02 Ocak 2022

Otoriterlik, ucuzluk ve Sütlü Nuriye

İktidar ve muhalefet için farklı anlamlar taşıyan ve son zamanlarda sıklıkla kullanılan "geliyor gelmekte olan" sloganıyla 2021'i bitirip 2022'ye girdik. İlk gelen elektrik ve doğal gaz zammı oldu. Söylenenlere bakılırsa, bir başka gelmekte olan da maliyenin sopası. O sopa geçmişte de vardı, bakalım yenilikleri neler olacak?

20021'in son haftasında düzenlenen AK Parti Yerel Yönetimler İstişare ve Değerlendirme Toplantısı'nda gözleri mutlulukla kıpır kıpır Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, "kur korumalı TL vadeli mevduat" hesabı ve yeni ekonomik modelin detaylarını anlatırken, yeni yılda uygulanacak enflasyonla mücadele yöntemlerinin de ipuçlarını verdi: "Jet hızıyla çıkardılar fiyatları, öyle yamaç paraşütüyle gezer gibi ortalıkta dolanmasınlar. Fiyatlar, aşağı hızlı bir şekilde inecek. Yoksa geliyor gelmekte olan... Hazine ve Maliye'nin sopası!"

Kolayca tahmin edileceği gibi, burada kilit sözcük "sopa". Son seçimler öncesinden başlayarak soğan, patates ve limonda depo baskınlarıyla fiyatlar düşürülmüş, büyük resim (iki elin işaret parmaklarıyla havada bir dikdörtgen çizilerek okunmalı) içindeki oyun faş edilmemiş miydi?

Kamu maliyesi, para ve döviz politikaları gibi enstrümanlar da var ama onlar hem acılı hem de çok zaman alıyor, enflasyonu kısa sürede, şıppadanak düşürmek için en etkin yöntem, sopa. Hem de ta Osmanlı İmparatorluğu'ndan 12 Eylül askeri darbesine kadar. İşin püf noktası, kararların tek bir merci tarafından alınması, çevrede laga luga yapacak kimsenin bulunmamasında.

Darbeci Kenan Evren emekliliğinde kendini resme vermiş ve fotoğraflara bakarak yaptığı resimler astronomik fiyatlara alıcı bulmuştu. Ölümünden sonra enflasyonist ortamda fiyatı düşen tek ürün ise yine Evren’in tabloları oldu. Zaten paşa enflasyondan hiç hazzetmezdi netekim!

Jüpiter'in nektarı

Üretim girdilerindeki enflasyon baskısı bir yana bırakılırsa, pek bilimsel olmasa da şu gıda kısmındaki yüksek enflasyon acaba yeme içme alışkanlığımızdaki değişiklikten kaynaklanıyor olamaz mı? Mesela 1555'te Kanuni Sultan Süleyman'la görüşmek üzere Avusturya İmparatoru I. Ferdinand tarafından görevlendirilen büyükelçi Ogier Ghiselin de Busbecq'un anlattıkları böyle bir şeyi düşündürüyor. First Lady Erdoğan'ın "porsiyonlarımızı küçültelim," ya da yarım simit ya da yarım ekmek önerilerini bir de bu gözle değerlendirmekte yarar var. Busbecq günlüklerinde, "Türkler yiyecek konusunda o kadar sade ve yemek yeme zevkinden öyle uzak ki ekmek, tuz, biraz sarımsak veya soğan, bir de adına yoğurt dedikleri bir çeşit mayalanmış sütten başka bir şey istemezler. (…) Bunu buz gibi suyla sulandırıp içine ekmek doğrayarak susadıkları zaman içiyorlar. Aşırı sıcaklarda biz de bunun faydasını gördük. Lezzetli ve hazmı kolay olduktan başka susuzluğu gideren fevkalade bir gücü var. Kervansaraylarda, yani daha önce de sözünü ettiğim Türk hanlarında diğer yiyeceklerin yanı sıra bu ekşitilmiş süt de çok satılıyor. Türkler yolculuk sırasında ete veya sıcak yemeğe rağbet etmezler. Hoşlandıkları şeyler ekşitilmiş süt, peynir, kuru erik, armut, şeftali, ayva, incir, kuru üzüm ve vişnedir. Bu meyveleri temiz suda kaynatıp büyük toprak tepsilere koyarlar. Herkes bundan canının çektiğini satın alır. Meyveyi ekmeğin yanında katık olarak yerler. Sonra da suyunu içerler. Böylece yiyecek ve içecek çok ucuza mal olur öyle ki bizde bir kişinin günlük yemek masrafı bir Türk'ün 12 günde harcayacağı paradan daha çoktur. (…) İçtikleri suya biraz da bal veya şeker karıştırılmışsa Jupiter'in nektarını bile kıskanmazlar," diyor.

Ancak Busbecq bu ucuzluğun ardında yedi cihana hükmeden koskocaman bir otoriter rejimin ciddi çabalarının olduğunu hesaba katmıyor tabii. 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar Osmanlı İmparatorluğu'nda her türlü eşya ve gıda maddeleri ile hizmetler önemli bir devlet işi olarak, en yüksek resmi makamlar tarafından düzenlenmektedir. Ee işin içinde açların ayaklanması riski olduğundan sadrazamların en önemli görevlerinden biri olan narh fiyatlarının kontrolünde yapacakları herhangi bir ihmal, makamı kaybetmekten Allah göstermesin kellenin uçmasına kadar muhtelif sonuçlar doğurabilmektedir. Aç sınıfın lanetine kadar gidecek yolun önüne geçmek için de belirlenen fiyatlara uymayan esnafa falakadan kulağından dükkânı önünde asılmaya (bu cezayı gözümde pek canlandıramadım), kalebent edilmekten sürgüne gönderilmeye kadar muhtelif cezalar verilir. Neyse ki günümüzde zincir market sahipleri sadece Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın sopası, yani para cezalarıyla cezalandırılacaklar.

CHP'den AK Parti'ye

#FırsatçılaraBoykot'tan #ZamınızaKoyacağız'a uzanan, AKP taraftarları ile muhaliflerin iştahla kullandığı heşteklerin (niyet ne olursa olsun iş neden hep cinsiyetçilik üzerinden yürür?) altlarında yazılanlara bakarsak kabak yine marketler ve üreticilere patlayacağa benziyor. Tıpkı, Türkiye'de ilk olarak İkinci Dünya Savaşı sırasında, tek parti döneminde çıkartılan ve uygulamaya en fazla karşı çıkan, fakat döviz stokları eritilip enflasyon fırlayınca Demokrat Parti tarafından da iştahla uygulanan Millî Korunma Kanunu yıllarında olduğu gibi. Stokçular ve savaş vurguncularının yanı sıra arada pek çok masumun da maliyenin sopası ve hapis cezaları ile canının yakıldığı o günler geride kalsa da yakın tarihte de (en azından 40 yaş üstü için yakın tarih) narh uygulamalarının ilginç örnekleri mevcut. Belki de tanığı olduğum için benim için en tuhaf örneklerden biri Sütlü Nuriye örneği. Henüz taze bir üniversite öğrencisiyken "yeni bir tatlı çıkmış, denedin mi?" sorusunun doğurduğu merakla Ankara'da tanışmıştım Sütlü Nuriye ile. Fena da değildi, üstelik fiyatı da uygundu. Yıllar sonra, 1999'da Baylan Pastanesi'nin sahibi Harry Lenas'la yaptığım bir röportaj sırasında 12 Eylül 1980 askeri darbesi ile Sütlü Nuriye'nin ilişkisini ve sektörün darbeyle kısa bir süre de olsa nasıl üç buçuk attığını öğrenince daha bir anlam kazandı bu tatlı.

Sütlü Nuriye ya da İhtilal Tatlısı

Uluslararası tatlı menülerinde de yer alan kup griye'nin de mucidi olan Bay Harry, bir türlü durdurulamayan enflasyonun 12 Eylül askeri darbesiyle pastacılığı vuracağını hiç düşünmemiş. Röportaj sırasında ben kup griye'yi iştahla mideye indirirken, Bay Harry, darbeden sonra İstanbul Belediye Başkanlığı'na atanan general İsmail Hakkı Akansel'in Ramazan Bayramından iki gün önce, baklavanın satış fiyatının üst sınırını belirleyen bir liste yayınlamasıyla gergin bir bekleyişe girdiklerini anlatmıştı. Bugün baklava fiyatını belirleyenin yarın kup griye'den çikolataya tüm pastane ürünlerinin fiyatlarının belirlemesini ne engelleyebilirdi ki? Neyse ki korktukları olmamış, iş sadece baklava ile sınırlı kalmış. Baklavaya özel işlem uygulanmasının nedeni ise baklava almaya giden bir generalin fiyatları yüksek bulmasıdır. Dönem darbecilerin dönemi olunca, kayyum belediye başkanına yazılan tek bir yazı işin çözülmesini sağlar. Tabii bu arada askerlerin verdiği fiyatın baklavanın maliyetini karşılamaması baklavacıların çözmesi gereken bir sorundur. Çözüm Güllüoğlu Baklavaları'ndan gelir. Fıstık ve ceviz yerine fındık kullanılır, şekil kareden çıkartılıp muska yapılır, bol şekerli sütle de gramaj tutturulur ve hiçbir anlamı olmayan bir de isim bulunur: Sütlü Nuriye. Ankara'da Güllüoğlu'nun verdiği adla anılsa da o sırada bu yeni baklava benzeri tatlı İstanbul'da "ihtilal tatlısı" olarak anılır.

Tekrar başa dönersek, yani maliyenin sopasına, maliyet enflasyonunu hesaba katmayan bu anlayışla, yiyecekten giyeceğe, aslı olmayan ama aslını andıran tüketim kalemleriyle hayatı sürdürmeye hazır olmamız gerekiyor. Tabii buna da şükür diyenler her zaman olacaktır.

Yazarın Diğer Yazıları

İktidar itirazı sevmez

Gezi davası ardından Canan Kaftancıoğlu'na verilen hapis cezası derken haftayı HDP eski eş başkanı Selahattin Demirtaş'ın mektubu ile tamamladık. Demirtaş aydınları göreve davet ediyor. 12 Eylül 1980 sonrası ilk kitlesel aydın eylemi Aydınlar Dilekçesi'nden bu yana iktidarların aydın nefreti artarak artarak devam ediyor

Ortam karışacak, vaziyet alın!

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ arasında başlayan -hadi kibar olalım- atışma, siyasilerden sonra, ülkücü mafya lideri Alaattin Çakıcı’nın da bakana verdiği destekle yeni bir aşamaya geçti. Yarıda kalmış Soylu-Özdağ düellosunda kullanılan dil şimdilik zirvede, ancak siyasette küfür her gün el yükseltiyor. Bakalım bundan sonra zirveyi kim zorlayacak?

Adaletin utanç dönemleri

Hukuk bağımsızlığını, hakimler ve savcılar da tarafsızlıklarını kaybettiğinde ortaya çıkan şey, hukuktan başka her şey oluyor.