09 Ocak 2022

Claude Lalanne ve floranın dili

Claude Lalanne'ın Gerçeküstücülük'le beslenmiş formlarını, zanaat ve el becerisiyle incelikle işlediği çalışmaları; malzemeye, zanaate ve forma bir iade-i itibardır. Bakır, bronz ve altın organik formları kaplar, korur ve sonsuzlaştırır. Sanatçı, Ury'deki stüdyosundan çıkıp dünyanın farklı noktalarına uzanan çizgilerle bir Harikalar Diyarı Ağı oluşturmuş, lahana kafalı yaratıkları, timsah masaları, ginkgo aynalarıyla insanın merkez ve hakim olmadığı bir hayatta, varlıklar arası sınırların akışlanlaştığı, flora ve faunayla, form ve anlamla, "Dünya"nın varoluşunun tüm canlılarıyla kutsandığı ve kutlandığı bir evren yaratmıştır 

Bu köşede şimdiye dek hayatı, pratikleri, sırları, travmaları ve zaferleriyle farklı sanatçı kadınlardan bahsettim. Bugünse Claude Lalanne'ın sanat ve tasarımın arasında salınan dünyasına dalmak niyetindeyim. Claude Lalanne'ın (1925-2019) adına yabancı olanlar, onu eşi François-Xavier Lalanne (1927–2008) ile oluşturdukları Les Lalanne'ın yarısı olarak da bilebilirler. Claude Lalanne ve François-Xavier Lalanne, birlikte yaşayıp üretirken çok zor bir şeyi başardılar çünkü her ne kadar profesyonel hayatlarını Les Lalanne adı altında bir duo olarak konumlandırmış olsalar da, hiçbir zaman tam olarak birlikte üretmediler. Claude Lalanne ve François-Xavier Lalanne'ın eser ve tasarımları, her iki ismin de bireysel yaratıcılıklarının ürünü oldu. Nitekim, üretimlerine bakıldığında da bu iki ismin esin kaynakları, üslup ve amaçlarındaki farklılık rahatlıkla görülüyor. Hatta, -çoğunlukla- Claude Lalanne'ı flora, François-Xavier Lalanne'ıysa faunanın dili olarak yorumlamanın da mümkünlüğüyle, sanki birbirinden ayrı ama bir o kadar da birbirine dokunan pratikler söz konusu oluyor Les Lalanne'dan bahsedildiğinde. Tabii ki bu flora - fauna ayrımında ağırlıklı üretimden bahsettiğim, uzun senelere yayılan bu işbirliğinde flora ve faunanı el değiştirdiği, Claude ve François-Xavier Lalanne'in ellerinde her ikisinin de şekillendiği zamanlar olduğu notunu da düşelim.

Claude Lalanne stüdyosunda, Ury, Fransa

Yine de şu an için François-Xavier Lalanne'ın pratiği üzerine yazma hakkımı bilinmez bir gelecekte saklı tutarken, Les Lalanne'ın diğer yarısı, Claude Lalanne'ın organik formlardan yola çıkıp, gerçeküstücülüğün duraklarına uğrayıp, tasarımın temel prensiplerini de bünyesine katan büyülü işlerine odaklanıyorum. 28 Kasım 1925'te dünyaya gelen Claude Dupeux (daha sonra Lalanne), École des Beaux-Arts ve ardından École des Arts Décoratifs'te mimari öğrenimi görür ve 1952'de François-Xavier Lalanne ile, ziyaret ettiği resim sergisinde tanışır. Kısa süre sonra François-Xavier Lalanne resmi bırakır ve ikili birlikte çalışmaya başlar. İkili, ürettikleri heykeller / tasarım nesnelerinin yer aldığı "Zoophites" başlıklı birlikte ilk sergilerini 1964'te Jeanine Restany'nin sahibi olduğu Paris'teki Galerie J'de açar, 1966'da "bir arada ama ayrı" üretimleri için Les Lalanne başlığını seçer, 1967'deyse evlenirler. 

Claude Lalanne ve François-Xavier Lalanne, II. Dünya Savaşı'nın ardından 1960'ları sarıp sarmalayan Soyut Sanat rüzgarından uzakta, ilhamını doğanın organik formlarından alan çalışmalar üretir ve Fransa'da hatırı sayılır bir üne kavuşurlar. Bir kırılma noktası olarak, Yves Saint Laurent ve Pierre Bergé'nin ilgilerini çekmeleri ve ikilinin koleksiyonları için üretim yapmalarıyla, haklı ünleri daha da perçinlenir. Claude Lalanne ve François-Xavier Lalanne'ın Gerçeküstücülük ve Art Nouveau kıyılarında yüzen heykel ve mobilya tasarımlarında, doğal formlar olanca netlik ve hacimleriyle var olur. Birlikte sergiler açmış da olsalar her ikisi de her zaman yapıtlarını kendi üslup ve yoluna bağlı kalarak, kendi imzasıyla üretmiştir. Bu bir arada ama tekil olabilme hâlini seneler boyu çok büyük başarıyla yürütebilmiş olmaları, temelde yakın duruş ve prensiplerle hareket etmeleri neticesinde olmuştur şüphesiz. 

Yazının başlarında da belirttiğim üzere, çok detaya girmeden de olsa, François-Xavier Lalanne'a dair meşhur koyun yerleştirmesi ya da gergedan masası gibi fauna odaklı evreninin, zaman zaman dışına çıkıp Christie's'in 17 Mayıs 2018 tarihli açık artırmasında 4,57 milyon dolara satılan eseri Mayersdorff Bar gibi astronomik göndermeler de içeren geometrik tasarımlara da uzandığını söylemeliyim. Claude Lalanne ise, kendi harikalar diyarından bu dünyaya getirdiği üretimlerinde zaman zaman hayvanlar aleminden görsel kesitlere yer verse de, ağırlıkla botanik formlar üzerine çalışmış; nilüfer, ginkgo, bambu, ve hatta çeşitli meyvalar üzerinden temellenen heykeller ve tasarım objeleri / mobilyaları üretmiştir. Bu üretimleri başka sanatçılara da ilham olmuştur tabii. Örneğin meşhur tavuk ayaklı lahana heykeli "Choupatte"... Claude Lalanne'ın "Choupatte"ı yaratış süreci, sanatçının "form"a olan bitimsiz ilgisinin bir kanıt niteliğindedir. Atölyesinde çalışırken, bir lahananın kalıbını almaya karar verir ve ortaya çıkan kalıba bir çift tavuk ayağı ekler. Lalanne, o an doğru yolda olduğunu, bu formun kendine ait bir duygusu olduğunu hisseder. Böylelikle seneler boyunca farklı boyut, renk ve malzemelerle tekrarlarını üreteceği kült heykelini yaratmış olur. "Choupatte"tan kısa süre sonra, 1968'de ürettiği "Lahana başlı adam" heykeli (L'Homme à tête de chou) ise, Serge Gainsbourg'un 1976 tarihli albümüne hem ismini verecek hem de kapak görselinde yer alacaktır.

Claude Lalanne, Ginkgo Sandalye, 1996

Claude Lalanne'ın üretimlerini tanımlamak hiçbir zaman kolay olmamıştır. Yine de çoğunlukla heykel, mobilya ve tasarım objesi başlıkları seçilir bu üretimler için. Claude ise üretimlerini "Ne heykel, ne de mobilya; onlara Lalannes (Lalanne'lar) diyebilirsiniz" cümlesiyle pratiğini klasifikasyonların çok ötesinde bir yere konumlandırır.

Sanatçının üretimi, form ve malzeme odaklıdır. Stüdyosundaki malzemelerden yola çıkarak, çoğunlukla elektro-kaplamayla doğayı sanata dönüştürür. Bir nevi simyacı olarak da görebileceğimiz Claude Lalanne, pratiğinde bakır sülfat banyosuna yatırdığı botanik elementleri bir simya sürecine tabi tutar. Burada sanatçının zanaate verdiği önem de görünür olur. Claude Lalanne, kariyeri boyunca geleneksel teknik ve yöntemlerle çağdaş anlatılar yaratmıştır. Kamusal alanda sergilenen büyük boyutlu bir heykel, evde kullanılan fonksiyonel bir tasarım ya da botanik ilhamlı bir mücevher… Salvador Dali, Yves Saint Laurent, Valentino Garavani gibi isimler bu sürecin yakın tanıkları olmuş, dostlukları ve profesyonel işbirlikleriyle Claude Lalanne'ın gerçeküstü dünyasının gerçek dünyada daha da tanınmasını olanaklı kılmıştır.

Claude Lalanne'ın işleri, aralarında National Design Museum (New York), Musée Nationale d'Art Moderne/Centre Georges Pompidou (Paris), The Cooper Hewitt Museum (New York) ve the Museé d'Histoire Naturelle'in (Paris) de olduğu pek çok kalıcı koleksiyonda kendine yer bulmuş, bunun yanında süreli sergilerle tüm dünyayı dolaşmıştır. Claude, 10 Nisan 2019'da hayatını kaybeder ancak vefatının ardından da eserleri dünyayı dolaşarak floranın dilini yaymaya devam eder. 

Sanatçının pratiğinde büyük boyutlu heykeller ve heykel mobilyalar kadar şamdanlar, çatal-bıçak setleri ve tabak gibi ev hayatına dair objeler de yer alır. Lalanne, "dışarısı" kabul edilen yeryüzünün ormanlarını "ev" dediğimiz sistemin içine sokarak, bireyin doğa ve mekanla kurduğu ilişkiye ve insan yapımı olanla kendiliğinden var olanın yanyanalığına vurgu yapar. Özellikle mücevher tasarımlarında, forma minimal müdahaleleriyle direkt botanik elementleri giyilebilir kılar. Nitekim sanatçının tüm pratiğinde botanik formları olanca görkemleriyle ışıldar. Bir ginkgo sandalye, nilüfer masa ya da belki sarmaşık kolye, floranın hammadde olup formunu değiştirmeden, hem orijinal formlarıyla var olabilmesinin hem de bireyle ilişkilenmesinin olanaklılığını anlatır.

Claude Lalanne, Çatal, bıçak, kaşık seti, 1996

Tüm bunların ışığında, Claude Lalanne'ın II. Dünya Savaşı'nın ardından insan ve insan merkezli bir hayatı odağına almak yerine doğa odaklı bir pratik geliştirdiğini söylemek mümkün. Lalanne, zamanın ruhu olan Soyut Sanat rüzgarına kapılmadan, Gerçeküstücülük'le beslenmiş formlarını, zanaat ve el becerisiyle incelikle işlemiştir. Lalanne'ın çalışmaları, malzemeye, zanaate ve forma bir iade-i itibardır bir nevi. Bakır, bronz ve altın organik formları kaplar, korur ve zamanın onlar üzerindeki etkisini kırarak formları sonsuzlaştırır… Ury'deki stüdyosundan çıkıp dünyanın farklı noktalarına uzanan çizgilerle bir Harikalar Diyarı Ağı oluşturmuş, lahana kafalı yaratıkları, timsah masaları, ginkgo aynalarıyla insanın merkez ve hakim olmadığı bir hayatta, varlıklar arası sınırların akışkanlaştığı, flora ve faunayla, form ve anlamla, "Dünya"nın varoluşunun tüm canlılarıyla kutsandığı ve kutlandığı bir evren yaratmıştır Claude Lalanne.

Claude Lalanne, Ökseotu Kolye, 1990'lar

Yazarın Diğer Yazıları

Shirin Neshat'ın rüyalar ülkesi

Pratiği ağırlıkla kendi köklerinden temellenen Shirin Neshat yeni projesi Land of Dreams’de bu kez bakışını, uzun süredir yaşamakta olduğu Amerika’ya çevirmiş. Rüya kavramına odaklanarak portre fotoğrafları, video çalışmaları ve bir uzun metraj filmi otobiyografik izler taşıyan görünmez iplerle birbirine bağlayan sanatçı, farklı disiplinleri aynı proje altında buluşturarak ayrı ayrı izlenebilen, yani tek başlarına birer bütün olan ama birlikte / art arda incelendiğinde de daha büyük bir örüntüyü meydana getiren bir eserler bütünü yaratıyor. Dirimart’ta devam etmekte olan Land of Dreams, izleyicisine rüyalar, siyaset, bireysel ve kolektif bilinçdışı üzerine düşünmek için elverişli bir alan açıyor

Bu yıldızlı gökler ne zaman başladı dönmeye?*

Nebra Gökyüzü Diski, Bronz Çağı'na tarihlenen bir arkeolojik buluntu. 30 cm. çapında ve 2 kg. ağırlığındaki bu turkuaz bronz diski özel kılansa altın Güneş (ya da dolunay), yeni ay ve Pleiades yıldız kümesi kakmalarıyla, tarih öncesine ait bilinen, bu kadar çok gökcismi ve gözlem içeren en eski kozmos betimlemesi olması. Nebra Gökyüzü Diski, binlerce yıl önce ilkel hesaplamalarla gündönümlerini tespit edip bronz bir diske Güneş, Ay ve yıldızları işlerken başlayıp, bugünün teknolojileriyle geliştirilmiş teleskoplar ve uydular aracılığıyla Güneş Sistemi’nde dolandığımız zamanlara uzanan, kolektif bilinçdışımızda süregelen bağın da, bir nevi sembolü.

Maskeli zamanlar, kaygılı nefesler, boşluklar ve çizgiler

Zamanın maskeyle ölçüldüğü, nefesin kaygı ve mesafeye dönüştüğü son bir yılda, gitmek istediğimiz yerlere gidemez, yapmak istediğimiz pek çok şeyi yapamaz ve bunların yoklukları - boşluklarıyla yaşarken, boşluğun ağırlığıyla hiç olmadığı kadar yüzleşmek zorunda kaldık belki de. "Boşluk",  Nergis Abıyeva'nın küratörlüğünde Alp İşmen ve Yüksel Dal'ın çalışmalarını bir araya getiren Olağanüstü denklikler, ince benzerlikler başlıklı sergideki başrollerden de biri. Söz konusu bu ağırlık, Yüksel Dal'ın çalışmalarında çizgileri taşıyan bir yapıya dönüşürken; Alp İşmen'in işlerinde, bulabildiği sınırlı varlık alanıyla dahi desenlerle bir diyalog içinde