18 Mayıs 2024

Türk Speedy Gonzales'ler iş başında!

İstanbul'da "speed dating" başlamış. "Hızlı flört" diye çevirmişler ama flört bu değil, buna olsa olsa "merhabalaşmak" diyebiliriz. Gerçi ben sanırım eski kafalıyım ama beş dakika içinde bir kadını ya da bir erkeği tanıyıp etkilenmek mümkün olabilir mi? Açıkçası bana yetmez...

Murathan Mungan şarkıya söz yazarken "Biz büyüdük ve kirlendi dünya" diyor; kişisel deneyimimden çıkardığım sonuç da şu ki biz büyüdükçe dünya kirlendi belki ama daha eğlenceli oldu.

Biz mahallede tozlu arsalarda futbol ve çelik çomak peşinde koşarken şimdiki çocuklar hayalini kuramayacağımız oyunları ellerindeki cep telefonundan oynayabiliyorlar.

Eğitimciler bunun zararlarını filan anlatıyorlar, bilime karşı gelmek istemem ama çok da abartmamak gerekir gibi geliyor bana.

Benim kuşağım mesela, son derece sosyaldik, hava kararmadan eve girmek lügatimizde yoktu. Akşam ezanından sonra babalar evlere dönmeye başladığında mahalle, çocuklarını eve çağıran annelerin sesleriyle çınlardı.

Akşamları evde radyo dinlenir, misafir ağırlanır, sohbet edilirdi.

Ama gördüğünüz gibi onca oyuna, onca sosyalleşmeye karşın çocuklarımıza bırakmaya hazırlandığımız dünya da bu!

Büyüdük ve kirlettik!

Acaba Putin, Biden, Netanyahu, Erdoğan, Macron filan ellerinde birer tabletle, fantastik oyunlar oynayarak büyüselerdi böyle mi olurlardı?

Bunu bilemiyoruz; sonucunu 25-30 sene sonra öğrenebileceğiz, bu arada bir nükleer savaşa neden olup dünyayı yok etmezlerse tabii!

Tadı çıkarılmalı

Hayatın giderek daha eğlenceli olmaya başladığını gösteren şeylerden birini geçen gün T24'te okudum.

Gözde Yel'in olay yerinden bildirdiğine göre İstanbul'da da "speed dating" hizmeti başlamış! Yani "hızlı çıkma"!

"Speed dating" kavramını "hızlı flört" diye çevirmişler ama flört aslında tadı çıkarılması gereken bir şeydir.

Kişisel kanaatim ve gözlemim o ki birçok erkek için ilişkinin o aşaması en eğlenceli evresine tekabül eder.

Onun için aranızda "Niye hızlı edecekmişim ki flörtü" diye söylenenler varsa, onlara peşinen hak verdiğimi de belirteyim.

Eski dostumuz Ortega y Gasset, "Yaşamak, daha çok yaşamaktır; insanın kendi yürek atışlarını hızlandırma arzusudur. Yaşam böyle olmadığı zaman hastadır ve kendi ölçüleri içinde bir yaşam değildir" diye yazıyor.

Flört yürek atışlarımızı hızlandırır ve kuşkusuz ki basketbol oynayarak ya da sokakta koşturarak da yürek atışlarımızı hızlandırabiliriz ama aynı tadı alamayız.

Çünkü yürek atışlarınızı öyle hızlandırmayı başarsanız bile biraz dinlenince nabız eski haline döner, o sıkıcı tekdüze hayatımız bizi bir sis gibi sarmalamaya devam eder.

İnsana huzur verir

Yürek atışlarınızı hızlandıracak ve uzun süre o hızda tutacak şey flört ile başlar.

Flört insana yaşadığını hissettirir. Kendine güvenini artırır. Beğenildiğini, arzulandığını hissetmesini sağlar ki beğenilme arzusu insanların temel arzularından biridir.

Baktın kimse beğenmiyor, sen kendini beğenirsin, arkandan kendini beğenmiş deseler de insana bir huzur verir; kabul etmek gerek.

"Speed dating" denilen şey ise gerçekten hızlı gelişen bir durum ve buna "çıkmak" değil, "merhabalaşmak" demek daha doğru olur sanırım.

Bir salonda toplanıyorsunuz, masalarda "date" arayan kadınlar oturuyor, "date" arayan erkekler sırayla bu masalara oturunca sohbet başlıyor, beş dakika içinde bir "elektrik" buldunuz buldunuz. Bulamadınız zil çalıyor ve başka masaya geçiyorsunuz.

Bu işi organize edenler de katılımcıların yediklerinden, içtiklerinden ve katılım için ödedikleri ücretten geçimlerini temin ediyorlar.

İstanbul'daki "speed dating" etkinliği, Asmalımescit'te bulunan bir barda iki haftada bir düzenleniyor.

Etkinliğin organizatörü Adil Yıldırım'ın verdiği bilgiye göre etkinliğe 19-45 yaş arası, bekâr ve İstanbul'da mukim kişiler katılabiliyor.

Kadınlardan katılım için alınan para, etkinlik sırasında yiyip içtiklerinden düşülüyor. Erkekler ise kadınların iki katı kadar bir bedel ödüyorlar. Yeme-içme ekstra!

Hep derim zaten, bir erkeği bitiren kadın değil, kadın peşinde koşmaktır diye!

Etkinlikte kadın ve erkek sayısı eşit planlanıyor, genellikle 10 kadın ve 10 erkekten oluşuyor.

Kadın katılımcıları sözle ya da herhangi bir şekilde taciz eden erkek katılımcı, salondan çıkarılıyor.

Bu beş dakikada elektrik aldığınız birisi olursa, etkinlik sonrası düzenlenen partide arkadaşlığı ilerletmek de mümkün. Fotoğraf, video filan çekmek de doğal olarak yasak.

5 dakika yeter mi?

Normal olarak böyle bir etkinliğe gider ve izlenimlerimi yazardım ama birincisi yaş sınırına takılıyorum, ikinci ve asıl sebebi ise söylememe bile gerek yok, tahmin edersiniz!

Bu beş dakika içinde birbirlerini nasıl tanıyor, nasıl bir elektrik alıyorlar bilemedim. Parmağını duvardaki prize sokmak daha etkili bir yol olabilir bu konuda.

Beş dakika içinde bir kadını ya da bir erkeği nasıl tanıyıp nasıl etkilenebilirsiniz?

Biraz geri kafalıyım sanırım, bana beş dakika yetmez.

Gerçi Semiha Yankı'nın şarkısındaki gibi bazı insanlarla "bir dakika" bile yeterli olabilir ancak bu "beş dakika sohbet et, elektrik kap" işi o "bir dakika" ile karşılaştırılabilecek bir şey değil sanırım.

O "bir dakika" için bile ciddi bir emek gerekir.

Hem annesinin hem babasının soyadını gururla taşıyan Ortega y Gasset'in isabetle altını çizdiği gibi böyle bir kadını tanımak için onunla flört etmek gerekir:

"Kadın, ruhunu bireyselleşen erkeğe, genel bir erkek, gelip geçen biri, herhangi biri olmaktan kurtulan erkeğe açar!"

Ve arkadaşlar kimse kusura bakmasın ama beş dakikada flört filan olmaz.

Birisiyle yatmak isteyip istemediğine karar vermek için beş dakika belki yeterli olabilir, gözü şöyledir, poposu böyle ama bunun bir adım ilerisine geçebilmek için flört gerekir.

Bu alemde en sevdiğim yazarlardan biri olan Hermann Hesse, "Başka nedenler bahane edilse de hayatta yapılan şeylerden pek çoğu kadınlar için yapılır" diye yazmıştı.

Başkalarını bilmem ama hayatım bunun için geçti diyebilirim.

Ne yaptıysam hep bir kadının gözüne girmek için yaptım.

Yaşamımıza giren her kadın bizde silinmez izler bırakır ama bazıları iz bırakmakla kalmaz, yaşamımızın ta kendisi haline gelirler.

O kadınlar, yeri değiştirilemez kadınlardır ve onların kafamıza çaktıkları çivilerle yaşarız.

Bunu bilir, bunu söylerim!

Bu iş beş dakikalık bir iş değildir.

"Speedy Gonzales" bir çizgi film kahramanı olarak eğlenceli olabilir.

Sylvester'dan kaçarken "Arriba... Arriba... Andale... Andale..." diye bağırır ve sizi güldürür ama bunun "yukarı... yukarı... devam et... devam et..." anlamına geldiğini hiç düşünmezsiniz, buna eminim.

Bu işler "şipşak olmaz", akıllı olalım lütfen.

Haftanın şarkısı Pat Boone'den geliyor bu durumda: Speedy Gonzales!


Mehmet Y. Yılmaz'ın bu yazısı, Oksijen gazetesinden alındı.

Mehmet Y. Yılmaz kimdir?

Mehmet Yakup Yılmaz, 1956 yılında Malatya'da doğdu. İlkokulu Antalya Devrim İlkokulu'nda, orta okul ve liseyi parasız yatılı olarak Denizli Lisesi'nde okuduktan sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat ve Maliye Bölümü'nden 1977 yılında mezun oldu

Gazeteciliğe SBF öğrencisi iken 1975 yılında Ankara'da Mehmet Ali Kışlalı yönetimindeki Yankı Dergisi'nde başladı. Derginin Yazı İşleri Müdürlüğü görevini de bir süre yürüttü.

12 Eylül 1980 darbesi öncesinde Türk İş'e bağlı Yol İş Federasyonu ve YSE - İş sendikalarında basın müşaviri olarak görev yaptı, sendika gazete ve dergilerini yayınladı

Askerlik görevini Kara Harp Okulu'nda tamamladıktan sonra İstanbul Gelişim Yayınları'nda mesleğe döndü. Gelişim Yayınları'nda Erkekçe ve Bilim dergilerinin Genel Yayın Müdürü Yardımcılığı ve ardından Gelişim TV Dergisi Genel Yayın Yönetmenliği görevlerinde bulundu

1985 yılında Hürriyet'e geçti ve Hürriyet Dergi Grubu'nu kurdu. Tempo, Blue Jean, Playmen gibi dergileri yayınladı.

Daha sonra Dönemli Yayıncılık Genel Müdürlüğü görevine getirildi. Ercan Arıklı ile birlikte Dönemli Yayıncılık'ın 1 Numara Yayıncılık'a dönüşmesi sırasında Genel Müdürlük görevini üstlendi. Aktüel, Cosmopolitan, Penthouse, Oya gibi dergilerin kurucu genel yayın müdürü oldu. Bugüne kadar 30'u aşkın derginin kuruculuğunu yaptı.

1995 yılı başında Posta gazetesini yayınladı. Aynı yılın sonunda Fanatik gazetesini, 1996 yılı sonunda da Radikal gazetesini kurdu, genel yayın müdürlüğünü yürüttü.

2000 yılında Milliyet Gazetesi Genel Yayın Müdürlüğü görevine getirildi. Bu görevi 5,5 yıl sürdürdükten sonra Doğan Burda Dergi Grububu'nun CEO'luğu görevini üstlendi.

2005 yılından 2018 Eylül ayına kadar Hürriyet gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. Ekim 2018'den itibaren T24'te yazmaya başladı.

Gazete köşe yazılarından derlenen "Kırmızıyı Seçtim, Aşk Mavinin Altındaydı", "Benden Selam Söyleyin Bütün Aşklarıma", "Aşktan Sonra Hayat Var Mı", "Şaşırma Duygumu Kaybettim, Hükümsüzdür" isimli kitapları yayımlandı. "Aşk Herşeyi Affeder mi" isimli uzun hikâyesi de kitap olarak yayınlandı. 

"Türkiye medyasında en çok yayın başlatan gazeteci" olan Mehmet Y. Yılmaz, güncel politik gelişmelerin yanı sıra, deneme tarzındaki yazıları ile futbol üzerine yaptığı yorumlarıyla da biliniyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Bahçeli, Erdoğan'ı bırakır da gider mi?

MHP, sahip olduğu oy potansiyeli ile hiçbir zaman tek başına iktidar olamayacak ama bu sistem sayesinde her zaman oyunun içinde hesaba katılması gereken bir aktör olacak

Utanç verici bir mahkeme kararı

Usulüne uygun olarak belediye barınağından sahiplenilmiş, bakıma muhtaç ve bulaşıcı hastalık taşımayan hayvanların bir yerden diğer bir yere taşınması, nasıl oluyor da suç oluyor?

Bahçeli’nin endişesi gerçekten Türkiye mi?

Sinan Ateş cinayetinin varabileceği yerden endişe ettiği için mi böyle “kızım sana söylüyorum” kıvamında konuşuyor?