16 Eylül 2020

CHP açısından Atatürk

Eğer CHP Atatürk'ü tartışacaksa bunu parti içi çekişme olarak kendi içinde değil, iktidara karşı kamuoyunun önünde yapmalıdır

Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu cumhuriyetin kuruluş ilkeleri ve kurumlarının tarihe gömülmeye çalışıldığı bir dönemde CHP'nin kendi içinde bir Atatürk tartışmasına yönelmesi meleklerin cinsiyetini tartışmak kadar abestir.

Laiklik ilkesinin fiilen rafa kaldırıldığı, Atatürk'ün ders kitaplarında yerinin iyice küçültüldüğü, 15 Temmuz'un 29 Ekim'in önüne geçirilmeye, 23 Nisan'ın, 19 Mayıs'ın, 30 Ağustos'un sıradan günlere dönüştürülmeye çalışıldığı, Abdülhamit'in, Vahdettin'in Atatürk'ün önüne konulduğu, Atatürk'ün kurduğu Heybeliada Sanatoryumu'nun Diyanet'e verildiği, adının stadyumlardan çıkarıldığı, Atatürk'ün kurduğu Türk Dil ve Tarih Kurumu'nun etkisizleştirildiği bir süreçte, eğer CHP Atatürk'ü tartışacaksa bunu parti içi çekişme olarak kendi içinde değil, iktidara karşı kamuoyunun önünde yapmalıdır.

Atatürk'ün "Benim iki büyük eserim var. Biri Türkiye Cumhuriyeti, diğeri CHP'dir" dediği anımsanırsa Atatürk'ü tartışacak en son kurumun CHP olduğu daha iyi anlaşılır.

Atatürk'ün CHP'deki yeri tüzüğünde şöyle belirlenmiştir:

"Madde-1

(1) CHP, MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ün liderliğinde Anadolu ve Rumeli Müdafai Hukuk Cemiyetleri ve Kuvayimilliye'nin devamı olarak 9 Eylül 1923 tarihinde kabul edilen tüzükle kurulmuştur.

(2) CHP'nin kurucusu, ilk Genel Başkanı ve değişmez önderi MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'TÜR.

(3) CHP, programındaki anlamıyla Atatürkçülüğün, Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik, Devrimcilik ilkelerine bağlıdır."

Prof. Dr. Sencer Ayata'nın parti genel merkezine sunduğu araştırma raporunda yer alan anketlere göre CHP'lilerin kendilerini tanımladıkları birinci kimlik "Atatürkçülük"tür.

Bu gerçek de gösteriyor ki, CHP içinde bir Atatürk ve Atatürkçülük sorunu yoktur.

Bu nedenle Atatürk'ün parti içi çekişmelere konu edilmesi CHP'nin yapabileceği en büyük yanlışlardan biridir.

CHP açısından Atatürkçülük, Türkiye'yi aklın ve bilimin öncülüğünde O'nun gösterdiği hedeflere ulaştırmaktır.

Bugün Atatürk ilke ve devrimlerinin cumhuriyete sağladığı kazanımların korunmasının bile giderek zorlaştığı bir süreçte CHP'ye düşen görev ve sorumluluk o kazanımları korumak ve daha ileri götürmektir.

Atatürk'le sorunlu İslamcı ve ayrılıkçı hareketlerin adını anmaktan kaçındıkları için eleştirildikleri bir dönemde aynı eleştiri CHP içindeki farklı grupların birbirine yöneltmesi tam da iktidarın istediği bir tartışmadır.

Atatürkçülük

CHP açısından Atatürkçülüğü en iyi tanımlayanlardan biri de Bülent Ecevit'tir.

Bülent Ecevit, CHP Genel Sekreteri olarak, 11 Kasım 1969 tarihinde, Ankara'da, Sosyal Demokrasi Dernekleri Federasyonu tarafından düzenlenen Atatürk'ü anma toplantısında yaptığı, sonradan "Atatürk ve Devrimcilik" adıyla kitaplaşan ünlü konuşmasında şöyle seslenir:

"Biz Atatürk'ün dirilmesini de, bir başka Atatürk'ün ortaya çıkıp başımıza geçmesini de beklemeyeceğiz. Gerçekten Atatürkçü isek, Atatürk'e gerçekten layık isek, bize düşen, Atatürk'ün halkçı ve devrimci yöntemini benimseyip, onun ömrünün yetmediği, onun içinde bulunduğu koşulların elvermediği devrimleri yapa yapa, onun gösterdiği ülküye doğru Türk toplumunu götürmektir."

Ecevit, Atatürk'ün Türk gençliğine bir ideoloji, bir dogma bırakmadığını, aklın ve bilimin öncülüğünde halktan yana sürekli devrimcilik yöntemini bıraktığını vurguladığı konuşmasına şöyle devam eder:

"Atatürk, halkçılık ve devrimcilik ilkelerini benimsemişti. Bu ilkeler de zemin ve ortam hazırlandıktan, üstyapı devrimleriyle yol açıldıktan ve engeller aşıldıktan sonra yapılacak yeni devrimlerin yönünü ve niteliğini gösteriyordu.

Halkçılık ilkesine göre, ileriki aşamada atılacak adımlar halk yararına olacaktı. Üretim ilişkilerini halk yararına değiştirme yönünde olacaktı.

Devrimcilik ilkesine göre de halk yararına yapılacak bu değişiklikler devrimci yöntemlerle gerçekleşecekti ve devrimcilik sürekli olacaktı.

Atatürk'ün ortaya koyduğu, benimsediği bütün temel ilkeler, cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik, devrimcilik ilkeleri bugün de geçerlidir. Hep geçerli olabilecek niteliktedir."

CHP ve CHP'liler için gerçek Atatürkçülük, Ecevit'in yıllar önce yansıttığı bu anlayış ve kavrayıştır.

Yazarın Diğer Yazıları

Tarih bilgisi ve bilinci

Türkiye’nin tapu belgesi olan Lozan Antlaşması ise Atatürk ve İnönü’nün büyük zaferidir. Öyle, "Meis'i İtalyanlara vermişiz, onlar da Yunanistan'a vermiş. Yanı başımızda, vermişiz" diyecek bir antlaşma değildir

12 Eylül'ün ağır faturası

40 yıl önceki 12 Eylül'ü bugüne bağlayan iki köprüden biri, emek ve kamusal ekonomi karşıtı politika ise diğeri de siyasette demokratik-laik yapı yerine İslamcı yapının oluşturulmasıdır

'Sorun icat et, çöz' politikası

İktidar, gündemi boş işlerle işgal ediyor; Korona salgını kontrolden çıkmış durumda, işsizlik kartopu gibi büyüyor...