08 Nisan 2024

CHP için büyük başarı hikâyesi

CHP’nin başarısında elbette birinci aktör Ekrem İmamoğlu oldu. Hem genel seçimlerin hemen ardından partisini kurultaya zorlayan duruşu, kurultay süreci ve yerel seçim sürecindeki kararlı ve iddialı kampanyası ve söylemiyle bugün tabloda görülen CHP başarısının ilk mimarı o. Özgür Özel bu tabloyla beraber artık gerçek bir genel başkan olma fırsatı yakaladı. Elbette bir de 30 puanlık fark üretmiş Mansur Yavaş etkisi var

Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş

Hayat ustam Tarhan Erdem’i anarak sık kullandığı bir cümlesini hatırladım, “Seçmenin mahşeri vicdanı her zaman çalışır” derdi. Yerel seçim sonuçları, seçmenin siyasette aradığı ve partilerin, liderlerin yaptıklarından ötede oluşturduğu yeni dengeyi gösterdi.

Aslında pazar akşamı karşımıza çıkan siyasal manzaranın ve o meşhur renkli haritanın 14 Mayıs genel seçimleri akşamı oluşması beklenirdi. Seçmenin gündelik hayatın dertlerinden, merkezileşmeye, keyfileşmeye, adaletsizliğe, hukuksuzluğa tepkisinin emareleri de bolca vardı. Kılıçdaroğlu ve Akşener ikilisi mucizeyi gerçekleştirip kaybetmeyi başarınca başka bir tablo oluşmuştu. Bu nedenle pazar akşamı karşılaştığımız tablo esas itibarıyla ertelenmiş ve gecikmiş bir tabloydu. Doğal gidişattan sapma bu seçimde değil 14 Mayıs’ta gerçekleşmişti.

Yerel seçimin sayısal, siyasal, toplumsal analizlerini birkaç katmanda yapmamız gerekir diye düşünüyorum; tabelanın gösterdikleri, tabelanın siyasal sonuçları ve sosyolojik tarafı.

Sayısal sonuçlara parti oylarının anlamları ve siyaset dünyası üzerinden bakalım. İlk olarak şunu tespit edelim; sonuç CHP için oldukça büyük bir başarı hikayesi gösteriyor. CHP 1973 genel seçimlerinden beri ilk kez birinci parti konumuna yükseldi. Ülkenin ekonomik kapasitesinin dörtte üçünü barındıran coğrafya CHP’li yerel yönetimlere geçti.

Dinamiklerin ipuçları

İkincisi, merkezileşmeyi daha da güçlendirmeyi hedefleyen ulusal iktidara karşı yerelden bir güç dengelenmesi oluştu.

Üçüncü ve daha önemlisi uzun süredir iktidar bloku lehine olan yüzde 52-48’lik denge 50-50’lik bir yere evrildi.

Dördüncüsü iktidar ve özellikle AK Parti oy kaybetmeye devam ediyor. İttifaklarla iktidarını sürdürme fırsatını kullanmış olsa da artık eskisi kadar güçlü değil ve ortaklarına mecburiyeti güçlenerek sürüyor. Daha da önemlisi AK Parti 2019 yılından beri adım adım kitle partisi özelliğini kaybetmiş durumda.

Seçmen üzerinden analizleri yaptığımızda ise dipte başka eğilimler, üzerinde çokça çalışılması, araştırılması, tartışılması gereken dinamiklerin ipuçları görülüyor.

Bu analizler için tabloya tabeladan değil seçime katılmayan seçmenleri de dikkate alarak toplam seçmen üzerinden bakmak her zaman daha sağlıklı sonuçlar çıkarmamızı sağlıyor.

(Tablo 1) Yukarıdaki tablo 31 Mart’ta tüm seçmenlerin yerel meclis oyları ve yerel belediye başkanlıkları oylarını kıyaslayarak gösteriyor.

Bu tablonun çıkarımlarının elbette birincisi seçime katılmayan seçmenlerin sayısının büyüklüğü. Her 100 seçmenin 25’inin tercihleri seçim tabelasında yok, seçime katılmamışlar.

Başkanlık oyları ile meclis oylarını kıyasladığımızda öne çıkan örüntü seçmenin başkanlık yarışlarında büyüklere doğru meylettiğini gösteriyor. Belediye başkanlığı yarışlarında seçmen ikili rekabete, bir bakıma kazanacak adaylara doğru toplaşma eğilimi göstermiş. Bu da yerel seçimlerle genel seçimlerin dinamiklerinin farklı olduğuna dair efsanenin gerçek olmadığını gösteriyor. Sıkça yazdığım gibi yerel seçimlerin dinamikleri çok büyük ölçüde ulusaldaki siyasi pozisyonlardan besleniyor uzun bir süredir. Daha da önemlisi seçmen belki de ittifaklar gibi zorlama yöntemler yerine kendisi iki kanatta da konsolide oluyor.

Nitekim tabloya ittifaklar üzerinden baktığımızda, blok içi partilerin seçmenlerinin AK Parti ve CHP’li başkan adaylarında toplaştıkları sayısal olarak da görülüyor. AK Parti’li başkan adayları AKParti’nin meclis oylarından 1.5 milyon fazla oy almış ve bu oyların neredeyse tamamı Cumhur İttifakı partilerinin meclis oylarındaki eksilmesinin tam karşılığı kadar. CHP’li başkan adaylarının aldıkları 1.6 milyon partisinin meclis oylarından fazla oy da yalnızca Millet İttifakı partilerinin değil tüm muhalif seçmenin farkları kadar. Seçmen başkanlık oylarında iki tarafta da bir konsolidasyon üretmiş. Daha da önemlisi partilerin yönetimleri, kurumsal akılları arası ittifaklar üzerinden değil seçmen gözünde daha geniş bir ittifak oluşmuş.

Seçmen eğiliminde de tabeladaki parti oyları üzerinden de bakıldığında küçük partiler seçmen gözünde ağırlıklarını kaybetmeye başlamışlar. İstisna olarak Yeniden Refah Partisi’nin yükselişi var. YRP ve genel eğilim seçimlerden öncesinde sıkça yazdığım genel eğilimi teyit ediyor. Seçmen gidişattan rahatsız ama hala bloklar arası değil blok içinde hareket ediyor ya da seçimlere katılmayarak kendisini var olan kutupların dışına çekiyor.

Seçmen duruşu

(Tablo 2) Nitekim aşağıdaki 2024 yerel meclis oyları ile 2023 genel seçim oylarını sayısal olarak gösteren tablo daha önemli ipuçları veriyor.

31 Mart’ta seçim sonuçlarını etkileyen en önemli seçmen duruşunun seçime katılmamak olduğu görülüyor. 2023 genel seçimlerinde 7.5 milyon seçmen oyu hesaplara girmemişken bu kez 15.5 milyon seçmen oyu tabelada yok. Her dört seçmenden birisinin yerel seçimlerdeki siyasi tercihini bilmiyoruz, kendi arzularıyla katılmamışlar.

AK Parti 2023’te her 100 seçmenin 30’unun oyunu alabilmişken bu kez 24’ünün oyunu alabilmiş. Cumhur İttifakı 2023’te toplam seçmen üzerinden yüzde 42.6 oy oranına ulaşmışken bu kez yüzde 35.8’e gerilemiş. İttifak olarak toplamda 4 milyon oy kaybetmiş gibi görünse de AK Parti 3.7 milyon MHP 2.3 milyon oy kaybetmiş, bunların 1.7 milyonu YRP üzerinden ittifak arkasında durmaya devam etmiş görünüyor. Seçime katılmamış 6.5 milyon seçmenin 4 milyonunun Cumhur İttifakı seçmenleri olduğunu tahmin edebiliriz.

CHP oy sayısı 2.4 milyon artmış ama hatırlatalım CHP’nin 2023 oylarında listelerinde yer verdiği Saadet, Deva, Gelecek ve Demokrat partileri oyları da vardı. Millet İttifakı partileri arasında en büyük oy kaybı 3.1 milyon seçmenle İYİ Parti’de. Aslında bu denli büyük siyasi sonuçlar üreten yerel seçimde Millet İttifakı partilerinin toplamda yeni kazandığı seçmen toplamı 300 bin. Bir bakıma varsayımsal olarak Millet İttifakı partileri seçmenleri seçime katılmışlar.

Muhalefet blokundaki diğer partilerin tümü 14 Mayıs’tan bu yana net seçmen kaybı yaşamışlar.

Seçmen sayıları üzerinden bakıldığında iktidar bloku seçmenlerindeki eksilme kayda değer biçimde görünürken muhalif blokta Millet İttifakı dışında kalmış partilerde de eksilme gözleniyor. Bu eğilimin önemli başkaca siyasi sonuçlarını yakın gelecekte göreceğimizi sanıyorum.

Önderlik eden figür oldu

(Tablo 3) Nitekim aşağıdaki tablo 14 Mayıs genel seçimlerindeki parti oyları ile yerel meclislerdeki seçmen tercihleri üzerinden iktidar ve muhalefet blokları sayıları kıyası daha anlamlı bir şey söylüyor. İktidar ve muhalif blok seçmenleri sayısal ve oransal olarak eşitlenmiş. Bunu üreten seçimlere katılmayan seçmenler olmuş aslında. Ve katılmama iki blokta da gözleniyorsa da daha büyük eksilme iktidar blokunda. İktidar bloku seçmeni bu kez eleştirilerini oy vermeyerek göstermiş.

Bu sayısal analizlerden siyasal bir sonuç çıkaracaksak şunu söylemek mümkün. Seçmen hem gidişattan hem de siyasi partilerden rahatsız olsa da önündeki seçenekler içinden de bu kez özellikle belediye başkanlıklarında CHP’li adaylara çok önemli bir fırsat alanı açmış.

CHP’nin başarısında elbette birinci aktör Ekrem İmamoğlu oldu. Hem genel seçimlerin hemen ardından partisini kurultaya zorlayan duruşu, kurultay süreci ve yerel seçim sürecindeki kararlı ve iddialı kampanyası ve söylemiyle bugün tabloda görülen CHP başarısının ilk mimarı o. Hatta İmamoğlu yerel seçim sürecinde toplumsal muhalefeti de umutsuzluk duygusundan olası başarıya inandıran, önderlik eden figür oldu. Öte yandan Özgür Özel bu tabloyla beraber artık gerçek bir genel başkan olma fırsatı yakaladı. Elbette bir de 30 puanlık fark üretmiş Mansur Yavaş etkisi var. Bu üçlünün her birinin farklı karakterleri, siyasi referansları ve hatta farklı vizyonları olduğunu biliyoruz ama tümü CHP’nin şu andaki yerel seçim başarısına katkı üretmiş.

Algı ve imaj meselesi

Bir başka unsur seçmendeki genel algı olarak CHP algısı ve imajı meselesi. CHP’nin siyasi vizyon ve değerlerini nasıl yenileyeceği, içindeki farklılıkları nasıl sentezleyeceği, toplumla nasıl bir yeni ilişki kuracağı, kazandığı yerlerde yeni başarı hikayeleri üretip üretemeyeceği, örgütsel kapasitesini ve maharetini yenileyip yenileyemediği gibi bir dizi meselesi var önünde.  Tüm bu süreçlerde bu üç siyasetçinin nelere, nasıl önderlik edecekleri belirleyici olacak.

İktidar kanadının başta Erdoğan her bir aktörünün seçim sonuçlarını nasıl anlamlandıracağını henüz bilmiyoruz. 2022 başından bu yana daha sert ahlakçı ve güvenlikçi politikalar dizisi üzerindeki zihni koalisyon nereye kadar bu sertliğe devam eder, yumuşar mı, uzlaşmacı olur mu sorularının cevaplarını henüz bilmiyoruz. Şimdiye kadar ki siyaset tarzlarına bakınca, iyimser beklentiler çok gerçekçi görünmüyor.

Yerel seçimin asıl sonucu ise seçmende ve muhalif seçmende yeniden umutlanma ihtiyacına verdiği cevap oldu bence. Ülkenin yumuşak gücünü oluşturan karar verici pozisyondaki, entelektüel camiadaki, bilim ve sanat dünyasındaki umutsuzluğun kırıldığı bir seçim oldu. Bunun yansımalarını, gündelik hayattaki etkilerinin siyasi aktörlerin politikalarından daha büyük olduğunu gündelik hayatta deneyimleyeceğimizi sanıyorum.

Hayatın ve toplumun dinamikleri üzerinden bakılında siyasi tercihlerin doğal seyrinde 14 Mayıs 2023’te yaşanması gereken kırılma 31 Mart akşamı yaşandı. O sapmanın mimarlarını da seçmen şimdi sahneden indirdi.

Yan sayfalarda farklı siyasal ve sosyolojik kümelerin yerel seçimlerdeki tutum ve davranışlarına dair analizler okuyacak okur. Sanırım bu sonuçların daha uzunca bir süre tartışacağız.


Bekir Ağırdır'ın bu yazısı, Oksijen gazetesinden alındı.

Yazarın Diğer Yazıları

Şoven iktidarlar çoğalıyor, Batı tıkanıyor: Avrupa’nın sorunu sağın yükselişi mi ütopyasızlık mı?

Dünyanın bugün karşı karşıya olduğu sorunlar, adaletsizlik, yoksulluk, yolsuzluk, otoriterlik, ekonomik ve teknolojik tekelleşme gibi meseleler karşısında hala duyarsızlar, eskinin kibrine teslimler. Ancak asıl tehlike aşırı sağın yükselişi değil, geçici bir araz gibi düşünülen, konuşulan popülizm, otoriterlik ve keyfiliğin kalıcılaşıyor olması. Herkes birbirinden korkar hale geliyor ve korkularla güvenlikçi ve ahlakçı politikalar kalıcılaşıyor. Bu da dünyanın adaletsizlik, yoksulluk, yolsuzluk meselelerini kalıcılaştırıyor

Kireç badanalıdan seramik kaplı mutfağa: Moderneleşme telaşı sofra adabını nasıl değiştirdi?

Toplumun yaşadığı gecikmiş modernleşmenin telaşı ve savrukluğunu en iyi gözleyebileceğimiz alanlardan birisi yeme içme alışkanlıkları. Sofra fiziki olarak da anlam olarak da değişti. Konut ve mutfak değişti çünkü. Yer sofrasında yemek yiyenler yüzde 30’a geriledi. Hanelerin yüzde 82’sinde bulaşık makinesi var

Endişe ve kaygıya doğan kuşak: Türkiye'de gençler neden birey olmakla yurttaş olmak arasına sıkışıyor?

Ülkemiz kuşakları için zaman aralığının baskın ruh haline bakarak benim şöyle bir gruplamam ve adlandırmam var örneğin. 1945-1960 aralığında doğanlar “umuda, barışa doğanlar”, 1960-1980 aralığında doğanlar “heyecana, coşkuya doğanlar”, 1980-2000 aralığında doğanlar “merak ve keşfe doğanlar”, 2000-2020 aralığında doğanlar “endişe ve kaygıya doğanlar” gibi bir ayrım daha açıklayıcı ve yararlı olabilir