02 Mart 2024

Hatay'da askıda bırakılan "işkencede ölüm" dosyası: Kameralar çalışmamış, sistem bozuk, kafasını minibüs demirine vurmuş!

Bugün işkenceye itiraz etmeyenler, yarın trafik tartışmasında tokatlandığında, karakolda darp edildiğinde, hak ararken dayak yediğinde itiraz etme hakkını da bulamayacaklar

Sesler yükseliyor:

"Vurun, kırın, idam edin, asın…"

Her şeyin esprisi olur, kendi başına gelmez sanıyor:

"Ayağı kaymıştır, merdivenden düşmüştür, kafasını çarpmıştır…"

Sanıyor ki işkence ile mücadele "hainlik" için yapılır, sanıyor ki işkence gerçekten bir suçla mücadele yöntemi, sanıyor ki o alışkanlık ve rahatlık herkese yönelmez.

Gün geliyor anlıyor, gün geliyor karşı karşıya kalıyor, gün geliyor devran dönüyor.

* * *

6 Şubat Maraş depremlerinden sadece bir gün sonra; depremin yerle bir ettiği Hatay'da göz gözü görmez, kurtarma ekipleri beklenir, insanlar açlıktan susuzluktan ne yapacağını bilmezken; hırsızlar ve yağmacılar bir yanda, yol kesip insanlara zulmedenler köşe başlarını tutmuşken; Hatay ve de özellikle Antakya bir savaş alanına dönmüşken, kalabalığın alkışladığı bir haber düştü önümüze…

Hırsızlık yaptığı iddiasıyla, depremden bir gün sonra, 7 Şubat'ta esnafın tartakladığı iki kişi 11 Şubat'ta gözaltına alınarak Altınözü Jandarma Karakolu'na götürülmüş ve o iki kişiden biri Ahmet Güreşçi, aynı gün hayatını kaybetmişti.

Ahmet Güreşçi

* * *

İşkence ve işkencede ölüm, bu dünyadaki en zalim, en ayıp olaylardan biridir.

Kendini savunma hakkı ve imkânı olmayan birine, hangi nedenle olursa olsun türlü biçimlerde şiddet uygulanması, hem onurunun hem bedeninin yerle bir edilmesi, çok ama çok utanç verici bir hadisedir.

Ama buralarda işler her zaman böyle değil…

Sosyal medyada işkencede ölüm iddiasının duyulmasının ardından alkışlar, "ne yapıyorsunuz?" seslerini bastırdı.

Kemerle dövülenlerin, kafası duvara vurulanların görüntülerini iştahla alkışlayan kalabalık, bir anda bu "kahramanlığı" da alkışlamaya başladı.

"Hak etmiştir" seslerini bastırmak zordur.

Böyle olmadığını anlatmak için türlü örnekler vermek, çıtayı çok ama çok aşağı çekmek, bin yıllık, "Peki bir yere bomba konuldu ve adam biliyor, işkence yapmaz mısın?" gibi saçma soruları yanıtlamak gerekir.

İşkence suçtur ve suç olmasından da öte ayıptır ve zulümdür.

* * *

Ahmet Güreşçi'nin jandarma karakolunda işkenceyle öldürüldüğü iddiasıyla başlatılan soruşturma için hızlı bir biçimde "gizlilik" kararı alındı.

Üç jandarma personelinin açığa alındığı bilgisi kamuoyuna yansıdı ama o andan itibaren soruşturmayla ilgili bir bilgi kamuoyuna yansımadı.

Oysa ortada öyle derinlemesine soruşturulacak bir olay da yoktu. Güreşçi gözaltına alınmış, karakola götürülmüş, oradan hızla hastaneye sevk edilmiş ve burada ölmüştü. Vücudunda darp izleri vardı.

Ama işler hızlı yürümedi.

Soruşturma bugüne kadar bitirilemedi ve dosyada hâlâ gizlilik kararı var.

* * *

Aslında mevzuata göre hakkında gözaltı kararı verilen kişilerin, karakola sokulmadan önce sağlık raporu alınması gerekiyor.

Güreşçi'nin karakola sokulmadan önce alınan sağlık raporuna ve otopsi raporuna bakarak bir sonuca varmak mümkündü.

Ama yapılamadı.

Zira jandarmadan ve hastaneden, bu konuda ilginç bir yanıt geldi.

Her ikisi de deprem nedeniyle hastanede oluşan yoğunluk ve sistemdeki arızalar nedeni ile adli muayene raporunun alınamadığı yanıtını verdi.

* * *

O zaman, artık bütün karakollarda bulunan kamera sisteminin incelenmesi bir sonuç verebilirdi.

Altınözü Savcılığı, kameraların incelenmesi için talimat yazısı yazdı.

Deprem nedeniyle kameraların çalışmamış olduğu, çalışmayabileceği düşünülebilir.

Ama hayır, kameralar günlerdir çalışıyordu.

Ne hikmetse, tam da Güreşçi'nin gözaltına alındığı gün, 11 Şubat 2023'te, saat 10.00 sıralarında elektrik kesilmiş, 12 Şubat 2023 günü saat 09.30'a kadar kayıt alınamamıştı.

Günlerdir kesilmeyen elektrik, ne hikmetse gözaltında işkenceyle ölüm iddialarının araştırılacağı günü bulmuştu kesilmek için.

* * *

Savcılık, bunun üzerine 13 Şubat 2023'te bir yazı daha gönderdi.

Bu kez Ahmet Güreşçi'nin karakolda tutulduğu alana ait bölümleri gösteren kamera görüntüleri talep edildi.

Ancak buna da depremin bazı bölümlere ağır hasar verdiği, yıkılma riski bulunan binanın önemli bir kısmının kullanılmadığı, Güreşçi'nin, ana hizmet binasında, depremden etkilenmemiş, emniyetli bir odaya konulduğu, bu bölümde hiç kamera sisteminin olmadığı yanıtı geldi.

* * *

Jandarmadan gelen yanıtta ilginç bir "bilgi" daha verildi.

Buna göre Güreşçi'nin ifadesi, koşullardan dolayı karakolda alınamamıştı. Güreşçi, ifade alma odasına hiç getirilmemişti. Öyle ya, böyle bir durumda işkenceyle öldürülmesi de söz konusu olamazdı.

* * *

Ve bir de işkenceyle ölüm soruşturmaları açısından, nadide tarihimize kaydedilmesi gereken bir tutanak daha var.

Jandarmadan gelen yazıda, jandarma devriyesinin Güreşçi'yi evinde gözaltına aldığı, bu sırada jandarmaya direndiği, depremden dolayı vücudunda kırık, ezik bulunduğunu söylediği bilgisi yer alıyor.

Otopsi raporunda çıkan bulguları açıklamak lazım değil mi?

Bununla da yetinilmiyor.

Aynı yazıda, jandarmanın gözaltı sırasında, Güreşçi'yi "göz ile kontrol ettiği", vücudunda önceden oluşmuş darp izleri bulunduğunu gözlediği de tutanak altına alınmış.

* * *

Düzenlenen tutanağın en etkili kısmına gelince…

Jandarmaya göre, zaten vücudunda darp izleri bulunan Güreşçi, devriye aracında bulunduğu sırada, "beni indirin" diye bağırdıktan sonra kafasını defalarca aracın sarı renkli tutunma demirine vurmuş…

Zaten üzerinde esrar içmeye yarayan aparat da bulunmuş…

Bu bilgiler de ardı ardına sıralanmış.

Tutanakta yazmıyor ama jandarmaya göre, belli ki Güreşçi, işkenceyle kendini öldürmüş!

* * *

Gelelim otopsi raporuna…

Vücudundaki ağır işkence izlerine rağmen, ölü muayenesi sonucunda, adli tabip, zehirlenerek ölüp ölmediğinin de araştırılmasına karar vermiş Güreşçi'nin…

Bunun üzerine Adli Tıp Kurumu'na gönderilmiş dosya…

Ve rapor, gerçeği açık biçimde gösteriyor.

Zehirlenme bulgusu yok, ölüm nedeni "künt kafa travmasına bağlı, beyin kanaması."

* * *

İşkenceyi bağışlamak, görevini kanunlara uygun yapan güvenlik personelini, kanunlara aykırı hareket edenlerle aynı kefeye koymaktan ve işkenceyi sistematik hale getirmekten başka bir sonuç vermez.

Hırsızlığın, yağmanın, suçun işkence ile bastırılamadığını, suçla mücadelede bir yöntem olamayacağını bugün deprem bölgesine gitseniz, görürsünüz.

Bir yıl sonra bile kırık dökük evlerinin önünde nöbet tutanlar, çalınan demirlerin peşinden koşanlar, hırsızlıkla elde edilmiş inşaat malzemelerini satanlar, ne ararsanız görüyorsunuz.

* * *

Bin yıldır işkence ile ölüm olaylarında duvardan düşme, kafasını demire vurma iddialarını görüyoruz. Bin yıldır kameralar bozuk, sistemler arızalı.

Ve bin yıldır bütün bu dertlere deva bulamamış olmamızın nedeni, yalanlara sığınıp bu insanlık dışı yöntemleri meşrulaştırmaya çalışmak.

Bugün işkenceye itiraz etmeyenler, yarın trafik tartışmasında tokatlandığında, karakolda darp edildiğinde, hak ararken dayak yediğinde itiraz etme hakkını da bulamayacaklar.

Gökçer Tahincioğlu kimdir?

Gökçer Tahincioğlu, 1997'den 2018'e kadar Milliyet Gazetesi'nde yargı muhabirliği, Ankara Haber Müdürlüğü, köşe yazarlığı yaptı.

Haber, yazı ve fotoğraflarıyla Musa Anter, Metin Göktepe, Abdi İpekçi gibi isimlerin adını taşıyan gazetecilik ödüllerini aldı. Çağdaş Gazeteciler Derneği ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Özgürlüğü ödüllerine layık görüldü.

Bu Öğrencilere Bu İşi mi Öğrettiler?: Öğrenci Muhalefeti ve Baskılar (2013, Kemal Göktaş'la birlikte), Beyaz Toros: Faili Belli Devlet Cinayetleri (2013) ve Devlet Dersi: Çocuk Hak ve İhlallerinde Cezasızlık Öyküleri (2016), Çünkü Umurumuzda adlı mesleki kitaplara imza attı. Yaralı Hafıza ve Kayıp Adalet adlı derleme kitapların editörlüğünü üstlendi. 

İlk romanı Mühür, 2018'de yayımlandı. 2020'de yayımlanan ikinci romanı Kiraz Ağacı ile Yunus Nadi Roman Ödülü'nü kazandı. Üçüncü romanı Sabahattin Ali'yi Ben Öldürdüm, Eylül 2023'te yayımlandı. 2018'den bu yana T24 Ankara Temsilcisi olarak çalışıyor.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Cezaevi, dava ve yasaklar ülkesinde seçim sonrası "kulisleri": Erdoğan AKP'yi, Çukurambar Erdoğan'ı bırakır mı?

AKP'nin hikâyesi çok uzun bir zaman önce gecekondu mahallelerinden Çukurambar'a taşındı

Deprem skandalı: Her şeyden sorumlu Cumhurbaşkanlığı, İsias Otel'de, yıkılan tüm binalarda sorumsuz

Kentler yıkıldı, binlerce insan öldü ancak uçan kuştan bile sorumlu Cumhurbaşkanlığı'nın hizmet kusuru olduğunu iddia etmek bile mümkün değil

Devlet, ağzındaki baklayı çıkardı: "Ölmeniz, tedaviden daha ucuzsa…"

Devlet, ölüm durumunda ödeyeceği tazminat yüksek değilse, ilaç bedelini ödemek yerine ölmemizi tercih ediyor