03 Temmuz 2020

Oya Baydar 80 yaşında! İyi ki doğdun, iyi ki varsın sevgili Oya...

Ne güzel, hâlâ dimdik ayaktasın. Daha güzeli, bizim eski deyişle, elde kalem bunca yıldır çatır çatır yazmaya devam ediyorsun

Sevgili Oya;
Doğum günün kutlu olsun.
80 yıl, dile kolay.
Ben de dört yıl arkandan geliyorum.
Ne güzel, hâlâ dimdik ayaktasın.
Daha güzeli, bizim eski deyişle, elde kalem
bunca yıldır çatır çatır yazmaya devam ediyorsun.
Romanlar...
Akademik eserler...
Kavga yazıları...
Ve siyasal mücadele, aktivistlik...
Ömür boyu hiç durmadın.
Sosyalizmdi, demokrasiydi, adalet ve hukuktu,
özgürlük ve insan haklarıydı, eşitlik ve dayanışmaydı,
bütün bu güzel değerler için
elde bayrağı hep yüksek tuttun.
Bu yüzden mahkemelerden, hapishanelerden,
darbe dönemlerinin işkencehanelerinden geçtin.
Sürgün acısını da yaşadın yıllar yılı.
Ama yıkılmadın.
Yılmadın.
Boyun eğmedin.

Sevgili Oya;
Sen de bilirsin.
İnsanlar uzun yaşadıkça daha çok
yalnızlaşıyor.
Hazin bir duygudur bu.
En yakınların, en has arkadaşların bu
dünyaya bir bir veda ettikçe, senden de
bir parça alıp götürürler.
Ve o giden parçayı bir daha yerine koyamazsın.
Acı olan bu.
Yalnızlaşmak, ıssızlaşmak...
Yaş ilerledikçe böylesi duygular daha derinden yaşanıyor.
 

            Anılarımız bile yalnızlaşıyor, ne acı...

Bu cümle senin (*).
Okuduğum zaman içim sızlamıştı.
Benim de epeyce sık hissetmeye başladığım
insanlık halini çok iyi ifade eder bu cümlen.
Evet, yalnızlaşmak, ıssızlaşmak...
Bu duygu iç dünyamda kımıldayıp
durdukça kendi kendime mırıldanıyorum:
 

İyi ki dostluklar var,
dostlar var sevgili Oya,
senin gibi dostlar...

Sevgili Oya;
Bu satırları yazarken, adına ister hüsran de,
ister hayal kırıklığı de, ister yanılgı de, hayatın
beni ne kadar çok şaşırttığına da düşünüyorum.
"Yaşamın gerçekleri"nden ya da birbirine
karışan doğrularla yanlışlardan kurtuluş yok.
Yıllar boyu ne umutlar doğdu çöktü, doğdu çöktü...
Bunun adı hayat...
Şu satırlar da senin üç yıl önce çıkan
Aşktan ve Devrimden Konuşuyorduk isimli kitabından:

Büyük altüstlük ve toplumsal dönüşüm
dönemlerinde doğrularla yanlışlar çoğu
zaman birbirine karışır.
Sezen Aksu'nun şarkı sözlerindeki gibi
"Masum değiliz hiçbirimiz."
Birbirimizi suçlamadan, tek doğru
benim doğrum demeden, hepimiz
kendimizle yüzleşebilirsek, birbirini
doğurup büyüten hatalarımızı
görebilirsek, bugün ortaklaştığımız
noktalardan hareketle güçlü birliklere
doğru yol alabiliriz.
Yaşadığımız şu karanlık günlerde,
sadece bugünümüze değil, geleceğimize
de yönelen tehditler karşısında, şuncu
buncu ayrımı yapmadan en geniş
uzlaşmalara açık olmamız gerektiğini
düşünüyorum.

Sevgili Oya;
Ortak sevdamız değişmiyor:
Demokrasi, hukuk, adalet ve özgürlük
çatısı altında buluşmak...
Türkiye bugünkü kadar kötüsüne layık değil.
Tabii o soru işareti her seferinde zihnime
çengelini takıyor:
Güzel günler görebilecek miyiz?..
Yoksa, daha berbat bir dönem mi bekliyor bizi?..
Bilemiyorum.
Ama n'apalım, yazmaya devam, bugüne kadar
yaptığımız gibi yazıya çiziye devam...
Ve kötülüğe karşı sesimizi çıkarabildiğimiz
kadar çıkarmaya devam...

Sevgili Oya kardeşim;
İyi ki doğdun.
İyi ki varsın.
Sana, sevgili Aydın'la birlikte,
nice mutlu yıllar diliyorum.
 


* Aşktan ve Devrimden Konuşuyorduk, Oya Baydar'la nehir söyleşi, Ebru Çapa.

Yazarın Diğer Yazıları

1000 gündür bir hücrede tek başına yatıyor; Osman Kavala'ya özgürlük!

Daha kaç gün dayanabilir bir insan... Bir hücrede, kurtarılmadan...

Yazılara ara...

Yazılarıma iki hafta ara veriyorum

Devlet ana mı, baba mı bilmem ama yeniden sahne alıyor!

Ve Koronavirüs kriziyle birlikte "devletin geri dönüşü" yaşanırken Kılıçdaroğlu'ndan "yeni devletçilik" çağrısı...