığı)

[3] 22 Temmuz seçimleri, dengeleri değiştirdi 

Yazarın Diğer Yazıları

E-ticaret kanunu değişiklikleri TBMM Adalet Komisyonuna geldi

Yabancı sermayenin Türkiye'de iş yapmasına karşı değiliz, ama şunu merak ediyoruz: Biz dünyaya ihracatımızı nasıl arttırırız diye bakarken, örneğin Trendyol'un alibaba.com tarafından hisselerinin çoğunun satın alınması, Çinli firmaların Türk pazarına girişi için mi yapıldı?

ABD'deki kürtaj kararı, dezenformasyon kanun taslağı ve sosyal medyanın sorumluluğu

Uzmanlar bir yandan da, ABD'deki bu olayın "bir musibet, bin nasihaten evladır" çerçevesinde iyi bir şey olduğu düşüncesinde. Çünkü genel olarak "veri gizliliği" konusunun ne anlama geldiğini, "somut" bir şekilde milyonlarca insana öğreteceği düşüncesinde

Boğaziçili hocaları durduramayan AKP, mail ve bilgilerinde açık mı arıyor?

bir özel firmaya Boğaziçi Üniversitesi'nin akademik ve idari personelin, öğrencilerin ve gelmiş geçmiş tüm mezunların kişisel bilgilerinin bulunduğu dört önemli veritabanına bu kişilerin bilgisi ve onayı olmaksızın erişim verdiler