13 Haziran 2024

Utanç verici bir mahkeme kararı

Usulüne uygun olarak belediye barınağından sahiplenilmiş, bakıma muhtaç ve bulaşıcı hastalık taşımayan hayvanların bir yerden diğer bir yere taşınması, nasıl oluyor da suç oluyor?

Buket Özgünlü

Sosyal medyada "Köpek Velisi" ismini kullanan Yaşama Tutunan Patiler Derneği Başkanı Buket Özgünlü, "hastalık taşıdığı iddia edilen" köpekleri Urfa'dan Ankara'ya getirdiği gerekçesiyle çıkarıldığı mahkemede tutuklandı.

Özgünlü'nün tutuklanma gerekçesi TCK'nın 195. Maddesi ile Hayvanları Koruma Kanunu'na muhalefet.

22 yıllık AKP iktidarında bozulan kurumların başında adalet kurumu geliyor.

Önce Fetullahçı çete, sonra da MHP ile el ele vererek adalet sistemimizin altından girdiler, üstünden çıktılar.

Buket Özgünlü'yü tutuklayan mahkeme, bu bozulmanın ne dereceye vardığını gösteren çarpıcı bir örnek oldu.

Tutuklanmaya gerekçe olan suç iddiası bir kere doğru dürüst araştırılmamış bile.

Hastalık taşıdığı iddia edilen köpeklerin, bulaşıcı bir hastalık taşıyıp taşımadıkları incelenmemiş.

Nitekim Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi, "Siverek Hayvan Rehabilitasyon Merkezi'nde kuduz karantinası veya karantina bölgesinden gelen herhangi bir hayvan bulunmadığını" açıkladı.

Köpekler, Buket Özgünlü ve beraberindekiler tarafından sahiplenildiği için barınaktan çıkartılabilmişti. Aksi zaten mümkün değildi. Kuduz şüphesiyle karantina altında olsalardı, bu sahiplendirme işlemi de yapılamazdı.

Mahkeme ve Ankara Valiliği, sosyal medyadaki kara vicdanlı kişiler tarafından yürütülen "bulaşıcı hastalıkları olan köpekleri Ankara'ya getirdiler" kampanyasının etkisi altında kalmış, bu çok açık.

Tutuklamayı isteyen savcı ve tutuklama kararını veren hâkim, hukukçu olduklarını unutmayıp, dosyaya biraz bakmış olsalardı, bu kararı vermezlerdi.

Çünkü TCK 195. Maddede tanımlanan suçun hiçbir unsuru bu olayda yok.

Ayrıca savcı ve hâkimde kırıntı halinde bile hukuk vicdanı olsaydı, 2 aydan 1 yıla kadar hapis cezası öngören bir kanun maddesine dayanarak sanığı tutuklamazdı. Artık sokaktaki çocuklar bile bu cezanın "yatarı olmadığını" biliyor.

Savcı ve hâkim, tutuklama tedbirini cezalandırma olarak kullanmış, burası çok açık.

Daha ağır cezalar gerektiren suçlamalarla yargılanan sanıkların bile çoğu zaman tutuksuz yargılandığı bir ülkede, yatarı olmayan bir suç için tutuklama kararı vermek, başka hiçbir anlama gelmez.

Mahkeme Ankara'daki karantina süresinin sonuna kadar adli kontrol şartıyla denetimli serbestlik kararı verebilirdi.

Buket Özgünlü'nün tutuklanmasında gerekçe yapılan bir diğer kanun Hayvanları Koruma Kanunu.

Savcı ve hâkimin belli ki bu kanundan da çok haberi yok.

Haberdar olsalardı, bu kanunun bir amacının da "sahipsiz ya da güçten düşmüş hayvanları korumak" olduğunu bilirlerdi.

Özgünlü'nün eylemi, bu kanunun 6. Maddesinde yazılı "sahipsiz ve güçten düşmüş hayvanların korunması" bahsine cuk oturuyor.

Usulüne uygun olarak belediye barınağından sahiplenilmiş, bakıma muhtaç ve bulaşıcı hastalık taşımayan hayvanların bir yerden diğer bir yere taşınması, nasıl oluyor da suç oluyor?

Ve bu kanunda tanımlanan suçlarla ilgili hapis cezası da yok. Cezalar, idari para cezası olarak belirtilmiş.

Para cezası öngören bir suçlama için bir vatandaş tutuklanabilir mi?

Ve üstelik aynı kanun, Buket Özgünlü'nün eylemini de destekliyor.

Bakıma muhtaç, korunmasız hayvanları alıp bakımlarını sağlayanlara, bunlar için bakım merkezleri kuranlara devletin mali yardımda bulunması bu kanunun bir gereği. Uygulanmıyor ama kanun böyle.

Savcı ve hâkim, bir vatandaşın özgürlüğünü sınırlamak üzere tutuklama kararı verirken bu kanunu hiç okumamış mıydı?

İşte adalet sistemimizin geldiği yer burası!

Adalet sistemimiz belli ki aynaya bakınca kendinden utanma duygusunu da kaybetmiş, başka birçok şeyle birlikte!

Mehmet Y. Yılmaz kimdir?

Mehmet Yakup Yılmaz, 1956 yılında Malatya'da doğdu. İlkokulu Antalya Devrim İlkokulu'nda, orta okul ve liseyi parasız yatılı olarak Denizli Lisesi'nde okuduktan sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat ve Maliye Bölümü'nden 1977 yılında mezun oldu

Gazeteciliğe SBF öğrencisi iken 1975 yılında Ankara'da Mehmet Ali Kışlalı yönetimindeki Yankı Dergisi'nde başladı. Derginin Yazı İşleri Müdürlüğü görevini de bir süre yürüttü.

12 Eylül 1980 darbesi öncesinde Türk İş'e bağlı Yol İş Federasyonu ve YSE - İş sendikalarında basın müşaviri olarak görev yaptı, sendika gazete ve dergilerini yayınladı

Askerlik görevini Kara Harp Okulu'nda tamamladıktan sonra İstanbul Gelişim Yayınları'nda mesleğe döndü. Gelişim Yayınları'nda Erkekçe ve Bilim dergilerinin Genel Yayın Müdürü Yardımcılığı ve ardından Gelişim TV Dergisi Genel Yayın Yönetmenliği görevlerinde bulundu

1985 yılında Hürriyet'e geçti ve Hürriyet Dergi Grubu'nu kurdu. Tempo, Blue Jean, Playmen gibi dergileri yayınladı.

Daha sonra Dönemli Yayıncılık Genel Müdürlüğü görevine getirildi. Ercan Arıklı ile birlikte Dönemli Yayıncılık'ın 1 Numara Yayıncılık'a dönüşmesi sırasında Genel Müdürlük görevini üstlendi. Aktüel, Cosmopolitan, Penthouse, Oya gibi dergilerin kurucu genel yayın müdürü oldu. Bugüne kadar 30'u aşkın derginin kuruculuğunu yaptı.

1995 yılı başında Posta gazetesini yayınladı. Aynı yılın sonunda Fanatik gazetesini, 1996 yılı sonunda da Radikal gazetesini kurdu, genel yayın müdürlüğünü yürüttü.

2000 yılında Milliyet Gazetesi Genel Yayın Müdürlüğü görevine getirildi. Bu görevi 5,5 yıl sürdürdükten sonra Doğan Burda Dergi Grububu'nun CEO'luğu görevini üstlendi.

2005 yılından 2018 Eylül ayına kadar Hürriyet gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. Ekim 2018'den itibaren T24'te yazmaya başladı.

Gazete köşe yazılarından derlenen "Kırmızıyı Seçtim, Aşk Mavinin Altındaydı", "Benden Selam Söyleyin Bütün Aşklarıma", "Aşktan Sonra Hayat Var Mı", "Şaşırma Duygumu Kaybettim, Hükümsüzdür" isimli kitapları yayımlandı. "Aşk Herşeyi Affeder mi" isimli uzun hikâyesi de kitap olarak yayınlandı. 

"Türkiye medyasında en çok yayın başlatan gazeteci" olan Mehmet Y. Yılmaz, güncel politik gelişmelerin yanı sıra, deneme tarzındaki yazıları ile futbol üzerine yaptığı yorumlarıyla da biliniyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Yürüttüklerini İade Et Yöntemi

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'e önerim, emekliyi, memuru, işçiyi ezeceğine yeni bir sistemi devreye almanın yolunu bulsun. Ben bunun için "Yürüttüklerini İade Et" yöntemi öneriyorum. Hem müteahhitlerden elde ettikleri kârın "aşırı" sayılacak kısmını, hem de rüşvet yoluyla siyasete aktarılan parayı geri alma yöntemi olarak!

Sığınmacılar üzerinden hayal kurmak

Bilelim ki "Esad ile el sıkışınca barış içinde geri dönecekler" iddiası bir safsata. "Zorla göndereceğiz" ise ham hayal. Göndereceksiniz de alacak olan var mı bakalım? Lübnan gönderebildi mi? Böyle beklentilerle zamanı boşa harcamak yerine yapılması gerekenler belli

Cinayete yol açan "siyasi neden" nedir?

Siyaseti bırakması karşılığında çanta dolusu para ile ödüllendirilecek ve hayatının sonuna kadar para sıkıntısı da çekmeyecek! Bu Ateş'in bazı bildiklerini de yanına alarak çekip gitmesinin teklif edildiğini ve bu teklif kabul görmeyince de "biletinin kesildiğini" düşündürtmüyor mu? Ortaya çıkarılırsa siyasetteki balistik etkisi çok yüksek olacak bir bilgi bu