22 Haziran 2020

"Yeşil Topçu" Mahir Ünal’ın sunumuna yanıtım

Şunu bir kez daha söylemek zorundayım ki Mahir Bey de bu yazıyı dikkatle okumamış, ne anlatmak istediğini anlayamamış. Kim bilir belki ona da liderine verildiği gibi sadece özetler veriliyor, onlarla yetiniyor. Dilerse bir gün tane tane tekrar kendisine de anlatırım

AKP Tanıtım ve Medya Başkanlığı, MYK’ya sunulmak üzere "Dijital Dönüşüm ve Yeni Medya Düzeni" konulu bir sunum hazırlamış.

Böyle bir sunumun varlığını ve içinde bana ayrılmış iki slayt olduğunu Cüneyt Özdemir’in Youtube kanalında cuma günü yayımladığı videodan öğrendim.

Sunum, genel olarak yeni medya düzeninin "nerede" şekillenmekte olduğu ile ilgili bir tahlil ve bu tahlilden yola çıkarak neler yapılabileceği ile ilgili önerilerden oluşuyor.

Başka partiler de böyle çalışmalar yapıyorlar mı bilmiyorum. Yapmıyorlarsa, geç kalmakta olduklarını hatırlatayım.

Sunumu hazırlayanlar, özellikle sosyal medya kullanımı ile ilgili konularda "düzenleme" öneriyorlar ve ancak bu düzenlemelerde "yasakçı" bir bakış açısına sahiplermiş gibi bir izlenim edindim.

Şunu söyleyeyim ki "yasakçılık" yoluyla bu işi düzenlemek, sosyal medyanın tabiatına aykırı. Kaş yapayım derken, göz çıkartılması büyük olasılık.

Şimdi kendimle ilgili bölüme geçebilirim.

"Yeşil topçu", AKP Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal, bu sunumda bana özel bir yer ayırmış.

Bununla ilgili birinci slaytın başlığı şöyle:

"T24 Sitesinde Mehmet Y. Yılmaz tarafından yayımlanan yazı."

Slaytta, "Kötülüğün sıradanlaşması" başlığıyla T24’te yayımlanan yazımdan iki görsel ve şu ifadeler yer alıyor:

* Gizli ajandalarına basını kalkan olarak kullanan kimi çevrelerce Mahir Ünal özelinde tüm AK Partilileri hedef alarak saldırgan ifadelerle paylaşımlar yapılmış, nefret söylemleri içeren köşe yazıları kaleme alınmış, partililerimize, manevi değerlerimize saldırılmıştır.

* T24 isimli haber sitesinde Mehmet Y. Yılmaz imzası ile "Kötülüğün sıradanlaşması" başlığıyla yayınlanan köşe yazısından bir bölüm şöyledir:

İkinci slaytın başlığı şöyle: "#kötülüğünüzsıradanlaşmış"

Bu slaytta şu yazılı:

* Bu menfur yazının akabinde Twitter'da başlatılan #KötülüğünüzSıradanlaşmış başlıklı gündem çalışması ile partililerimiz ve sosyal medya kullanıcıları tepkilerini göstermişlerdir.

Bu yazıyla birlikte verilen grafikten anlıyoruz ki yazımı, bu başlıkla protesto etmek için 17 bin tweet atılmış, 90 milyon gösterim yapılmış.

17 bin tweet aslında çok sayılmaz, 90 milyon görüntüleme de öyle.

Yani aslında, Twitter’ın AKP’nin sahte trol hesaplarını silmiş olmasının AKP’ye çok bir zararı dokunmamış olmalı, çünkü belli ki bir faydası da yokmuş.

Öte yandan yazımın AKP’liler tarafından okunmadığı da bu sayılarla ortaya çıkıyor.

Bunun bir nedeni sahte hesapların yazıyı okuyup, tepki gösterme yeteneklerinin olmaması. Okuyamıyorlar, çünkü gerçekte yoklar.

Diğeri de bazı AKP’lilerin bu tür yazıları okumakla başlarının hoş olmaması olabilir ki yadırganacak bir durum sayılmaz.

Ve şunu bir kez daha söylemek zorundayım ki Mahir Bey de bu yazıyı dikkatle okumamış, ne anlatmak istediğini anlayamamış.

Kim bilir belki ona da liderine verildiği gibi sadece özetler veriliyor, onlarla yetiniyor.

Dilerse bir gün tane tane tekrar kendisine de anlatırım.

"AKP’lilerin manevi değerlerine saldırmak" iddiasını reddediyorum.

Kendi değerlerime saygı duyulmasını isterken, başkalarının değerlerine saldırmak gibi bir tutarsızlık içinde hiç olmadım.

Söz konusu yazı, sıradan insanların, otoriter bir düzende, muhakeme yeteneklerini ve vicdanlarını yitirmelerinin nasıl büyük insanlık dramlarına yol açabildiğine dikkat çekiyordu.

Siyaset Bilimci Hannah Arendt’in "Kötülüğün Sıradanlığı" isimli eserinin ana fikrinden esinlenilmiş bir değerlendirmeydi.

Mahir Bey’e bu kitabı da okumasını öneririm. Bu kitaptan öğrenecekleri hoşuna gitmeyebilir, baştan uyarmış olayım.

* * *

Ayasofya’da inşaat ihalesi!

AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, "önce Sultanahmet’i doldurun" noktasından, Ayasofya’nın temmuz ayında ibadete açılması noktasına nasıl geldiğini bilmiyoruz.

Kendisi 18 yıllık iktidarları boyunca bugün bulunduğu noktanın tam tersinde durdu.

Ayasofya’nın ibadete açılması ile ilgili konu açıldıkça, bazen bu isteği provokasyon olarak niteledi, bazen Sultanahmet’i adres olarak gösterdi.

Sonra günün birinde, Ayasofya’nın ibadete açılması konusunda "çalışma yapılmasını" istedi.

"Çalışma yapılması isteği", AKP jargonunda "açın emri verildi" anlamına geliyor.

Yani Ayasofya, bugün yarın cami olarak da hizmete alınacak, bu belli.

Bilmediğimiz Erdoğan’daki bu fikri dönüşümün nedeni.

Görebildiğimiz kadarıyla Ayasofya’nın ibadete açılmasının getireceği ekstra bir oy yok. Onlar zaten AKP – MHP seçmeni.

Bu nedenle siyasi tercih değiştirecek büyük bir kitle görünmüyor.

Konu yeniden açıldığında, Ayasofya ile ilgili çok sınırlı bilgimi biraz geliştireyim diye araştırırken, internette "Üç Devirde Bir Mabed – Ayasofya" isimli bir kitabın PDF kopyasını buldum.

Tümüne erişilmiyor ama derli toplu bir eser. Prof. Dr. Ahmet Akgündüz, Doç. Dr. Said Öztürk ve Yaşar Baş tarafından yazılmış, Osmanlı Araştırmaları Vakfı 2005 yılında yayımlamış.

Kitapta, 1935 yılında yıktırılan Ayasofya Medresesi’nin yeniden yaptırılması, imarethanesinin boşaltılarak onarılması ve bir özel işletmeciye verilmesi, türbelerin onarılması, muvakkithanesinin yeniden aslına uygun olarak düzenlenmesi gibi öneriler var.

Bunu okuyunca "tamam" dedim, "davet usulü ihale var!"

AKP iktidarının en çok sevdiği ve pandemi günlerinde bile vazgeçemediği bir "etkinlik" bu!

Reis’in fikrinin değişmesinin nedeni de bu olabilir.

Tanıl Bora’nın derlediği "İnşaat Ya Resulullah" isimli kitabı okumuş muydunuz? (İletişim Yayınları.)

Yazarın Diğer Yazıları

Saatli bombanın üzerinde oturuyoruz

Türkiye, kendi iç toplumsal mutabakatını tamamen bozacak bir saatli bombanın üzerinde oturacak; buna hazır mısınız?

Dertleri “etik” değil, “tetikçilik”

Bugün bazı medya kuruluşlarının yararlandığı fonlar üzerine koparılan kıyamet de, bu kıyameti koparanların çok ahlaklı olmalarından değil, muhalif seslere tahammüllü olmamalarından kaynaklanıyor.

Ensar sandık, köle tüccarı çıktılar!

Suriyeli ve Afgan sığınmacıların, her türlü sosyal güvenceden uzak, kayıt altına alınmadan çalıştırılmalarına göz yumulmasının nedeni, rejimin sırtını dayadığı sermayenin ucuz iş gücü ihtiyacının karşılanmasından başka bir şey değil.