23 Mayıs 2021

Ceza Kanunu, 353. Madde: (Neo liberalizmin) dekadans romanı

Roman bir cinayet vakasının öncesini toplumsal ve bireysel bir dinamik ve devingen fonda cereyan edişini anlatıyor

Yazar: Tanguy Viel
Çeviren: Mehmet Emin Özcan
Yayınevi: İletişim yayınları
Sayfa sayısı: 132

İlk bakışta birkaç günlük işe gidiş dönüş metro yolculuklarında ya da bir parkta güneşlenirken okunacak ve çabucak bitiverecek bir kitap izlenimi veriyorsa da okumaya başlayınca yoğun içeriği ile kolay lokma olmadığını hemen hissettiren bir roman. Birden farklı olay örgüsü ile sürekli bir usa vurmayı / uslamlamayı gerektiriyor.

Romana derinlemesine nüfuz edebilmek için gerekli bir zihinsel edimdir bu. Çünkü romanda çeşni ya da dekoratif izlenimi veren bir küçük anlatı, tali bir kişi bir anda en öne fırlayabiliyor, öngörüleri yanıltarak romanın akışını değiştirebiliyor.

Yazar Tanguy Viel'in Türkçeye çevrilmiş ilk romanı; bu ilk romanla okurlar da yazarla ilk kez tanışmış oluyorlar. 

Feneon ve edebi yetenek ödüllerini kazanan yazar, ayrıca Ceza kanunu 353. Madde ile, RTL-Okuma büyük ödülü ve François Mauriac ödüllerini de almış. 

Kusursuz çevirisi ile Mehmet Emin Özcan böyle ağdalı bir romanı daha akıcı ve daha anlaşılır ve rahat okunur hale getiriyor. Muhtemelen kitabın Fransızcası da bu özellikleri haizdir.

Roman bir cinayet vakasının öncesini toplumsal ve bireysel bir dinamik ve devingen fonda cereyan edişini anlatıyor.

Ama bir sosyalistin işlediği salt cinayet olayı değil vuku bulan; bir kundaklama sonucu genç yaşta hapis cezası alan bir evlat, ve kasabanın sosyalist belediye başkanının intiharının hazin öyküsü.

Bütün bu korkunç vakaların müsebbibi olan ve öldürülmesinden önce yaptıklarıyla durgun akan bir hayatın yaşandığı kıyı kasabası Saint Tropez'de deprem etkisi yaratan neo liberalizmin tüm karakteristik vasıflarını kişiliğinde toplamış ve bu arsızlıkları, erdemsizlikleri etrafına saçan bir yeni dönem iş adamının temsil ettiği ideolojik ve ekonomik çöküşü, romanı daha farklı bir optikten okumaya sevk ediyor. Zira benzer vakaların Bodrum'da, Çeşme'de, Marmaris'te vuku bulduğunu bir gazete okuru dahi bilir.

Bir tür ideolojik okuma diyebileceğimiz türden bir zihinsel çaba demek bu. Çünkü 1980 sonrasının neo liberal açgözlülüğü, toplumsal fayda değil de bireysel çıkar uğruna ocaklar söndürmekte beis görmeyen bir etik ve ahlak dışı prototipin romandaki karakterlerden biri olması sözünü ettiğim türden okumayı zaruri hale getiriyor. 

Ama kaba ve kalın çizgileriyle indirgemeci bir politik mesaj romanı değil ana temanın işlenişi. Solun ve solcuların da artık değişen dünyaya uyum sağlayarak yeni dünya düzenine entegre olma ya da düzenle bütünleşme - ki biz buna neo liberal değerlerle -ıslah olma çağrısı diyebiliriz. Bu çağrıya icabet edenlerin ibret verici akıbetleri abartısız ve gerçek hayatta cereyan ediş şekliyle anlatılmış. 

Değişim davetinin hazin ama bedeli çok ağır olan (öz) yıkımlarla sonuçlanmasının son derece gerçekçi bir yaklaşım ve müthiş bir gözlem ve analiz yetisiyle örüntülendiğini görüyoruz. Bu durum yazarın başarısını salt edebi lezzet vermesinin ötesinde sosyolojik ve siyasi-ideolojik düzlemde de bir kat daha arttırıyor.

Romandaki olaylar Fransa'da geçiyor. Fakat rafine bir biçemle, son kırk yılın Türkiyesinde de izdüşümlerini sıkça gördüğümüz bir zihniyet ve davranışlar silsilesi tüm yalınlığıyla ve küreselliğiyle anlatıldığı için; romanın asli konusu bir cinayet romanı ama!… Beri yandan da bir siyasi roman, dedirten çok yönlü anlatısı ile tanıdık geliyor. 

Romanın kahramanları sayıca çok fazla değil; fakat olayların akışına göre ikincil ya da üçüncül karakterler aniden öne çıkıp akışın baş sürükleyicisi olabiliyorlar.

Olaylar baştan sona kadar cinayet işleyen sosyalist başkahraman Martial Kermeur tarafından anlatılıyor. Vakalar boyunca Kermeur'un ideolojik regresyonu, bilincinin bodrumuna iniş çıkışları, kadim fantezileri okuru burgacına alıyor. Diğer roman kahramanları şunlar:

Erwan Kermeur-Martial'in oğlu, serüveni okuru şaşkına çevirecek boyutta cereyan ederek romandaki işlevi gitgide etkinleşiyor.

Antoine Lazenec-Neo liberal prototip iş adamı, sahtekar ve dolandırıcı. Martial Kermeur tarafından öldürülüyor.

Dava hakimi-Erdemli ve empati yetisi gelişmiş, kanunları hem çok iyi bilen hem de etik bir prizmadan yorumlayıp uygulayabilme cesaretine sahip olan bir kamu görevlisi.

Martial Le Goff-Kasabanın solcu belediye başkanı ama Lazenec'in ve neo liberal aksiyonların kurbanı oluyor ve intihar ediyor.

France Kermeur-Martiel Kermeur'un eşi, Erwan'ın annesi. Olayların en boğuculaştığı evrede eşini ve evini terk ediyor. Bu beklenmedik tavır üzerine Erwan babasıyla kalmayı seçiyor. 

Catherine Le Goff-Belediye başkanının eşi, Lazenec'in tuzağına düştükten sonra alkolik olan belediye başkanının intiharına kadar şefkatini esirgemeyen kadın.

Roman, epeyce hareketlenen ikinci bölümünde intihar, kundaklama ve cinayet aksiyonlarından evvel, baba-oğul Kermeur'ların ilişkisi psikolojik dersler çıkartılabilecek nitelikte.

Modern zamanların baba figürü ve baba ile oğulun muvazaalı ilişkisi hakkında özellikle son bölümde çok düşündürücü içerimleriyle psikanaliz kavramlarının sınırlarını zorluyor.

Heyecanla okunan ve temposu hiç duraksamayan roman bittikten sonra insanı düşüncelere salıyor.

Kitap henüz rafa bırakılmadan bazı bölümleri tekrar okuma gereksinimi hissettiriyor.

En çok da ibretlik son paragrafı. Çünkü hakim, ferasetiyle olayları ve 353. maddeyi öyle yorumluyor ki okuru da, roman başkahramanı ve cinayeti işleyen sosyalist eski tersane emekçisini de şoka uğratıyor.

Kitabın kapağı da görseli de gerçekten çok güzel ve çok özenle tasarımlanmış; İletişim yayınlarının kalitesi kitabın nesne olarak estetiğinden romanın insanı sarsan içeriğine kadar her yönden kendini gösteriyor.

Sosyalistlerin, solcuların, neo liberallerin, hakimlerin, edebiyatseverlerin ve belki de özellikle Z kuşağının hemen okuması gereken dört başı mamur bir roman. 

Bütün bu yazdıklarımı 132 sayfada romanlaştırma dehasını gösteren yazar Tanguy Viel'i yakından izlenecekler listemizin başına alıyoruz.

Yazarın Diğer Yazıları

Jim Morrison'un, Rolling Stones'un kurucusu Brian Jones için 1969 yılında yazdığı şiir

Sadece sevgili şehri LA hakkında yazılmayan şiir, Brian Jones konusuyla daha fazla yankılanıyor

Münzevi rock gitar dehası Jeff Beck

O her zaman phoenix gibi oldu. Unutuldu sanıldıkça yeniden doğdu

Kant'tan, Marx'a; Mahcubiyet ve Haysiyet romanı

Bu incecik kitap "tekrar okurum, okumalıyım" dedirten çok başarılı bir roman