26 Haziran 2022

Las nadies: Francia Márquez ve Kolombiya'da direnen kadınların iktidarı

Kolombiya'nın ilk solcu hükümeti 7 Ağustos'ta göreve başlayacak ve daha 15 yaşındayken bile ülkesinin acılarını çok iyi bilen Francia Márquez, "hiç kimseler"in sesi olacak

"Herkes kendi ışığıyla ışıldar. Hiçbir alev öbürüne benzemez" diye anlatır, Uruguaylı yazar Eduardo Galeano. Kolombiya'nın Pasifik kıyılarında, çoğunlukla Afro-Kolombiyalıların yaşadığı yoksul kasabalardan birinde, gökyüzüne tırmanan ve insanların yukarıdan minik alevlere benzediğini söyleyen bir adamdır aslında bunları söyleyen. Kucaklaşmanın Kitabı'nda (Can, 1994) geçen bu anlatı şöyle devam eder:

"Kimi insanların alevi öyle durağandır ki rüzgârda bile dalgalanmaz, kimi insanlarınsa havayı kıvılcıma boğan çılgın alevleri vardır."

O yoksul kasabalardan birinde doğan ve geçen hafta Kolombiya'daki başkanlık seçimlerinde başkan yardımcısı seçilen Francia Márquez de "çılgın alevleri" olanlardan. Üstelik henüz 13 yaşında, yaşadığı yerdeki Ovejas Nehri'ni ve nehri Salvajina hidroelektrik santraline bağlayacak projeden dolayı yerinden edilecek yerli ve köylülerin haklarını savunarak başlamış alevlerini saçmaya. Bugüne kadar da hiç sönmemiş ateşi. Hem de aldığı tehditlere, suikast girişimine ve üç çocuğuyla birlikte verdiği zorlu yaşam mücadelesine rağmen.

Linkteki videoda 15 yaşındaki Francia'yı, Kolombiya'nın güneybatısındaki Cauca bölgesinde, Yolombó kentinde yaşayan La Toma topluluğunun bir temsilcisi olarak dinliyoruz. Francia, 1986'da Salvajina barajının inşa edilmesinin olumsuz etkilerini anlatıyor ve dönemin hükümetinin yöre halkına tazminat ödemeyi kabul etmesine rağmen sorunlarının devam ettiğini söylüyor.

Bugün, ülkesindeki ilk Afro-Kolombiyalı başkan yardımcısı olmaya hazırlanan Francia Márquez, temizlikçilikten madenciliğe kadar birçok işte çalışmış, baraj yüzünden zorla yerlerinden edileceklerini öğrendiğinde hukuk okumaya karar vermiş ve hayatını çevre mücadelesine adamış, henüz 40 yaşında bir aktivist ve siyasetçi. Kendisini Kolombiya'nın dışlanmış kesimlerinin, "los nadies" (hiç kimseler) olarak tanımladığı, adları bilinmeyen, yüzleri olmayan, sesleri duyulmayan yoksulların, ezilenlerin temsilcisi olarak görüyor.

Márquez'in "hiç kimseler"i, Galeano'nun Kucaklaşmanın Kitabı'ndaki anlatılardan birine dayanıyor:

"Hiç kimseler: Hiç kimselerin çocukları, hiçlerin sahipleri. Hiç kimseler, hiç kimsesizler, tavşan gibi kaçanlar, yaşarken ölenler. […] Dünya tarihinin sayfalarına değil de yerel gazetenin zabıta sayfasına geçenler. Canlarını alacak kurşuna bile değmeyen hiç kimseler."[1]

Márquez'le birlikte "hiç kimseler"in Kolombiya'nın başkanlık sarayı La Casa de Nariño'ya çıkması, dünya tarihinin sayfalarına geçti bile. Hem de sömürgeci yayılmayı meşrulaştıran Avrupa merkezli tarihin değil, sömürgeleştirilenlerin yazacağı yepyeni bir tarihin sayfalarına…

Latin Amerika'nın direnen kadınları

Kolombiya'daki sosyal ve ekonomik dışlanmanın vardığı boyutları, özellikle de kadınların dışlanmasının yol açtığı sorunları ortaya koyabilecek yeni bir söylem oluşturmaya çalışan Francia Márquez'in Eduardo Galeano'dan ilham alması tesadüf değil. "Ezilenlerin yazarı" olarak bilenen Galeano, kendi ifadesiyle, matadora karşı "boğanın tarafında" olanlardan.  

Kolombiya, tarihsel olarak her zaman matadorların iktidarda olduğu bir ülkeydi. 19 Haziran'daki başkanlık seçimlerinin ikinci turunda, eski bir gerilla olan Gustavo Petro'nun devlet başkanı seçilmesiyle, Kolombiya'da ilk kez "boğaların tarafı" kazandı. Petro ve Márquez liderliğindeki sol koalisyonun (Pacto Histórico/Tarihi İttifak) kazanmasının ne kadar zor olduğunu bir önceki yazımda[2] belirtmiştim. Bugünkü yazımda ise bu zorlu seçimin sadece Gustavo Petro'nun değil Francia Márquez'in de zaferi olduğunu vurgulamak istedim.

Latin Amerika'da kadınlar son dönemde siyasetin ve toplumsal hareketlerin gelişiminde başat rol oynuyorlar. Özellikle son otuz yılda on iki ülkede (Arjantin, Bolivya, Brezilya, Dominik Cumhuriyeti, Ekvador, Guyana, Honduras, Kosta Rika, Meksika, Panama, Paraguay, Peru ve Uruguay) kabul edilen toplumsal cinsiyet kotaları sayesinde Latin Amerika, kadınların siyasette en yüksek temsil oranına sahip olduğu bölge haline geldi.

Kadın hareketinin bir diğer önemli kazanımı, muhafazakâr Katoliklerin çoğunlukta olduğu Latin Amerika ülkelerinde kürtajın yasallaşmasını sağlamaları. Üstelik kadınlar, 1980'lerden itibaren Protestanlık içindeki Pentekostal akımların yayılmasıyla bölgedeki Evanjeliklerin de hızla muhafazakârlaşmasına ve siyasette kadın düşmanlığının giderek artmasına rağmen bunu başardılar.

Kadınların protestolarda kullandıkları, yasal ve sağlıklı kürtaja erişim hakkını simgeleyen yeşil başörtüsünden dolayı "yeşil dalga" (ola verde) olarak anılan feminist hareket, son olarak Kolombiya'da da kürtajın yasallaşmasını sağladı. Diğer yandan Şili'de hâlihazırda devam eden anayasa yapım süreci sonunda, 4 Eylül'de yapılacak referandumda anayasa taslağı onaylanırsa, Şili, Latin Amerika'da kürtaj hakkının anayasal statü kazandığı ilk ülke olacak.

Yeşil dalganın yükselmesi, ilk kez 3 Haziran 2015'te Arjantin'de gerçekleşen Ni una menos (Bir kadın daha eksilmeyeceğiz) eylemlerinin sağladığı dinamizmle mümkün oldu.[3] Son dönemde giderek artan kadın cinayetlerini protesto etme amacıyla başlayan kitlesel eylemler, tabandan gelen örgütlü kadın gücünü ortaya koydu. Etkisi Türkiye'ye kadar ulaşan Las Tesis adlı Şilili kadın grubunun performansı, kadınların coşkuyla sahiplendikleri evrensel bir mesaja dönüştü.

Bugün feminist hareket, sadece Latin Amerika'da değil dünya genelinde LGBTİ+ hareketi ve çevre hareketi başta olmak üzere diğer toplumsal hareketlerle de etkileşime girerek büyüyor ve güçleniyor. Türkiye'de de kadınların etkin toplumsal muhalefet aktörleri olarak ön planda olduklarını söyleyebiliriz. Dolayısıyla 2019'da tüm dünyayı etkisi altına alan protesto dalgasında kadınların öne çıkması hiç de tesadüf değildi. Nasıl Brezilya'da 2018'de Bolsonaro'ya karşı en büyük muhalif cepheyi kadınlar oluşturduysa, Bolivya'da 2019'da Morales'e karşı gerçekleşen darbenin ardından darbe karşıtı gösterilerde Cholita olarak anılan yerli kadınlar öne çıktıysa, Kolombiya'da da 2019'dan itibaren sağcı Duque hükümetine karşı gelişen protestolarda kadınlar en önde mücadele verdiler.

Yeni bir dil, kapsayıcı söylem

Çevre mücadelesinin içinden gelen ve Petro'dan ayrı, kendi tabanı da olan Francia Márquez, kuşkusuz, bundan sonra adlarını daha sık duyacağımız Latin Amerikalı öncü kadınlardan biri. Kolombiya'da devlet başkanlığı, 2015'ten itibaren tek dönemle sınırlandırıldığı için Márquez'i 2026'daki seçimlerde en güçlü başkan adayı olarak görebiliriz.

Márquez'in alışık olduğumuz siyasetçilerden çok farklı, kendine özgü bir duruşu ve politika yapma tarzı var. Onun siyasetteki varlığı bile yüzyıllardır kadınları, yerlileri, Afro-kökenlileri, yoksulları dışlayan tarihsel yapılara başlı başına bir meydan okuyuş. Tüm bu dışlanan kesimleri görünür kılmak için verdiği mücadelede "hiç kimseler" söylemi merkezi önem taşıyor. Zira ülkedeki sosyal ve ekonomik dışlanmanın ulaştığı boyut düşünüldüğünde, "hiç kimseler"in ne kadar kapsayıcı bir söylem olduğu daha iyi anlaşılıyor.

Üstelik Márquez, Eduardo Galeano'dan ödünç aldığı "los nadies"in yanına "las nadies"i de ekliyor. İspanyolcada kabalıklara/kitlelere her zaman kadınlar yok sayılarak eril "los" artikeliyle hitap edildiği için "las nadies" demek "kadınlar vardır" demenin başka bir yolu.

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yeniden ve yeniden üretilmesinde dilin ne kadar merkezî bir işlevi olduğunu bu noktada hatırlamakta yarar var. Márquez'in gramere meydan okuyan İspanyolcası da bu açıdan çok kıymetli. Kimilerini de epey rahatsız ediyor. Örneğin, sosyal medya kampanyasında Márquez "köleleştirilmiş atalarımızdan kalan miras" ifadesini kullanırken "ata" kelimesini hem eril hem dişil haliyle kullanmış ve tartışmalara yol açmıştı. Çünkü bu kelimenin dişil versiyonu yok! İspanyolcada bazı kelimelerin hem eril hem dişil halleri var ama "ata" kelimesi onlardan biri değil. Márquez öyle düşünmüyor ve "ata" anlamına gelen "mayores"ın yanına "mayoras"ı da ekliyor. Ancak Márquez'in "kadın ataları" bazılarının hoşuna gitmiyor.

Kolombiya'nın ilk solcu hükümeti 7 Ağustos'ta göreve başlayacak ve daha 15 yaşındayken bile ülkesinin acılarını çok iyi bilen Francia Márquez, "hiç kimseler"in sesi olacak. Linkte yer alan röportajda Márquez, kuracakları Eşitlik ve Kadın Bakanlığı'nı anlatıyor. Buna göre bakanlığın beş temel misyonu olacak: Kadınların eşit hak ve özgürlüğe sahip olmasını güvence altına almak, etkin kamu politikaları geliştirmek, gençler için çalışmak, yerlilerin, Afro-Kolombiyalıların haklarını savunmak ve ırkçılıkla mücadele etmek ve son olarak çoğunlukla etnik toplulukların yaşadığı, Márquez'in "unutulmuş topraklar" dediği yoksul bölgelerdeki yaşam koşullarını iyileştirmek. Eşitlik ve Kadın Bakanlığı, daha şimdiden Kolombiya'da gerçekten bir devrin sonunu ve yenisinin başlangıcını sembolize ediyor.



[1] Eduardo Galeano, Kucaklaşmanın Kitabı, çev. Nihal Yeğinobalı, Can, 2017 (5. Baskı), s. 80.

[2] https://t24.com.tr/yazarlar/esra-akgemci-america-invertida/kolombiya-da-secime-dogru-eski-gerillaya-karsi-tik-tok-fenomeni,35579

[3] Latin Amerikalı kadınların mücadelesini inceleyen önemli bir kaynak için bkz. Dilan Bozgan, "Kadınlar ve Devrimden Kadınların Devrimine: Latin Amerika'da Kadınların Gündemi", E. Akgemci ve K. Ateş (der) Dünyanın Ters Köşesi Latin Amerika: Tarih, Toplum, Kültür içinde, İletişim, İstanbul, 2020, s. 203-217.

Esra Akgemci kimdir?

Esra Akgemci, Lisans eğitimini Hacettepe İktisat (İngilizce), yüksek lisans ve doktora eğitimini Ankara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde tamamladı. ABD, Meksika, Şili ve Brezilya'da lisansüstü araştırmalarda bulundu. 

Kâzım Ateş ile birlikte Dünyanın Ters Köşesi Latin Amerika: Tarih, Toplum, Kültür (İletişim, 2020) adlı kitabı derledi. Selçuk Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde doktor öğretim üyesi. ODTÜ Latin ve Kuzey Amerika Çalışmaları programında yüksek lisans dersleri veriyor.


 

Yazarın Diğer Yazıları

Bolivya'nın pileli etekli yerli kadınları

16. yüzyıldan itibaren, sömürgecilik döneminde İspanyollar yerli kadınlara pileli eteği zorla giydirmişler, onları "yerli olmayanlardan" ayırt edebilmek için… Ancak yerli kadınların pileli eteğin üstüne giydikleri desenli bluzları ve taktıkları melon şapkaları, geleneksel kıyafete kendine özgü bir vasıf kazandırmış. Bugün hâlâ yerli kimliğinin inşası, giyilen kıyafetle, konuşulan dille ilişkilendirilen bir süreç olarak öne çıkıyor

Yaşarken de öldükten sonra da uykuları kaçıran bir efsane: Ölümünün 70. yıldönümünde Evita

Che Guevara, Maradona, Carlos Gardel ve Papa Francis ile birlikte gelmiş geçmiş en ünlü Arjantinlilerden biri olarak anılan, hayatı şarkılara, filmlere, romanlara konu olan, Evita müzikalinde Madonna tarafından canlandırılan Eva Perón, bu şöhretini neye borçluydu?

Göçmenin duası: "Çünkü varmak istedim"

ABD sınırına geldiklerinde göçmenlere verilen sorgu formunun ilk sorusu, "ABD'ye neden geldin?" oluyor. Sınırdaki göçmen çocuklar için tercümanlık yapan Meksikalı yazar Valeria Luiselli, bu soruyu yüzlerce çocuğa yönelttikten sonra ABD'de yaşayan bir Meksikalı olarak kendisine de yöneltiyor ve cevabı bilmediğini düşünüyor