23 Temmuz 2019

Afrika ülkeleri tüm kıtanın tek bir serbest ticaret bölgesine dönüşmesine bir adım daha yaklaştılar

Afrika ülkelerinin serbest ticarete yönelmeleri ve dünya ile ticaretlerini gümrük birliği oluşturarak bir bütün halinde tek elden düzenlemeleri muhakkak ki Afrika’nın kalkınmasını hızlandıracaktır

Afrika Serbest Ticaret Bölgesi Anlaşması’nın (ASTBA veya ZLEC, ZLECA) 2018 yılı Mart ayında Ruanda’nın başkenti Kigali’de toplanan olağandışı Afrika Birliği Zirvesi sırasında imzaya açıldığını, bu kıtaya ilgi duyan okurlarımız hatırlayacaklardır. İçinde bulunduğumuz temmuz ayı başında, Nijer’in başkenti Niamey’de düzenlenen Afrika Birliği Zirvesi’nde, Nijerya ve Benin’in de imzalarını koymalarıyla, bir istisna dışında, tüm Afrika ülkeleri ASTBA’ya katılmış oldular. Henüz bu işlemi yapamayan son ülke Eritre, zirve sırasında, dışişleri bakanının ağzından, anlaşmayı yakında imzalamayı tasarladıklarını duyurdu.

ASTBA’nın hazırlanmasında aslan payı zirvenin yapıldığı konuk ülke Nijer’in devlet başkanı M.İssouffou’ya ait. Adı geçenin önderliğinde, Afrika Birliği bünyesinde, 2012 yılında kurulan çalışma grubunun hazırladığı anlaşma metinleri, yeterli sayıda ülke tarafından onaylanarak yürürlüğe girdi. Niamey Zirvesi sırasında, Anlaşmanın, 1 Temmuz 2020 tarihinde uygulamaya sokulması üzerinde mutabakata varıldı. ASTBA sekretaryası, Gana’nın evsahipliğinde, Akra’da konuşlanacak.

Afrika’nın ekonomik bütünleşmesi ve kıta ölçeğinde tek bir pazar haline dönüşmesi anlamına gelen ASTBA, gecikmeli de olsa, kıtanın kalkınması bakımından, büyük bir anlam taşıyor. Bu açıdan, söz konusu başarı, her şeyden önce, Afrika Birliği’ni ve birliğin kurucularını gururlandıracak mahiyette köklü bir dönemeçtir. Bölge içi ticaret rakamlarına göz attığımızda, Afrika ülkelerinin kendi aralarındaki ticaretin, toplam ticaretlerinin sadece yüzde 17 si civarında kaldığını, halbuki bu oranın Avrupa için yüzde 70, Asya için ise yüzde 60 düzeyinde bulunduğunu görürüz. Afrika Birliği uzmanları, ASTBA’nın yürürlüğe girmesini takip eden iki yıl içerisinde, kıta içi ticaretin yüzde 60 seviyesine yükseleceğini iddia ediyorlar, bu iyimser tahminin ne ölçüde gerçekçi olduğunu önümüzdeki yıllarda birlikte göreceğiz.

Afrika Serbest Ticaret Bölgesi tabiatıyla tek bir anlaşmadan oluşmuyor, kıtanın ekonomik bütünleşmesi için, gümrük duvarlarının kalkmasına ilaveten, şahısların ve sermayenin de serbest dolaşımı zorunluluk arz ediyor, bunların yanında firmalar arası haksız rekabeti önlemek üzere rekabet yasaları düzenlenecek, ayrıca fikri mülkiyetin korunması için de yasal düzenleme icab ediyor. Şahısların serbest dolaşımına dair anlaşma tamamlandı ve imzaya açıldı, ancak henüz yeterli sayıda ülke tarafından onaylanmadı. Yatırım, rekabet ve fikri mülkiyete dair yasal metinlerin müzakerelerinin ise 2020 yılı sonuna kadar tamamlanması bekleniyor.

Afrika Serbest Ticaret Bölgesi projesinin temel bileşenleri arasında “Afrika Hava Sahası Tek Pazarı”nı da unutmamak lazım. Afrika ülkelerinin hava sahalarının liberalleştirilmesini öngören bu anlaşmayı henüz 28 ülke imzaladı. Uçak şirketlerinin bu pazara engelsiz biçimde girmeleri, uçuş sayısı, kapasite vs. engellerin kaldırılması amaçlanıyor. Anlaşmanın ne zaman yürürlüğe girebileceği ise henüz meçhul.

Afrika kıtasını bilen ekonomistler ASTBA’nın olası etkileri konusuna ihtiyatlı yaklaşıyorlar. Genel kanaat, Afrika’nın ASTBA için henüz hazır olmadığı yönünde. Kıtadaki 54 ülkenin ekonomileri birbirlerinden çok farklı: Nijerya, Güney Afrika ve Mısır, kıtanın en büyük üç ekonomisi olarak, tüm kıtanın GSMH’sinin yarısını üretiyorlar. Angola, Çad, Nijerya, Libya, Kongo (Brazavil) ve Güney Sudan gibi bazı Afrika ülkeleri sadece petrol ihraç ederken, Fas, yurt dışına 80 küsur ürün satabiliyor. Doğal kaynakları olmayan ve denize kıyısı bulunmayan Afrika ülkelerini unutmayalım. Bu ülkeler, ASTBA uygulamaya konulduğunda ne satabilecekler? ASTBA’nın yaratacağı imkanlarla ihracat yapabilecekler mi? Yabancı yatırımları çekebilecekler mi? Kötümser çevreler, ASTBA’nın fakir durumdaki Afrika ülkeleriyle, durumları nispeten iyi olan Afrika ülkeleri arasındaki eşitsizliği ve uçurumu daha da açacağını iddia ediyorlar. Kıtanın ekonomik açıdan önde olan ülkelerinin kazançlı çıkacağını vurguluyorlar. Afrika Birliği’nin amacı, tabiatıyla tüm kıtanın birlikte kalkınması ve sanayileşmesi. Afrika’nın, Avrupa Birliği model alınmak suretiyle, uyum ve denge içinde birlikte kalkınması hedef alınmış. Serbest ticaret için gerekli alt yapısı olmayan Afrika ülkelerinin, plan, program ve hedeflerini bu amaç doğrultusunda düzenlemeleri, Afrika Birliği ve uluslararası toplumun da, bu amaçlar istikametinde gerekli desteği sağlamaları zorunluluk arz ediyor.

Sermaye birikimleri olmayan, ekonomileri zayıf ve ihracat kapasiteleri düşük Afrika ülkelerinin, yabancı sermaye çekebilmek üzere, ekonomik ve kurumsal reformları gerçekleştirmeleri, zorunlu ilk adımlardır. Fildişi Sahili, Etiyopya ve Ruanda’nın başarılı uygulamaları örnek alınarak yatırımlar için gerekli hukuki ve kurumsal zeminler hazır hale getirildiğinde, bu ülkelerde mevcut veya kurulacak firmaların rekabet güçleri artacak ve ihracat başlayacaktır. T24 bünyesinde, bu konuda 22 Nisan 2018 tarihli yazımızda vurgulandığı üzere, amaç, Sudan’ın komşusuna daha fazla pamuk, Mali’nin ise daha fazla canlı hayvan ihraç etmesi değildir. Amaç, Sudan ve Mali’nin yabancı yatırım mevzuatlarını, dışarıdan yatırımcı çekebilecek cazibeye yükseltmeleri, bu çerçevede, ASTBA sayesinde yakında mevcut gümrük duvarlarının kalkacağını da hesaplayan firmaların, birçok Afrika ülkesine gümrüksüz mal satmak üzere bu ülkelere yönelerek, tekstil, et ve süt ürünleri yatırımları gerçekleştirmeleridir.

Afrika kıtasının iktisadi kalkınmasında dengeleri değiştirici bir rol oynaması beklenen Afrika serbest ticaret bölgesi projesinin, tek başına, Afrika’ya refah getireceğini düşünmeyelim. Nitekim, Afrika’nın daimi sorunlu ülkelerinden Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin(DKC) yeni devlet başkanı Felix Tshisekedi, Niamey zirvesinde, bu hususa dikkat çekerek, Afrika'nın asıl sorununun barış ve güvenliğin sağlanması olduğunu, kıtanın barışa kavuşmasının öncelik taşıdığını hatırlatmış, Afrikalı liderleri, kıtadaki tüm yasadışı silahlı grupların devre dışı bırakılması ve tüm etnik çatışmalara son verilmesi amacı etrafında birleşmeye çağırarak, barış ve güvenliğin ardından serbest ticaret bölgesi üzerine yoğunlaşılmasını tavsiye etmiştir.

Afrika kıtasına, DKC’nin başkenti Kinşasa’dan baktığınızda, Thsisekedi’ye hak vermemek mümkün değil, güvenliğin olmadığı alanlara yabancı sermaye gider mi? DKC’nin doğu Kivu bölgesinde, yıllardır, 10’un üzerinde yerli, bir o kadar da yabancı silahlı grup çatışırken, bu talihsiz yörede kalkınmadan veya yabancı sermayeden bahsedebilir miyiz? Bu doğrultuda, Somali, Güney Sudan, Orta Afrika Cumhuriyeti, Libya, Sahel bölgesi ve Kamerun’un İngilizce konuşan batısı itibarıyla, Afrika serbest ticaret bölgesinin avantajlarını abartmamak uygun olacaktır.

Günümüzde, dünyada, milliyetçilik, aşırı sağ akımlar, popülist yaklaşımlar ve göçmen karşıtlığı öne çıkmış durumdadır. Globalleşme geriye itilirken, korumacı ekonomik politikalara rağbet artmıştır. Başkan Trump önderliğindeki ABD, uluslararası ticaretin zarar görmesi pahasına, korumacı önlemlere yönelmekte, ticaret ortaklarını gümrükleri yükseltmekle tehdit etmektedir. Trump, ABD ile Avrupa Birliği arasında başlayan serbest ticaret görüşmelerini (TTIP: Transatlantic Trade and Investment Partnership) durdurmuş, Pasifik Okyanusuna kıyısı olan devletler arasındaki serbest ticaret anlaşmasından (TPP: Trans-Pacific Partnership) ise çekilmiştir. Trump’ın Afrika’ya bakışı ise, maalesef, hakaret, küçük görme ve uzak durma şeklinde tarif edilmektedir. İşte bu koşullarda, globalleşme döneminin talihlileri arasında değil de mağdurları içinde yer alan Afrika ülkelerinin serbest ticarete yönelmeleri ve dünya ile ticaretlerini gümrük birliği oluşturarak bir bütün halinde tek elden düzenlemeleri muhakkak ki Afrika’nın kalkınmasını hızlandıracaktır. Ancak ihtiyat elden bırakılmamalı, ulaştırma, iletişim ve enerji alanındaki eksiklikler öncelikle giderilmeli, aynı zamanda, Afrika Birliği’nin barış ve güvenlik çabaları kuvvetle desteklenmelidir.

Yazarın Diğer Yazıları

Rusya Afrika’ya geri dönüyor

Günümüzde Rusya’nın Afrika’da en faal olduğu alan silah satışları ve güvenlik ilişkiler

Arjantin Başkanlık seçimleri IMF reçeteleri gölgesinde ekim ayında yapılacak

Macri yönetimi, kalan 2 ay süre içinde, sıkı para ve maliye politikalarında bir miktar gevşemeye giderek fakirleşen seçmeni rahatlatmaya yönelecek

Guatemala seçimlerinin arka planındaki acı gerçekler

Guatemala seçimlerinde, dikkati çeken temel husus, halkın seçimlere karşı ilgisizliği ve toplumun bu manadaki bıkkınlığı