26 Haziran 2021

İflah olmaz bir memlekette boşa mı kürek çekiyoruz yoksa?..

Hayır hayır, boşa kürek çekmiyoruz; demokrasi ve özgürlük diyenler, bir "seçim sandığı devrimi"yle Türkiye'nin önünü açılabilir; bunu yapabiliriz.

Akdeniz mavisi güneşin altında
gümüşi dalgacıklarla oynaşıyor.
Denizden doğru hafif hafif esen yel,
kendimi şöyle bir bıraksam,
beni bambaşka dünyalara sürükleyecek.
Ama olmuyor.
İçimdeki o Allah'ın belası
fren mekanizması yine kımıldıyor.
"Edebiyat parçalamayı bırak"
diye sesleniyor.
"Tükenmek bilmeyen acıları yaz"
diyor o iç sesim,
"Bu memleketin acılarına
sakın ola yabancılaşma..."
İyi de hep aynı şeyleri yazıyorum.
Dolap beygiri gibi dönüp duruyorum.
Yazmasam bu sefer huzursuz oluyorum.
Kaç gündür Devlet Bahçeli var kafamda.
Devlet Bey'e sıkı bir yüklenmek
geliyor içimden...
Ama elim bir türlü gitmiyor.
Öfke kontrolsüz bir yazı çıkar diye
tedirginlik duyuyorum.
Kaç kere yazdın, bir defa daha
yaz gitsin HC!
Ama o zaman da Devlet Bey'in,
Bahçeligiller'in istediği oluyor.
Siyasette öfke çukuru derinleşiyor,
cepheleşme keskinleşiyor.

Çizgi: Tan Oral

Akdeniz mavisinin üstünden
usul usul esen yel düşüncelerimi dağıtıyor,
galiba biraz da yumuşatıyor.
Oysa, fena halde öfkeliyim Bahçeli'ye.
İzmir'de siyasal cinayete kurban giden
HDP'li Deniz hakkındaki söylemi
ve HDP'nin kapatılmasına ilişkin tavrı
içimde büyük bir tepki dalgası
kabartmış durumda.
Ama aynı zamanda bir soru işareti kıvrılıyor:
Bu son derece olumsuz duygu ve düşünceler
öfke kontrolsüz bir yazıya dökülürse,
Erdoğan-Bahçeli ikilisinin
"kaos planları"na su taşınmış olmaz mı?
Evet, bu ihtimal de var.
Peki, bu ihtimal var diye
sesimizi yükseltmeyecek miyiz?
Demokrasi, barış, adalet, hukuk, özgürlük
diye bağırmayacak mıyız?
Muhalefete ortak eylem çağrısı
yapmayacak mıyız?
HDP'nin kapatılmasının
barış ve demokrasiye
ölümcül bir darbe, bir büyük ahmaklık
olacağını haykırmayacak mıyız?
Hatta adalet yürüyüşleri yapmayacak mıyız?
Muhalefetle birlikte meydanları
barış ve demokrasi sloganlarıyla
dalgalandırmayacak mıyız?
Söyle HC!
Öfke kontrolü diye mırıl mırıl seslerle
muhalefet mi yapılır?
Demokrasi için mücadele böyle mi olur?
Yoksa çaresizlik mi kapıyı çalan?..
Bilemiyorum.
Türkiye'yi "cehennem çukuru"na iterek
kendi "Saray iktidarları"nı
kurtarabileceklerini sananları ve onların
Türkiye'ye yaptıkları kötülükleri
dehşetle izliyorum.
Bu tek adam rejimini milletin oylarıyla
yapılacak bir "seçim sandığı devrimi" ile
tarihin çöplüğüne göndermenin
en isabetli yol olacağını düşünüyorum.
Ama mevcut muhalefet güçleri
bunun için ne kadar yeterli?..
Siyasal cinayetlerin, kanlı bir kaosun
ayak sesleri yakınlaşırken
başta CHP olmak üzere
ne kadar güven veriyor muhalefet?..
Bir başka soru:
Kendi iktidarlarını kalıcı kılmak isteyen
Saray düzeni,
barış ve demokrasi güçlerini yutacak mı?..
Bir başka deyişle:
Yine yenilecek miyiz?..
Ne kadar hazin...
Bazı sorular yılan gibi kıvrılıyor:

Yoksa iflah olmaz bir memlekette mi
yaşıyoruz?..
Yoksa Türkiye baştan mı yanlış kuruldu,
kötü kuruldu?..
Yoksa boşa mı kürek çekiyoruz?..

Sevgili Çetin Altan'ın dediği gibi,
"Hayal ettiğim Türkiye bu değildi"
diyerek mi göç edeceğiz bu dünyadan?
Belki de...
Bu satırları sonsuza doğru yayılıp giden
Akdeniz mavisinin kıyısında yazıyorum.
Denizin üstündeki gümüşi kıpırtılar
beni yaşama sevinci yerine
böylesine karanlık düşüncelere itiyor.
Yoksa Türkiye değil de
ben mi iflah olmaz bir adamım?..
Yetti HC, geçiyorum.
Yine de iyimser bir çağrıyla
noktalamak istiyorum yazımı:
Barış, demokrasi ve özgürlük diyenler,
hadi gelin elele verelim
ve bir seçim sandığı devrimi ile
Türkiye'nin önünü açalım!
Yapabiliriz!

Yazarın Diğer Yazıları

Kürt sorunu... Kılıçdaroğlu... HDP... İmralı... Kandil... Ve barış...

Kılıçdaroğlu'nun, "Kürt sorununu HDP ile çözebiliriz" derken olumlu bir çıkış yaptığını düşünüyorum ama, "aması" da var.

Hrant Dink'ten: “Gelin önce birbirimizin acılarına saygı gösterelim!”

Sevgili Hrant’ın bu sözüydü, yaşadığı acılardı, Erivan’da bir sabah vakti gün doğarken Soykırım Anıtı’nın önünde bana duygu fırtınası yaşatan...

Sevgili Cengo, hayat varken umut bitmez!

İngilizce çıkan kitabını bir yıllık gecikmeyle okurken, Cengiz Çandar'ın ömür boyu süren savaşa karşı barış kavgasını yine sevdim.