22 Nisan 2022

Bir yapısal eleştiri | Spor yasası Türk sporu ve futbolunun yapısal sorunlarını çözer mi?

Eleştiri ve değerlendirmelerimi üç başlık altında yapacağım. Bunlar: 1) Yapısal, 2) Hukuksal ve 3) Yönetsel, örgütsel ve mali eleştiriler olacaktır

Spor yasası Meclis'ten geçti. Yasa Türk sporunu hukuksal, mali, örgütsel ve yönetsel yönlerden yeniden düzenliyor. Buna ilişkin kulüp yönetimlerine önemli yaptırımlar getirildi. Yasa ile gelen yeni düzenlemeleri “Spor yasası ne getiriyor; Türk sporunun ve futbolunun sorunlarını çözebilir mi? (I)" başlıklı bir önceki yazımda sizlerle paylaşmıştım.

Şimdi de, bu yasanın Türk sporunun sorunlarına ne ölçüde çare olabileceğine ilişkin değerlendirme ve eleştirilerimi yazmak istiyorum. Eleştiri ve değerlendirmelerimi üç başlık altında yapacağım. Bunlar: 1) Yapısal, 2) Hukuksal ve 3) Yönetsel, örgütsel ve mali eleştiriler olacaktır. Bu yazımızda biz, yasanın olumlu yönlerine değineceğiz, yapısal eleştirilerimizi dile getireceğiz. Bir sonraki yazımızda hukuksal ve yönetsel eleştirilerimizi sizlerle paylaşacağız.

Yasanın olumlu ve olumsuz yönlerine öncelikle değinelim. 

1. Yasanının olumlu yönleri

Yasa öncelikle spor kulüplerinin mali disipline yönelmelerini sağlamaya yönelik yaptırımlar ve uygulamalar içeriyor. Bu kapsamda, parasallaşmanın giderek büyümesi ve buna bağlı oluşan yüksek bütçeler nedeniyle profesyonel spor kulüplerinin AŞ. Şeklinde organize olmalarını zorunlu kılıyor. 

Finansal anlamda şeffaflığı sağlamaya yönelik denetim bazlı yaptırımlar ve finansal tabloların belirli aralıklarla denetim merciine gönderilecek olması, kulüpleri finansal tablolarda daha şeffaf olmaya itebilecektir.

Yönetici ve başkanın sorumluluklarının artırılması, mali disiplinin sağlanması bakımından harcama ve gider yönetiminde daha etkili olmayı zorunluluk haline getiriyor.

Bu kapsamda özellikle kayıtdışılığın çok yüksek olduğu menajerlik uygulamasında, sözleşmelerin noter huzurunda düzenlenecek olması önemli bir uygulama olabilecektir. 

Kayıtdışılığı önlemeye yönelik olarak 7.000 TL'nın üzerindeki ödeme ve tahsilatların banka hesapları üzerinden yapılması zorunluluğu, hem vergisel, hem de şeffaflık açısından önemlidir. 

Bir takım yöneticisinin, aynı ligde bir başka takımın yönetimde yer alamayacak olması da şike, teşvik, yasadışı bahis gibi futbol dışı unsurlara karşı önemli bir düzenlemedir. 

Özkaynak açığı olan kulüplerimizin bulunduğu bir ortamda profesyonel spor kulüplerine asgari 1 Milyon TL sermaye zorunluluğu getirilmesi, finansal sağlık açısından önemlidir. 

Belediyelerin kamu kaynaklarını spor kulüplerine aktaramayacak olması, sosyal adalet ve kamu vicdanı açısından çok büyük öneme sahip olmakla birlikte, haksız rekabeti önlemek bakımından da çok kritik bir düzenleme olacaktır. 

Başkanın ve yöneticilerin spor kulübü şirketlere koyacakları paralara sınır getirilmesi, finansal denge ve rekabet bakımından önemlidir. 

Finansal ve ticari borçların bildirilecek olması ile borçlanma ve teminat vermeye kısıt getirilmesi çok önemli bir düzenlemedir.

Denk bütçe uygulamasının bir yasal zorunluluk haline getirilmesi, sürdürülebilir finansal ve ekonomik yapı açısından önemli ve yaşamsal bir düzenleme olmuştur.

2. Olumsuz gördüğüm yönler ve eleştirilerim

Yasanın hazırlanmasında, uygulanmasında ve bakış açısında bazı sıkıntıların olduğunu görüyorum. Genel olarak bu yasaya ilişkin eleştirilerimi üç başlık altında toplayabilirim. 

  1. Yapısal eleştiriler,
  2. Hukuksal eleştiriler, 
  3. Yönetsel, örgütsel ve mali eleştiriler

Şimdi bu eleştirilerimizden yapısal eleştirilerimiz üzerinde duralım. 

2.1.Yapısal eleştiriler

Yasa Türk sporunun/futbolunun yapısal sorunlarına, günü kurtarmaya yönelik palyatif önlemler ve yaptırımlarla çözümü hedefliyor. Bu bağlamda, yaşanılan sorunların yasal yaptırımlarla halledilebileceği düşünülüyor. Bu nedenle de, kronikleşmiş sorunların çözümüne yönelik yapısal bir değişim ve dönüşümü sağlayacak bir yasal düzenleme ortada bulunmuyor. 

Bugün kulüplerin içinde bulundukları sorunların temel kaynağı, günümüz ekonomik-finansal-yönetsel-örgütsel ve sportif gelişmelerin gerisinde kalmış bir spor yapılanmamızın olması. Bu yapı rekabeti, kaliteyi artıracak ve sportif başarıyı getirecek şekilde kuramıyor. Dengesiz ve haksız rekabeti yücelten bir rekabet felsefesiyle hareket ediyor. Sağlıklı ve sürdürülebilir bir performansı örgütleyecek yapısal dönüşümleri gerçekleştirme gibi bir misyonu ve vizyonu bulunmuyor. 

Özetle, mevcut statükoyu koruyan ve kollayan, kısır döngü içinde Türk sporunu yönetmeye çalışan bir spor ve futbol üst örgütlenmesiyle karşı karşıyayız. 

Spor ve futbol üst yönetimi strateji üretemiyor

Spor ve futbol üst örgütlenmesinin özellikle son yirmi yılda spor ve futboldaki gelişmeleri iyi okuyamadığı için sporu ve futbolu ileriye taşıyacak stratejiler üretemediğini gözlemledik. Bu kurumsal organizasyon rekabetçi dengeyi yükselterek toplam kaliteyi artıracak yönetsel yapıyı oluşturamıyor. Nitekim, bu yasa ile de spor üst örgütlenmesi şimdi de yapısal sorunları çözümleme yerine, güncel problemleri çözmeye odaklanmış durumda. 

Bugünkü sorun üreten patolojik yapıyı sadece bazı cezai müeyyideler uygulayarak düzeltmeye kalkmak uzun vadede kalıcı bir çözüm sağlayamaz. 

Olması gereken, bugün kulüplerin içinde bulundukları sorunları doğru analiz edip çözüm önerilerini orta ve uzun vadeli planlayacak şekilde bir yasal düzenlemeye gidilmeliydi. Oysa, yasanın bugünkü bakış açısı miyopik. Uzun erimli yapısal sorunları, kısa vadeli çözüm yöntemleriyle halletmeye çalışan bir anlayışa sahip. Yarınları kurtaracak bir yapı yerine sadece yakın geleceği öncelikleyen bir yaklaşım. Bu anlayış Türk sporunu ve futbolunu kalıcı başarılara taşıyamaz.  

Yapısal sorunlar çözülmeden başarı gelmez!

27 Ocak 2021'de kaleme aldığımız “Yapısal Sorunları Çözmeden Yasal Düzenleme İle Türk Futbolu Kurtulmaz!" başlıklı makalemizde de vurguladığımız gibi, “Kulüpleri bugün içinde bulundukları temel olumsuzluklara iten ana faktörler: şeffaflığa, hesap verebilirliğe, denetime ve paydaşlarına karşı sorumluluğa zorlayacak bir örgütsel, yönetsel ve hukuksal yapılanmanın bulunmayışıdır. Böylesi bir yapıyı kurmadan, salt kulüp yöneticilerini cezalandırmayı hedefleyen bir anlayışla kulüplerimizi içinde bulunduğu sorunlardan kurtaramayız. Aslında bu yasa kulüpleri içinde bulundukları sarmaldan kurtarmayı amaçlıyor. Oysa burada temel amaç, onları içinde bulunduğu sıkıntı ve problemlerden kurtarmaktan daha çok, onların içinde bulunduğu sorunlardan kendi dinamikleriyle çıkabilmelerine olanak sağlayacak ve bir daha benzer sorunlara neden olmayacak bir yapıya kavuşturulmaları olmalı..."

Türk sporunun ve futbolunun sahip olduğu potansiyeli başarıya dönüştürecek bir vizyon gerekiyor. Bu da stratejik bakış açısını zorunlu kılıyor. Bugünkü gerçeklere bakıldığında, ortada bir sportif başarı olmamakla birlikte, hala Türk futbolu bugün Avrupa'nın ve Dünya'nın en önemli gelir yaratan, yüksek potansiyele sahip varlıkları olan bir futbol ülkesi. Yetenek havuzu çok geniş ve gelecek elli yıla damgasını vurabilecek potansiyele sahip...Tüm bunlara karşın ne yazık ki, Türk futbolu/sporu iktisadi, mali ve sportif anlamda Avrupa ve Dünya futbolundan hak ettiği payı bir türlü alamıyor. 

Sorun dernek yapılanması değil!

Bugün Türk sporu ya da futbolunun temel sorunu dernek bazlı kurumsal yapıdan kaynaklanmıyor. Dernek statüsünde olan kulüplerin iyi denetlenmemesi, şeffaflığın olmayışı, ibra müessesesinin çalışmaması, yasal yaptırımların eşit ve adil şekilde uygulanmaması kulüpleri başarısızlığa sürüklüyor. Oysa, Alman Bundesliga'da Bayern, İspanyol La Liga'da Real ve Barça ve daha bir çok başka ligde başarılı dernek örgütlenmeleri mevcuttur. Şirketleşme ile her şeyin yoluna gireceği düşünülüyor. Oysa, Avrupa'da ve ülkemizde şirket şeklinde organize olup batan, küme düşen çok sayıda futbol kulübü bulunuyor. 

Avrupa'da dernek statüsünde olup sportif, mali ve yönetsel alanlarda başarılı olan bir çok kulüp örgütlenmelerinde, kurumsal yönetim ve yönetişimin egemen örgüt modeli olduğunu görüyoruz. Bu örgütlenme modeli kendisini onaran, hatalarını telafi edebilen, risk anlayışı gelişmiş, şeffaf, hesap verebilir, denetlenebilir, paydaşlarına karşı sorumluluk taşıyan yasal ve yapısal bir karaktere ve rekabeti, kaliteyi, sürdürülebilir başarıyı öncelikleyen bir stratejiye sahiptir. Günümüz finansal spor yapılanması içinde, bu nitelikleri oluşturmadan ve çalıştırmadan şirketleşmek bir çözüm değildir. Bu bağlamda soruna miyopik yaklaşıp temel sorunların kaynaklarını sadece kulüp yöneticileri ve yönetimlerinde aramak Türk sporunu başarıya götürmez. Önemli olan bugünkü ortamın oluşmasına neden olan temel problemleri ortadan kaldıracak yapısal yaklaşımdır.

İster şirket, isterse dernek statüsünde olsun, kurumsal yönetimin egemen olmadığı bir yapılanmada sportif, mali ve yönetsel başarıya ulaşma şansı bulunmuyor. 

Sürdürülebilirlik yerine cezalandırmayı öncelikleyen anlayış

Bu yasa tasarısının amacı spor federasyonları ile kulüplerin daha iyi yönetilmelerine katkı sağlayacak ve onları sürdürülebilir bir başarıya götürecek ortamı sağlamaktan daha çok, siyasetin spor ve futbol üzerindeki nüfuzunu daha da artırmaya imkan tanıyan, kontrolü daha da güçlendirmeyi hedefleyen bir anlayışa sahip.

Bu yasa tasarısı kulüpleri içinde bulundukları kısır döngülerden uzun vadeli sağlıklı bir sürdürülebilir mali yapıya kavuşturmaktan daha çok, cezalandırma temelli günü kurtarmaya yönelik bir düzenleme…Bu yasa, spor kulüpleri üzerinde federasyonlar aracılığıyla (bazı durumlarda doğrudan) bakanlığın (siyasetin) müdahalesini bugünden daha fazla açık hale getiriyor. Yasadan gördüğüm kadarıyla, bağımsız olmaları gereken spor federasyonları, birer devlet kurumu olarak kurgulanmış durumda.

Ahbap çavuş yapılanması ve nepotizm futbolumuzu küme düşürdü!

Yeni yasa sorunlu ve sorumlu olarak kulüpleri ve onların yönetimini görüyor. Oysa, bu sorunların oluşumunun temelinde önemli yapısal problemler bulunuyor. Yasa Türk sporunu başarısızlığa mahkum eden genel spor örgütlenme yapısını görmüyor.

Üst yapıda spor örgütlenmesinin neden olduğu başarısızlık ortadayken, kulüp özelinde mikro önlemler ile soruna çare aramak, makro sorunları ortadan kaldırmıyor. Bugünkü spor ve futbol yapılanması, futbolumuzu ve sporumuzu başarıya taşıyabilecek yetkinliklere sahip değil. İçinde bulunulan sorunlara çare üretemiyor, uluslararası başarıyı getiremiyor. Özellikle son yirmi yılda filizlenip kök salan ahbap-çavuş yapılanması ve nepotizm Türk futbolunu bugün UEFA'da 19. Sıraya, FIFA'da da 43. Sıraya geriletti. Hal böyle olunca sportif başarı gelmiyor, sportif başarı olmayınca da finansal başarıya ulaşılamıyor. Bu olumsuzluk kulüplerin finansal sağlıklarını yitirmelerine neden oluyor. Kulüpler finansal dengelerini de yitirince siyasete el açar hale geliyor. Bu da siyasetin spor ve futbol üzerindeki nüfuzunu artırmasına olanak sağlıyor. 

Bu konudaki son değerlendirmem: Yapısal sorunların ancak radikal ve yapısal yaklaşımlarla çözülebileceğidir. Geçici çözümler ve reformist düzenlemelerle ancak günü kurtarabiliriz, yarınları değil!.. 

Yazarın Diğer Yazıları

Takım Harcama Limitleri: Olmayan parayı harcama limitleri

TFF'nin THL uygulaması, her ne kadar kulüplerin harcama bütçelerini kontrol ve denetim altına alarak, kulüplerin mali yapılarının güçlendirilmesini amaçlasa da, mevcut uygulama kulüplerin finansal yeterliğini sağlamaktan ve finansal dengeyi kurmaktan uzaktır. Aksine, harcamayı cesaretlendiren, günü kurtarmaya yarayan palyatif bir çözüm olarak karşımıza çıkıyor

Süper Lig mi, İstanbul Ligi mi?

Bugünkü Süper lig yapılanması dengede rekabetten daha çok dengesiz rekabeti kurgulayan; haksız rekabeti yücelten, belirli takımların ya da bölgenin çıkarını öncelikleyen, adil olmayan politikalarla yönetilen, başarısızlığı tescillenmiş sportif bir örgütsel yapıdır

UEFA, Şampiyonlar Ligi'nde oyunu yeniden kuruyor!

Şampiyonlar Ligi'nde UEFA oyunu merkez ligler lehine yeniden kuruyor. Var olan merkez lig hegemonyasını daha da artırmayı, bu sayede reytingi yükselterek, daha fazla gelir ve kâr elde etmeyi hedefliyor