22 Nisan 2024

CHP yerellerdeki yaygın ve güçlü iktidar fırsatını doğru kullanabilecek mi?

Partilere sadakat çözülüyor ama henüz karşı tarafa olan olumsuz duygular aşılabilmiş değil. O nedenle muhafazakârlar, sekülerler ve Kürtler sandık başında aynı oy pusulasını kullanıyor olsalar da o pusulaya aynı anlam gözüyle bakmıyorlar. Sekülerler ve Kürtler gidişatı değiştirmek için oy verdi, partisinde gidişatı değiştirme kapasitesi görmeyenler de sandığa gitmedi. Muhafazakârlar iktidara itirazlarını göstermek için sandığa eksik gitti. Bu eğilimler kalıcı mı? Araştırılması gereken konu bu

Yerel seçimin sayısal ve siyasal sonuçlarından daha önemli ve dikkat çekici olan, toplumsal psikolojideki gerilimin dozunu düşürücü etkisi.

Seçim akşamından bu yana yaşananlara bakınca tansiyonu yükselmiş her türlü siyasal ve kültürel fay hattına karşın toplumun soğukkanlı duruşuna tanıklık ediyoruz. Haklarını yemeyelim, aslında partiler ve liderler de açıklamalarında oldukça serinkanlı bir dil kullanıyorlar. Özellikle CHP, liderinden örgütüne ayrımcılıktan uzak, zafer sarhoşluğu içermeyen bir duruş gösteriyor. İktidar bloku sözcülerinin de sandığa ve sonuçlara saygılı açıklamalarıyla tansiyon artırıcı tutumlardan kaçındıkları görülüyor. Van belediye başkanlığı seçimlerine dair hukuk dışı karara Van seçmeninin, özellikle DEM Parti'nin ve muhalefet partilerinin, sivil toplumun kararlı itirazı ve provokasyonlara karşın hak arama eylemliliğinin de altını çizmek gerek.

Tüm eksikliklerine, seçim sürecinin antidemokratikliğine karşın siyasi kültürümüzün en önemli kazanımı olarak sandık ve seçmen bir kez daha kazandı. Tüm dünyada yaşanmakta olan temsili demokrasinin krizine, ülkenin siyasi ve yönetim sisteminin tüm merkeziyetçi, baskıcı, keyfi uygulamalarına karşın seçim dönemi boyunca da o gece ve sonrasında da seçmen kararlı bir sükûnet içinde ve serinkanlıydı. Tevatürlere, imalara karşın 48.2 milyon seçmen oyunu kullanarak siyasi tercihlerine sahip çıktı.

Seçimin belirleyici dinamikleri, siyasal ve toplumsal sonuçları üzerine uzunca konuşacağız, tartışacağız. Bence bu tartışmalarda ve anlamlandırmalarda ilk olarak seçmenin sandık olgunluğunu not etmek gerek.

15.4 milyon seçmen ya sandığa gitmedi ya da geçersiz oy kullandı

Tablo 1: Yerel seçimin bir başka altı çizilmesi gereken karakteristiği 13 milyon seçmenin oy kullanmamasıydı. Hatta sayısal sonuçları etkileyen en önemli unsur, oy kullanmayan seçmenlerin yanı sıra geçersiz oy kullanan 2.4 milyon seçmenle beraber 15.4 milyon seçmen oldu.

 

 

Kabaca her dört seçmenden birisi yerel seçimde tercihte bulunmadı. 12 Eylül Darbesi sonrası kırk yılı aşkın dönemde yapılan 9 yerel seçimde 2004 yerel seçimleriyle beraber en düşük katılım oranı ve en çok oyu sayısal sonuçlara dahil olmayan seçmen büyüklüğü olarak kayda geçti.

 

 

 

Milliyetçi partiler 10 ayda 5 milyondan fazla oy kaybetti

Tablo 3: Seçim tarihimizde not edilmesi gereken bu yerel seçim sonuçlarının bir başka özelliği de seçime iktidar olarak katılan partinin genel seçim oyundan en sansasyonel gerilemenin gerçekleşmesi oldu. 1987 genel seçimlerinde yüzde 36.3 oy oranıyla iktidar olan ANAP, 1989 yerel seçimlerinde 14.5 puan kaybederek yüzde 21.8 oranına gerilemişti. Son 5 yıldır illere ve seçimlere göre değişen ittifaklar nedeniyle net AK Parti oy oranı söylemek yanıltıcı olsa da iktidarın bu seçimlerdeki yenilgisinin ANAP’ın kaybı kadar sansasyonel olduğunu not etmeliyiz.

Sansasyonel kayıp yalnızca iktidar bloku toplam oyunda değil aynı zamanda milliyetçi partiler oylarında da yaşandı. Yine ittifak değişkenlikleri nedeniyle net MHP oyunu hesaplamak zor olsa da kendisini milliyetçi olarak tanımlayan MHP, İYİ Parti, BBP, Zafer partileri oyları toplamında kayda değer gerileme gerçekleşti. 2023 genel seçimlerinde MHP yüzde 10.07, İYİ Parti yüzde 9.68, Zafer Partisi yüzde 2.23 ve Büyük Birlik Partisi yüzde 0.98 oy oranlarıyla toplam yüzde 22.96 milliyetçi partiler oyları vardı. Bu oranların ötesinde oy sayısı olarak bu dört partinin toplam oy sayısı 12.2 milyondu. Yerel seçimlerde ise MHP yüzde 4.98, İYİ Parti yüzde 3.76, Zafer Partisi yüzde 1.73 ve Büyük Birlik Partisi yüzde 0.43 oy oranlarıyla milliyetçi oylar toplamı yüzde 10.9 olarak gerçekleşirken oy sayısı da 5 milyonda kaldı.

Bundan sonraki dönemde araştırılması gereken konulardan birisinin milliyetçilik meselesi olması gerektiğini not etmeliyim. Sıkça iddia edildiği gibi fikri anlamda milliyetçilik mi yükseliyor yoksa milliyetçilik bir duygu mu? Son iki ayda bu konuda beş yazı yazdım. Milliyetçilik ideolojik olarak güçlenmesinden değil duygusal olarak lümpenleşmeden söz edebiliriz kanaatimi okur biliyor. Nitekim 10 ay ara ile iki seçim arasında 5 milyondan fazla oy kaybının açıklaması zor.

Kürt seçmenin psikolojisi talepleri, ihtiyaçları araştırılmalı

Tablo 2: Bu konuda bir başka nokta hepsini milliyetçi partiler ve seçmenleri sanıyor olsak da aralarında farklar var. MHP ve BBP’de kendisini bulan milliyetçiler muhafazakar dünya ile iç içe yaşayan, muhafazakar referansları güçlü seçmenler iken İYİ Parti seçmenleri metropollerde ve seküler dünyada yaşayan milliyetçiler, Zafer Partisi'ndekiler daha ziyade metropollü, öfkeli gençler. MHP ve BBP milliyetçileri iktidar yandaşı, İYİ Parti ve Zafer Partisi milliyetçileri iktidar karşıtı pozisyondalar. O nedenle belki de hepsini bir monoblok seçmen kümesi gibi ele almak ve değerlendirmek yanlış.

 

Yerel seçimlerde dikkat çekici bir başka kayıp da DEM Parti oylarındaydı. Oranlardan öte 2015 Haziran genel seçimlerinde 6 milyonu biraz aşkın oy alan HDP, 2015 Kasım seçimlerinde 5.1 milyon, 2018 seçimlerinde 5.9 milyon seçmenin oyunu alırken, 2023’te 4.6 milyon Yeşil ve Sol Gelecek Partisi oyuna, 2024 yerel seçimlerinde 2.6 milyon DEM Parti oyuna geriledi. İttifaklar, aday gösterilmeyen seçim çevreleri gibi nedenlerle net DEM Parti oyu hesaplamakta sorun olsa da gerilemenin dikkat çekici olduğunu not etmek gerek. Seçimlerden sonra araştırma başlıklarından birisinin Kürt seçmenin psikolojisi, ihtiyaçları, talepleri olması gerektiğini düşünüyorum. Asıl araştırma ve çalışılması gereken konu ise Kürtlerdeki demografik, sosyolojik, siyasal ve psikolojik değişimin ne yönde ve nasıl olduğu.

Seçimin kazananı elbette CHP -ürettiği sayısal ve siyasal sonuçlar itibarıyla da özgül ağırlığını artırdığı için- bir diğer kazanan da Yeniden Refah Partisi.

 

 

Seçim analizlerinde tabeladaki oranlardan öte toplam seçmen üzerinden bakmanın daha sağlıklı çıkarımlar sağlayacağını yazdım hep. Hele seçimlerin sonunda oy vermediği veya geçersiz oy verdiği için tercihini bilemediğimiz seçmen büyüklüğü 15 milyonu aşkın iken tabeladaki oy oranlarından analizler eksik ve hatalı sonuçlar üretebilir.

Bu nedenle tablo toplam seçmen üzerinden düzenlenmiştir. 2023 Mayıs genel seçimlerindeki oylarla kıyasladığımızda seçimlerin kaybedenlerinin yüzde 30.6’dan yüzde 24.2 orana gerileyerek 6.4 puan oy kaybedenin AK Parti, yüzde 8.6’dan yüzde 3.4’e gerileyerek 5,2 puan kaybedenin İYİ Parti, yüzde 8.7’den yüzde 4.9’a gerileyerek 3.8 puan kaybedenin MHP olduğu görülüyor.

Yine toplam seçmen üzerinden yapılan tabloda ana belirleyici, seçime katılmayan seçmenlerin oluşturduğudur. İkinci unsur ise muhalefet blokunda CHP’nin öncelikle eski Millet İttifakı seçmenlerinde konsolidasyon adresi haline gelmiş olmasıdır. Millet İttifakı toplamı 2023’te yüzde 28.6 iken ve CHP’nin yüzde 22’si içinde ittifak bileşeni 4 partinin oyu da var iken, 2024 yerel seçimlerinde eski ittifak toplam oyu 2.2 puan artarak yüzde 30.8’e, içindeki doğrudan CHP oyu da 3.7 puan artarak yüzde 25.7 oranına yükselmiş.

Yerel seçimin en önemli sonuçlarından birisi toplam seçmen üzerinden bakıldığında iktidar bloku seçmenleriyle muhalefet bloku seçmenleri arasındaki dengenin muhalefet bloku lehine dönmüş olması. Diğer yandan bir başka önemli siyasal sonuç ise ulusal iktidar ile yerel iktidar arasında bir dengenin seçmen eliyle kurulmuş olması.

2023 Mayıs seçimlerinde iktidar bloku toplam seçmeninin yüzde 42.6’sının oyunu almışken, şimdi 6.8 puan kaybederek yüzde 35.8’e gerilemiş. Tüm partiler dahil muhalif blok seçmeni ise yüzde 42.5 oranından 5 puan kaybederek yüzde 37.5 oranına gerilemiş. Bu özet tablodan bakılınca da seçime katılmayan seçmenlerin yalnızca iktidar bloku seçmenleri olmadığının anlaşıldığını da not etmeliyiz.

Yerel seçimlerin bir başka önemli sonucu da suni ittifakları aşarak seçmenin büyük partilerde konsolidasyon üretmesi oldu. Özellikle yerel seçimlerde belediye başkanlıkları oylarıyla yerel meclisler oyları arasındaki farkın yüzde 5 mertebesinde olduğu görülüyor. Bir bakıma stratejik oy kullanan seçmen sayısı 3 milyon veya yüzde 5 oranında. CHP belediye başkan adayları partilerinin yerel meclis oylarından 1.6 milyon ya da yüzde 2.6 oranında fazla oy alırken, AK Partili başkan adayları da partilerinin meclis oylarından 1.5 milyon ya da yüzde 2.4 oranında fazla oy almış.

Sayılar şunu teyit ediyor; hala seçmenin temel tercihlerinde iktidar yandaşlığı ve karşıtlığı ekseninde bloklar arası kayda değer hareket gözlenmiyor. Tablolara bakarak partisinden rahatsız olan her iki bloktaki seçmenlerin bir kısmı seçime katılmayarak tepkisini göstermiş.

Belki şunu söylemek de mümkün; Türkiye’nin muhafazakar kanadından AK Parti ve MHP, seküler kanadından İYİ Parti ve Kürt kanadından DEM Parti'de seçime katılmayanlar tabloyu belirlemiş.
Karmaşık gibi görünen bunca sayının arkasındaki seçmen motivasyonu üzerine elbette çokça araştırma yapılmalıdır.

Genel seçimlerde güvenlik ve devletin bekası dürtüsü ekonomik tufanın etkilerini dengelemiş ve güçlü devlet talebi baskın gelmişti. Ama yerel seçimlerde güvenlik ve devletin bekası değil devletin bu denli hanenin içine de girme çabası devlete mesafeyi üretti belki de.

Ya da genel seçimlerde dünyanın ve ülkenin gidişatına dair kaygılar ağır basarken yerel seçimler de gündelik ve bireysel hayata dair kaygılar ön aldı.

Yine de 6 yıldır süren ekonomik tufanın ve son üç yıldır süren enflasyonun etkisi çok açık ki ilk sıradaki dürtü oldu. Öte yandan böylesi bir ekonomik tufan ve yıkıma karşın sayılar da ortada, hala belirleyici siyasi pozisyon iktidar karşıtlığı ve yandaşlığı üzerinden şekilleniyor büyük oranda. Partilere sadakat çözülüyor ama henüz karşı tarafa olan olumsuz duygular aşılabilmiş değil. O nedenle muhafazakârlar, sekülerler ve Kürtler sandık başında aynı oy pusulası kullanıyor olsalar da o pusulaya aynı anlam gözüyle bakmıyorlar. Sekülerler ve Kürtler gidişatı değiştirmek için oy verdiler, partisinin gidişatı değiştirme kapasitesini görmeyenler de sandığa gitmediler. Muhafazakârlar iktidara eleştiri ve itirazlarını göstermek için sandığa eksik gittiler.

Bu eğilimler kalıcı mı? Araştırılması gereken konu bu. Seçim sonrası yapılan ve kamuoyuna açıklanan bazı araştırmalara göre artık CHP birinci partiymiş. Böyle mi, devam eder mi bilmiyorum.
Buradaki asıl soru ise şu, muhafazakâr seçmen genelinde sol fikriyata özelinde CHP’ye olan duygusal ambargosunu aşabilecek mi? Bu sorunun cevabı gelecek siyasi zemin karakteristiğini de belirleyecek bir bakıma.

Ya da soruyu tersten soralım, CHP yerellerdeki yaygın ve güçlü iktidar fırsatını doğru kullanabilecek mi? Bu soruya da gelecek hafta cevap arayalım.


Bekir Ağırdır'ın bu yazısı, Oksijen gazetesinden alındı.

Yazarın Diğer Yazıları

Şoven iktidarlar çoğalıyor, Batı tıkanıyor: Avrupa’nın sorunu sağın yükselişi mi ütopyasızlık mı?

Dünyanın bugün karşı karşıya olduğu sorunlar, adaletsizlik, yoksulluk, yolsuzluk, otoriterlik, ekonomik ve teknolojik tekelleşme gibi meseleler karşısında hala duyarsızlar, eskinin kibrine teslimler. Ancak asıl tehlike aşırı sağın yükselişi değil, geçici bir araz gibi düşünülen, konuşulan popülizm, otoriterlik ve keyfiliğin kalıcılaşıyor olması. Herkes birbirinden korkar hale geliyor ve korkularla güvenlikçi ve ahlakçı politikalar kalıcılaşıyor. Bu da dünyanın adaletsizlik, yoksulluk, yolsuzluk meselelerini kalıcılaştırıyor

Kireç badanalıdan seramik kaplı mutfağa: Moderneleşme telaşı sofra adabını nasıl değiştirdi?

Toplumun yaşadığı gecikmiş modernleşmenin telaşı ve savrukluğunu en iyi gözleyebileceğimiz alanlardan birisi yeme içme alışkanlıkları. Sofra fiziki olarak da anlam olarak da değişti. Konut ve mutfak değişti çünkü. Yer sofrasında yemek yiyenler yüzde 30’a geriledi. Hanelerin yüzde 82’sinde bulaşık makinesi var

Endişe ve kaygıya doğan kuşak: Türkiye'de gençler neden birey olmakla yurttaş olmak arasına sıkışıyor?

Ülkemiz kuşakları için zaman aralığının baskın ruh haline bakarak benim şöyle bir gruplamam ve adlandırmam var örneğin. 1945-1960 aralığında doğanlar “umuda, barışa doğanlar”, 1960-1980 aralığında doğanlar “heyecana, coşkuya doğanlar”, 1980-2000 aralığında doğanlar “merak ve keşfe doğanlar”, 2000-2020 aralığında doğanlar “endişe ve kaygıya doğanlar” gibi bir ayrım daha açıklayıcı ve yararlı olabilir