10 Mayıs 2021

Esra Kahraman'ın yeni romanı: Kör Mağara Balıkları

Kör Mağara Balıkları bir dönem romanı değil. 78'li diye yazar tarafından bir tabir kullanılmamış ama öyle bir ısrarlı algı var

İki hususta görüşlerimi açık uçlu bir parrhesia tarzında belirtip roman hakkındaki düşüncelerime geçeceğim.

78 kuşağı diye bir kuşak yoktur. Kategorize edilmesi de yapay ve 68 esinlidir. Fark şu: 68 kuşağı, evrensel kabul görmüş ama salt bir jargonun kilit ve mistik kavramı değildir. Sosyolojik anlamda küresel geçerliliği olan ve literatüre girmiş bir niteleme bir kavramdır. Yani hangi kültürde ve hangi coğrafyada olursa olsun 68 (kuşağı) dendiği zaman aynı söylem telaffuz edilir. Kaldı ki Fransa ve kısmen Almanya dışında 68 kuşağı diye bir tabir telaffuz edilmiyor. Hele de ben 68'liyim diye ortalıkta boy gösteren kimse olmuyor. Esasen gerçek 68'li olup da ben altmış sekizliyim diye kendini tanımlayan, konumlandıran bir kimseye Türkiye'de de rast gelmedim.

Bir kurgusal mistifikasyon var ama bunun müsebbibi 68'liler değil. Kendilerine, kendileri dışında montajlanan kutsal bir kimlik kodu haline geldi bu niteleme. Homojen kuşak tanımlaması ile siyasal toplumsal mücadeleyi özdeşlemek, o kuşağa ilahi bir misyon yüklemek ABD devlet başkanı Bill Clinton'un 68'li olması karşısında ne cevap verir? Merakı muciptir.

Hâl böyleyken 78 (kuşağı) denildiğinde ne kastedildiği, hayatta neye karşılık geldiği muğlak ve bilimsellikten uzak bir mit – destan sorunsalı içinde düşünülmesi gereken ve sakıncalı sonuçlara vardıracak bir kurgu olduğu düşüncesindeyim 78'liliğin.

Bir Alman'a, bir Suriyeliye, bir latin Amerikalıya, bir Fransız'a ya da Norveçliye 78 bir sorulsun bakalım ne yanıt alınacak. Yanıt alınabilecek mi?

68'li dendiğinde 1947 doğumlular kastedilir. Peki 78'liler kaç doğumlu oluyor?

Mayıs 1968 yılında Paris'te simgelenen isyan -kalkışma, orada bulunan genç insanlara verilen bir olumlayıcı unvandı- sıfattı. 1978 yılında ilk ve özgün mahiyette nerede ne oldu da 78'lilik icat edildi?

78'li denildiğinde 1975-80 yıllarında siyasi mücadele içinde olan insanlar kastediliyorsa, böyle bir kuşak kategorizasyonu homojenleştirici ve yüceltici olmakla maluldür. Böyle algılanınca bir akıncı ya da bir ülkücü çıkıp ben de 78'liyim diyebilir. Ayrıca zaten Türkiye'den başka bir ülkede de 78'li diye bir tanım bulunmamaktadır. Evrensel bir karşılığı da mevzubahis değildir.

78 kuşağı denilen kategoriye ben de giriyorum; o yıllardaki anti-faşist direnişi, canını hiçe sayan fedakârlıklarla nasıl mücadele verildiğini içeriden biliyorum ve canlı tanığıyım. O mücadeleyi illa da 68 naziresi ile kuşak icat edip taçlandırma arzusu iyi niyetli olsa da doğru değildir. Üstelik o şanlı anti-faşist mücadelenin ayrıca bir taçlandırmaya ihtiyacı da bulunmamaktadır. Bu detaya romanın neredeyse 78 kuşağını anlatıyor diye lanse edilmesinin yerindesizliğini düşündüğümden girme lüzumunu hissettim.

İkinci husus ise kitap kapağı hakkında. Ayrıntı Yayınları epeydir dikkat çekici bir aksiyon geliştirerek özenli ve estetik düzeyi yüksek kitap kapaklarını (ön ve arka görselleri) kaliteli baskısıyla yayımlamaya başladı. Zarf mazruf düalizmini kırdı, önemli olan içeriktir anlayışının sığlığını da göstermiş oldu. Kitap bir bütün olarak sevilir. İnsan sadece içeriğiyle değil aldığı kitabı kapağı, renkleri, dizgisi hatta ayracı ile daha da çok sever, korur muhafaza eder. Ayrıntı'yı bu özeni ve titizliğinden dolayı kutlamak gerekir.

Romana girmeden kapak resmindeki figür, renkler, belli bir soyutluk ve renklerin sembolize ettiği anlamlar üzerinde durmak gerekiyor. Aslında daha ilk tanışmada bu kapak görselinin ve düzeninin güçlü bir anlam ihtiva ettiğine dair insanın muhayyilesinde bir şimşek çaktırıyor. Romanın ilerleyen sayfalarında o görseldeki sembolizm ve mesaj gizi çözülerek anlamını kavrıyor. O sayfaya gelinceye kadar okurun serbest çağrışımlarla kapak resmi üzerinde düşünce üretmesi romanla olan iletişiminde, yazarın romana dair sorunsalını kavramada ufuk açıcı oluyor. Buna birazdan değineceğim. Romanın 120. sayfasında şöyle bir ifade var: "Kuşlar kanatlarının renkleriyle konuşurlardı; mavi barışı, yeşil baharı, kırmızı devrimi, mor özgürlüğü, turuncu sevdayı, sarı ihaneti, pembe çocukluğu, beyaz ölümü, kanadı buz tutan kuşlar ise tutsaklığı simgelerdi."

Kapaktaki görsel bilgisayar ortamında renk tonlarında biraz değişikliğe uğramış; figürün baş kısmı orijinalinde net kırmızı. Yani devrimi simgeliyor. Ama daha tam bir biçim almamış, dağınıklıklar, kopukluklar var fakat kafa kısmı tamamen kırmızı yani devrim düşüncesi egemen. Fondaki turuncu ise sevdayı sembolize ediyor. Zaten roman da politik bir kişilik olan Civan'ın Sude'ye duyduğu sevdanın romanı. Civan, kapaktaki figürde olduğu gibi kafası devrim arzu ve hedefi ile dolu, inançlı, kararlı ve dürüst bir insan. Sude ise edebiyatla iştigal ediyor.

Yani Kör Mağara Balıkları bir dönem romanı değil. 78'li diye yazar tarafından bir tabir kullanılmamış ama öyle bir ısrarlı algı var. Ana temada öne çıkan isimler devrimci oldukları için, devrimcilerin işkence, hapis, direniş, çözülme, 12 Eylül darbesinin öncesi ve sonrasını işleyen – anlatan bir romandır demek de sorunlu bir tanımlama olur.

Cihan'ın Sude'ye olan tutkulu sevdası anlatılırken, olaylar tarih itibarıyla 1980'lerde geçiyor. Devrimci cenahta yer almayı seçen Civan ve hayatına giren insanların da aynı ideolojik saflarda bulunması, ilişkileri benzer ama aynı zamanda da çok farklı ruh halleri ve kişilikleri, hayata bakışlarının, yaşam tarz ve muhakemelerinin hem yakın hem de bazı noktalarda uzak olmaları romanın gerçekçilikteki başarısını ve yazarın keskin gözlem kabiliyetini gösteriyor. Romanın ana kahramanları, tali olaylardaki kişileri, yetmişlerde kahvede, okulumuzda, mahallemizde, akraba çevrelerimizde hep gördüğümüz tanıdığımız tipler. Yani çok sahici, yazarın kurgusal bir mistifikasyonu söz konusu değil. Böyle bir şey zaten edebiyatın işi de olamaz. Roman bireyi yazar, konusu bireydir.

Üniversite öğrencisi Civan ve akademisyen Sude kendi hayatlarını yaşarken, farklı çevreler ve formasyonları ile okuru sayfalar geçildikçe meraka salıyorlar. O yılları yaşamış, hafızasında yer etmiş işkence olgusunun tüm bilgisine sahip olan ve vukufiyeti ile olayları takdire şayan bir incelikle yazan Esra Kahraman sanki o işkence seanslarını özyaşamında yaşamış ya da tanık olmuş gibi aksettirebilmiş. Bugün bu romanı okuyan genç kuşaktan okurlar bilmeli ki anlatılanlar aynen ve birebir yaşandı. Yaşları 60 ve üstü olanların 12 Eylül'ü takip eden o meşum üç yıllık darbe dönemini 41 yıl geçmesine rağmen hâlâ unutamaması işte bu nedenledir.

Esra Kahraman

Roman sanatında tip-birey karşıtlığı bir sorunsal olarak belirleyici önemdedir. Tip, yazarın kafasında başı, sonu belli bir şekilde romanda gezinir. Birey ise yazarın kurgusundan bağımsızlaşabilmiş, olay örgüsünde kendi iradesi ve şahsiyetini sergileyerek ön plana çıkarabilme özerkliğini kazanmış roman kahramanıdır. Bir romanı başarılı kılan da tip değil birey olma halini ve yazarın roman bireyi ile okur arasından kesin olarak çekilmeyi becerebilmişliğidir.

Esra Kahraman, Segah Makamı adlı ilk romanında mekan tasvirlerinde, bilhassa, yaşanan değişimin tezahürlerinin anlatımında ve ifade dilinde Elena Ferrante tadı vermişti. Bu üçüncü romanında okuru romanının içine alıyor ve aradan çekilip, Civan, Sami, Üzeyir, Sude, Nihat ile birlikte bir çok hayatı okura yaşatıyor-duygularıyla birlikte.

Roman bittiğinde anılarımızda kalmış Civan'ları, Sude'leri ve ölen arkadaşları anımsıyoruz-içimiz burkularak. Ama romanın güçlü karakterleri Civan, Sami ve Üzeyir üçlüsünün okurda derin izler bırakmasına şaşılmamalı.

Romanın çağrıştırdıkları

Kör Mağara Balıkları romanında olay örüntüsündeki ana temanın yanındaki tali olaylar ve süreçler kişilerin politik yanlarının öne çıkmışlığı o yılları yaşamış okurlara maziyi tekrar gözden geçirme şevki veriyor. Birçok hatırayı çağırıyor zihin ve yeniden uslamlıyor. Bir iç konuşmaya kendi kendisine birkaç kelam etmeye de itekliyor adeta.

O yıllardaki duyarlılıklar, kendini adama kültürü, fedakarlık - dayanışma ahlakı günümüzde arkaik ve heyecan vermeyen eski zamanlara ait boş şeyler derekesine indirgendi, neoliberal ideolojinin imha edici ve silici ablukajı tarafından.

Kırk yıldır geri çekile çekile uçurumun kenarına gelindi. Kendi tarihiyle gurur duyulacağı, önce saygı gösterileceği yerde bitmez tükenmez bir özeleştiri ile özür - ikrar sinikliği ve yenilgi melankolisi, neoliberalizmin hanesine başarı puanları olarak kaydedilmesine sebep oldu. Bu akıl almaz aymazlık halkın gözünden hiç kaçmadı ve siyasi yaklaşımı da o puanlara- kriterlere göre yapıldı. 1970 lerde 400 bin kişinin katıldığı mitingler beş yüz kişilik katılıma; 200 bin sayısını bulan dergi-gazete tirajları binlere düştü. Üstelik ülke nüfusu 35 milyondan 85 milyona ulaştığı halde...

Kör Mağara Balıkları romanında bu hazin tablonun ip uçları zekice ve cesur bir sorumluluk duygusuyla ince ince işlenmiş. Ne yapıldı ya da ne yapılamadı da bu hâle gelinildi sorusunu soranlar romanı okuduklarında bir reçete ile değil ama farklı bir prizmadan yansımalarla karşılaşacaklar. Romanın değerini ve önemini arttıran önemli bir etmen de budur. 

Yazarın Diğer Yazıları

Jim Morrison'un, Rolling Stones'un kurucusu Brian Jones için 1969 yılında yazdığı şiir

Sadece sevgili şehri LA hakkında yazılmayan şiir, Brian Jones konusuyla daha fazla yankılanıyor

Münzevi rock gitar dehası Jeff Beck

O her zaman phoenix gibi oldu. Unutuldu sanıldıkça yeniden doğdu

Kant'tan, Marx'a; Mahcubiyet ve Haysiyet romanı

Bu incecik kitap "tekrar okurum, okumalıyım" dedirten çok başarılı bir roman