07 Mayıs 2021

Chanson'un romantik ve Hippi şarkıcısı: Şair Georges Moustaki

Sözünün arkasında durdu ve öyle yaşadı

Moustaki'nin, Yunus Emre'nin "Bir kez gönül yıktıysan" dizesiyle başlayan şiirinin, Fransızca çevirisini kullanarak bestelediği "As tu brise un coeur "adlı şarkı Arap-Yunan-Fransız kültürlerinin karışımı ile büyüyen ve kendisini Akdenizli olarak niteleyen Moustaki'nin memleketimizde de şaşırtıcı nicelikte ve kalıcı bir hayran kitlesine sahip olmasının önünü açtı. Bu beklenmedik gelişme üzerine Türkiye'ye de gelip konserler verdi ve hayranlarını mutlu etti.

Georges Moustaki

Uzun sakalı, yumuşak gözleri ve kıvırcık saçlarıyla Mesih yakıştırması yapılan Moustaki, içinden geldiği Chanson kulvarında kendine özgü şarkı söyleme tarzı yaratarak dikkat ve ilgi çekti. Büyük yeteneği, ürettiği deklarasyon nitelikli kült şarkıları sadece Fransa'da değil başka birçok ülkede de idolleştirdi onu.

Ferre'nin anarşist, Brel'in sosyalist kimliklerini deklare etmiş oldukları gibi bu ideolojilerine uygun şarkılar yapmaları ve bu netameli işten yüzlerinin akıyla çıkmaları gibi Moustaki'de benzer süreçleri yaşadı. Kimliğini ikircik yaşamadan gayet net ifade etti: Hippi.

Şarkı sözlerinde de Hippi akımının ve felsefesinin, mistik – ruhani ve çok kültürlülüğe değer veren enternasyonalist yanlarını öne çıkartan temalarıyla çok etkileyici şarkılar üretti. As tu brise un coeur tipik bir örnektir.

Bir kalp mi kırdın?

Kalbi kırmak için yeterli olduğunda

ne dualar ne de kalabalık tapunuzu silmez.

 Sadece sesini ödünç vermen gerektiğinde

ve yardımın kurtuluş.

 Bin bin duaya değer, biliyor musun?

Ruhlar sana değer verecek, sen ışık olacaksın.

 Gerçeğe, gerçek bilgeliğe doğru eğiliyor musunuz?

Yolu bulmak için doğru yoldasınız.

 Gözünüz ancak Tanrı'yı ​​yansıtıp yansıtmadığını görebilir.

Gün ışığını görmek yetmez ...

 

Yunus'un bu sözleri altın değerindedir,

ve bir kuyumcu için saf altındır

ve bunu biliyor!

Korfu adası, Yunanistan, İskenderiye – Mısır, Paris – Fransa; sanatçının ailesinin yaşam serüveninin durakları bu şehirler oldu. Kendisi 3 Mayıs 1934'te Mısır'ın İskenderiye kentinde dünyaya geldi. Ailesinin verdiği adla Giuseppe Mustacchi olarak hayata başladı. Annesi 6, babası 5 dil biliyordu; şanson ile küçük yaşta tanıştı. Fransız kültürüne özel bir yakınlık duyan ailesi onu bir Fransız okuluna gönderdi. Ev tam bir dil okuluydu; Fransızca, Arapça, Yunanca konuşuluyordu. 1951'de Paris'e taşınan Moustaki, burada şair, yazar ve şarkıcı Georges Brassens ile tanıştı. Daha sonra ona saygı olarak ön adını, sanatçı adı olarak aldı. 

1950'lerin sonunda şansonun büyük ismi Edith Piaf ile tanıştı ve bir yıl süren bir aşk yaşadılar. Piaf için yazdığı "Milord" onun en tanınmış eserlerinden biri oldu, bu, Piaf'ın muhteşem yorumu sayesindeydi.

Söz yazarı ve şair Moustaki 1960'larda Piaf, Barbara, Yves Montand, Juliette Greco, Serge Reggiani ve Dalida gibi ünlü sanatçılar için çok sayıda şarkı yazdı. Fransız şarkıcı Barbara ile birlikte turneye çıktı.

1968'de ilk solo konserini verdi; şarkı sözü yazarlığı ve besteci kimliğinin yanı sıra şarkıcılık kariyerine de başladı. Yaklaşık 300 şanson sözü yazdı.

Yazar ve oyuncu

Çok yönlü ve doğal olarak multi-kültürel bir ortamda yetişince dünyaya enternasyonalist bir perspektiften bakan Yahudi kökenli Moustaki, diğer sanat dallarında da faaliyet gösterdi, ürünler verdi; 9 yaşındayken Frankfurt'tan Auschwitz toplama kampına götürülen dostu Siegfried Meir ile birlikte daha sonra "Sisin Oğlu; Bir Yahudinin Anıları" adlı kitabı yazdı. 1998'de Gérard Depardieu ile birlikte "Monte Christo Kontu" adlı filmde rol aldı.

Son 40 yılını Paris'te geçiren ve 1985'te Fransız vatandaşlığı alan Moustaki,3 mayısta İskenderiye'de dünyaya gelerek açtığı gözlerini, 23 mayıs 2013 yılında 79 yaşında, Nice kentinde yumdu. Cenazesi Paris'teki Père Lachaise Mezarlığı'na defnedildi.

Fransız Kültür Bakanı Aurélie Filippetti , Moustaki'yi "hümanist değerleri aktaran inançlara sahip bir sanatçı ve büyük bir şair" olarak selamladı.

Paris Belediye Başkanı Bertrand Delanoë, Moustaki'yi Fransa'ya "unutulmaz besteler ve sözler" vermiş olan "özgürlüğe aşık bir dünya vatandaşı, son günlerine kadar gerçek bir asi" olarak hatırladı. 

Juliette Gréco 1960'larda Fransa'nın en büyük şarkıcılarından biri olan "şair" ve "eşsiz kişi"nin kaybına üzüldü ve RTL radyosuna "Son derece nazik ve yetenekli, iyi ve zarif bir adamdı" sözleri ile üzüntüsünü belirtti.

1969'da Moustaki, "Le Métèque "şarkısını besteledi - "métèque", kendisini "gezgin bir Yahudi" ve "Yunan çoban" olarak tanımladığı, Akdeniz kökenli değişken görünümlü bir göçmen için aşağılayıcı bir kelime olarak kabul edildiğinden plak şirketleri bu şarkıyı çıkarmayı reddettiler. Moustaki daha sonra 45 rpm'lik bir diskte kendisi söyledi ve Fransa'da büyük bir hit oldu ve ard arda altı hafta listelerde bir numarada kaldı. Moustaki şarkı için "Küçük, bilinçaltı bir hesaplaşma, ırkçılık karşıtlığının ve farklı olma hakkının ilahisi, tüm azınlıkların isyan çığlığı haline geldi", yorumunu yaptı.

Şarkı daha ilk nağmelerinde çok tanıdık gelecek!

Ecnebi - Le métèque

Ecnebi suratımla

Bir avare yahudiye yahut yunan çobana benzeyen (suratımla)

Ve de dört bir yana savrulan saçlarımla

Solgun gözlerimle

Bana bir hayalperest edası veren (gözlerimle)

Ben ki artık pek hayal kurmayan birisiyim

Çapulcu ellerimle

Bir müzisyeninkine yahut haydutunkine benzeyen

Pek çok bahçeyi yağmalamış (bir haydutunkine benzeyen ellerimle)

Sarhoş ağzımla

Ki kendisi öpmüş ve de ısırmıştır

Ama açlığı hiç geçmemiştir

 

Ecnebi suratımla

Bir avare yahudiye yahut yunan çobana

Bir hırsıza yahut serseriye benzeyen

Bütün yazların güneşine

Ve jüpon giyen herkese

Sürtünen tenimle

Acı çektiği kadar çektirmeyi de bilmiş

Olan kalbimle

Ki kendisi hiç bunun bahsini açmaz

Artık araftan kurtulmak için

Hiçbir şansı kalmamış

Olan ruhumla

 

Ecnebi suratımla

Bir avare yahudiye yahut yunan çobana benzeyen (suratımla)

Ve de dört bir yana savrulan saçlarımla

Geleceğim, tatlı esirim

Ruh eşim, hayat damarım

Geleceğim senin yirmi yaşını içmeye

Asil kandan gelen bir prens

Yahut da bir hayalperest veya bir delikanlı olacağım

Sen hangisini istersen

Ve biz her günü

Ebedi bir aşka çevireceğiz

Ölesiye yaşayacağımız

İleri yaşında verdiği bir demeçte şu sözü Moustaki'yi daha çok sevmeme ve elli yıldır sık sık dinlememe vesile oldu: "Ben hâlâ Hippiyim ve ölünceye kadar da Hippi kalacağım."

Bu ikrar, çok kıymetliydi. Çünkü Hippiler 1967 yılında, karşı oldukları kapitalist tüketim toplumunca asimile edildiklerini tespit ederek varlıklarına son verdiler.

Aynı yıl San Francisco'da düzenledikleri geniş katılımlı bir mitingde, Hippi alamet-i farikası nesne ve objelerle süslenmiş temsili bir tabutu yakarak deklarasyonlarını dünyaya duyurdular. Miting alanında son kez toplanan onbinlerce Hippi son ritüel olarak hep bir ağızdan "Oooommm" nidalarını göklere yolladılar ve dağıldılar. Tıpkı Kuğunun son ötüşü gibiydi. (Kuğu en güzel ötüşünü ölümünden hemen önce son kez yapar ve son nefesini verir.)

Bu son bir araya geliş aynı zamanda romantik ve hazin ama tarihsel değeri olan bir eylemdi; çünkü Eric Fromm'un, "tarihin en tutarlı toplumsal hareketi" diye tanımladığı Hippilik artık hüzünlü ve renkli bir dönence imgesi derekesinde olacaktı. Sadece gerçek Hippileri değil onları sevenlerinde içini burkan bu son bir araya geliş Moustaki'nin de imgeleminde elem verici bir hatıradır.

Bu onurlu bitiş üzerinden yirmi yıl geçtikten sonra bir Fransız şanson sanatçısının hâlâ bağlı olduğu değerleri tanımlayan bu sözü derin anlam ihtiva eder ve erdemi, tutarlılığı simgeler.

İki Hippi: Moustaki ve George Harrison (Beatles)

Sözünün arkasında durdu ve öyle yaşadı. Anarşizmin özgürlük anlayışına hayli yakın olan Hippi özgürlük felsefesi, kuralların, kurumların, erkin, totaliterizmin hiyerarşik tiranlığına radikal eleştiri getirir ve bu söylemiyle uyumlu komünal hayat tarzını yaratır. Moustaki birçok şarkısında Hippi dünya görüşünün temalarını işledi.

Özgürlüğüm, Ma Liberte

Seni, az bulunan bir inci gibi
Uzun zaman korudum.
Özgürlüğüm,
Ay ışığında
Hayal kurarak
Rüzgârgülü toplamak için
Nereye olursa olsun
Kaderin yollarının
Sonuna kadar gitmek için
Palamarları(kalın halatları) gevşetmekte
Bana yardım eden sensin
Özgürlüğüm,
Senin isteklerinin karşısında
Ruhum itaatkardı.
Özgürlüğüm,
Sana her şeyimi,
Son gömleğimi verdim
Ve en küçük isteklerini
Yerine getirebilmek için
Ne kadar acı çektim
Güvenini kazanmak için
Memleketimi değiştirdim
Dostlarımı kaybettim
Özgürlüğüm,
Bütün alışkanlıklarımı
Ortadan kaldırmayı becerdin
Özgürlüğüm,
Yalnızlığı bile
Bana sevdiren sensin
Güzel bir maceranın
Bittiğini gördüğümde
Beni gülümseten sensin
Yaralarımı tedavi etmek için
Saklanmaya gittiğimde
Beni koruyan sensin
Özgürlüğüm,
Gene de bir
Aralık ayı gecesinde
Seni terk ettim
Birlikte gittiğimiz
Ücra yolları
Bırakıp gittim
Bağlanmış olan el ve ayaklarımı
Sakınmadığım zaman
Ne yaparlarsa karışmadım (karşı gelmeksizin kendimi koyverdim)
Aşk hapishanesi
Ve onun güzel kadın gardiyanı için
Sana ihanet ettim

Chanson yazı dizisi bu yazı ile bitiyor. Elbette, Ferre, Brel ve Moustaki'nin hayat hikâyeleri, sanatları ayrı ayrı kitaplar halinde yazılacak zenginliktedir. Ama bu sınırlı yazılar kapsamında birçok bilgiyi, olayı yazılara almak mümkün olamadı. Zaten amaç, kişisel kriterler süzgecinden geçen bu üçlüye ve Chanson müziğine dikkat çekmek, hatırlatmaktı. Şimdi Fransa'da da ABD'in kültürel kıskacı ve rap & hip – hop saltanatının etkisi altındaki Fransız gençliğinin Chanson dinlemediği bilinen bir vakıa.

Rock, Flamenko, Fado, Folk, Rock'n Roll, Klasik Hint müziği alemlerine yaptığımız gibi başka kültürlerin müzikal yaratılarına, akımlara, yaratıcılarına keşif ziyaretleri yapmaya devam edeceğiz. İspanya, Portekiz, İngiltere, ABD, Lübnan, Mısır, Hindistan, Fransa dışında da gideceğimiz diyarlar bizi bekliyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Jim Morrison'un, Rolling Stones'un kurucusu Brian Jones için 1969 yılında yazdığı şiir

Sadece sevgili şehri LA hakkında yazılmayan şiir, Brian Jones konusuyla daha fazla yankılanıyor

Münzevi rock gitar dehası Jeff Beck

O her zaman phoenix gibi oldu. Unutuldu sanıldıkça yeniden doğdu

Kant'tan, Marx'a; Mahcubiyet ve Haysiyet romanı

Bu incecik kitap "tekrar okurum, okumalıyım" dedirten çok başarılı bir roman