22 Mayıs 2024

Hamas'ta ısrar, Türkiye'yi masa dışı bırakıyor

Uluslararası Ceza Mahkemesi, Ömer El Beşir hakkında tutuklama emri çıkardığında Erdoğan "Müslüman soykırım yapmaz" diyerek dönemin Sudan Devlet Başkanı'nın Türkiye'ye gelmesine itiraz etmemişti. Mahkeme savcısının tutuklama emri talebinde bulunduğu Hamas Siyasi Büro Şefi İsmail Haniye de Türkiye'ye sıkça girip çıkıyor. Türkiye'ye ait kırmızı pasaport taşıyorsa şaşırır mıydık?

İsmail Haniye - Recep Tayyip Erdoğan

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Savcısı Karim Khan, mahkemeden, 7 Ekim'de İsrail'e yapılan saldırılar ve ardından Gazze'de yaşanan savaş nedeniyle Hamas'ın Gazze'deki lideri Yahya Sinvar ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hakkında savaş suçu ve insanlığa karşı suç işlemekten tutuklama emri çıkarması talebinde bulundu.

Khan ayrıca İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, El Kassam Tugayları liderlerinden Muhammed Diab İbrahim el Masri ve Hamas'ın Siyasi Büro Lideri İsmail Haniye hakkında da tutuklama emri istedi.

Korkarım bu son karar, Filistin'in kaderini tayin edecek uluslararası ve bölgesel aktörlerle Türkiye arasındaki ayrışmayı daha da derinleştirip, daha da fazla oyun dışı kalmasına neden olacak.

Türkiye'nin Hamas'a bakış açısı, sadece ABD ve diğer Avrupalı ülkelerle değil, çoğu Orta Doğu ülkesiyle de ayrışıyor.

Türkiye'nin Hamas "misyonu"

Bu ayrışmayı, emekli diplomat Ömer Önhon, Ekonomi gazetesinin hafta sonu eki Ekonomi Diplomatik'te şöyle açıklamış:

"İktidar, Hamas'ı bardağın dolu olduğunu düşündüğü tarafından görüyor ama bardağın diğer tarafından bakan İsrail ile ABD ve Araplar dahil birçok ülke Hamas'ı terör örgütü olarak tanımlıyor. Türkiye dünyayı Hamas'ın muhatap alınması gerektiğne ikna etme misyonunu üstlenmiş."

Türkiye, dünyaya "Hamas'ın silahlı kanadına bakmayın, siyasi kanadına bakın" diyor. En son Katar'da Hamas'ın siyasi lideri İsmail Haniye ile görüşen Dışişleri Bakanı, Hamas'ın kuruluş şartında 2017'de yaptığı değişiklikle, İsrail'i zımnen tanıdığına vurgu yaptı. 1967 sınırlarında Filistin devletinin kurulması durumunda Hamas'ın silahı bırakıp, siyasi bir hareket olarak varlığını sürdüreceğini teyit ettiklerini de söyledi.

Türkiye ısrarla "Hamas'ın siyasi kanadını mutahap alın" diyor; ancak bu tavır kabul görmüyor.

Önhon'un ifadesiyle, Hamas'ı muhatap kabul ettirme "misyonu" İsmail Haniye için tutuklama emri çıkarılması talebiyle ciddi bir darbe daha aldı.

Hatırlanacaktır, daha geçenlerde Haniye Türkiye'ye gelerek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'la samimi pozlar verdi.

Altını çizelim; şimdilik ortada tutuklama emri için talep var. Bu talebin mahkeme tarafından kabul edilmesi gerekiyor. Mahkemenin Haniye için de karar alması durumunda Türkiye, diplomatik açıdan daha da sıkıntılı bir pozisyona düşecek.

"Müslüman soykırım yapmaz"

Bu durum bana Uluslarararası Ceza Mahkemesi'nin Darfur'da soykırım yapmakla suçlanan Sudan Devlet Başkanı Ömer El Beşir'i tutuklama kararı almasına karşın, El Beşir'in Türkiye'ye gelmesini hatırlattı.

Cumhurbaşkanı o tarihte (2009) "Müslüman soykırım yapmaz" diyerek, El Beşir'i aklamaya çalışmıştı. Darbeyle devrilen El Beşir'i ülkesindeki yönetim bile Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne teslim etme kararı aldı.

Türkiye Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin yetkisini tanımıyor. Dolayısıyla da "kararları beni bağlamaz" diyebiliyor.

Koç Üniversitesi'nden Kerem Gülay'a göre El Beşir'le Haniye arasındaki en büyük fark, El Beşir'in Türkiye'ye geldiği dönemde devlet başkanı olmasından dolayı diplomatik dokunulmazlığı olması. Haniye'nin ise öyle bir dokunulmazlığı yok. Türkiye'ye gelmesi durumunda bazı ülkeler, Türkiye'yle aralarındaki suçluların iadesi anlaşmasını öne sürerek, kendilerine teslim edilmesini talep edebilirler. Tabii bu noktada kesin olarak bilmediğimiz bir konu Haniye'ye Türk vatandaşlığı verilip verilmediği. Türkiye'ye ait kırmızı pasaportla dolaşıyor olmasına şaşıran çıkar mı?

İşin bu türden boyutlarının yanında aslında asıl kritik nokta Türkiye'nin yanlışta ısrar etmesi; ideolojik gözlüklerini çıkarıp, rasyonel okuma yapamaması.

Tıpkı Müslüman Kardeşler konusundaki ideolojik takıntısı gibi. İktidar Arap Baharı ve izleyen yıllarda ısrarla Müslüman Kardeşler savunuculuğu yaptı. Yanlış aktöre oynadı. Bu ısrar bölgede yanlızlaşmasına, aleyhine cepheler oluşmasına neden oldu. Sonuçta, en basitinden, 10 yıllık bir küslükten sonra Erdoğan Müslüman Kardeşlerin üyelerinin bulunduğu Mısır hapishanelerine bir kaç kilometre uzaklıkta, Mısır lideri Sisi ile el sıkışmak zorunda kaldı.

Hatalardan ders alınır diye beklenir. Mesele şu ki, ideolojik gözlük çıkmadıkça, hatadan ders de çıkmıyor.

Türkiye'nin Hamas'la ilgili tutumu, müzakere masasında yer almasının önünü tıkıyor. Üstelik bu kör gözüm parmağına Hamas seviciliği bence Hamas'a da zarar veriyor.

İslamcı, İhvancı gözlük çıksa, daha dengeli bir tutum benimsense, belki perde arkasında Hamas'ın daha makul kimi üyelerinin bir şekilde masada yer alması için daha sonuç alıcı baskı yapılması mümkün olabilirdi. Ama Türkiye tarafını, rengini bu kadar belli edince, hem Batılı hem de Arap ülkeler nezdinde sözünün ağırlığını yitiriyor.

Halbuki, savaş sonrası düzenle ilgili çalışmalar da bir yandan sürüyor. Gazze için uluslararası bir yönetim modelinden bahsediliyor. Tüm tarafların güvenini kazanan bir ülke olsaydı Türkiye savaş sonrası düzende kendine daha fazla yer bulabilirdi. Hâlâ da geç değil. Ancak görünen o ki seçim sonuçları iktidarın kimyasını öyle bir bozmuş ki, hatada ısrarın olası olumsuzluklarına karşı tam bir körleşme yaşanıyor.

Barçın Yinanç kimdir?

Barçın Yinanç, 1968 yılında doğdu, ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü'nü bitirdi. 1990'da stajyer olarak başladığı Milliyet Ankara Bürosu'nda 10 yılı aşkın bir süre diplomasi muhabirliği yaptı. Ardından televizyon haberciliğine geçerek önce TV8, sonra CNN Türk Ankara Bürosu'nda çalıştı.

Türkiye-ABD, Türkiye-AB ilişkilerinin yanı sıra Kafkaslar'dan Ortadoğu'ya, geniş bir coğrafyada Türk dış politikasıyla ilgili gelişmeleri takip etti. Çok sayıda yabancı hükümet yetkilisiyle söyleşiler yaptı, BM, NATO ve AB gibi uluslararası kuruluşların zirvelerini, perde arkası gelişmeleri yerinden haberleştirdi.

2004 yılında İstanbul'a yerleşti, CNN Türk ve Referans gazetesinin ardından İngilizce yayımlanan Hürriyet Daily News'da (HDN) çalışmaya başladı. Haber koordinatörü, yorum sayfası editörü olarak çeşitli görevler aldı; 2010'dan başlayarak on yıl boyunca gazetenin pazartesi söyleşilerini gerçekleştirdi. Bu süre boyunca dış politika analizlerini yazmaya devam etti.

Pek çok uluslararası düşünce kuruluşunun toplantılarına konuşmacı, kolaylaştırıcı olarak katılıyor, yabancı yayın organlarının yayınları için yorumlar yapıyor. AtlatmaHaber adlı podcast serisini hazırlayan Yinanç Diplomasi Muhabirleri Derneği, Uluslararası Kayak Kayan Gazeteciler Derneği (Ski Club of International Journalist) ve Dış Politikada Kadınlar platformunun üyesi.

Son yayını; Women, Peace and Security Agenda in Turkey and Women in Diplomacy: How to Integrate the WPS Agenda in Turkish Foreign Policy (Türkiye'de Kadın, Barış ve Güvenlik Ajandası-Diplomaside Kadın: Türk Dış Politikası'na Kadın, Barış ve Güvenlik Ajandası nasıl dahil edilir) başlığını taşıyor.

Aralık 2020'den itibaren T24'te yazan Barçın Yinanç, T24 ekranında da, her hafta Metin Kaan Kurtuluş'la birlikte "Dış Politika ile İçli Dışlı" adlı programı yapıyor.

 

Yazarın Diğer Yazıları

CHP'ye en az güven duyulan konu dış politika

Reform Enstitüsü'nün yaptığı araştırmaya göre mülteciler sorununu CHP, AK Parti'den daya iyi yönetir diyenler çoğunlukta iken, dış politikayı AK Parti daha iyi yönetir diyenlerin oranı CHP daha iyi yönetir diyenlerden daha fazla. Burada çelişkili bir durum var. Mülteci sorununun temelinde AK Parti'nin hatalı dış politikası var. Üstelik bu sorunun çözümü mahir bir dış politikadan geçiyor

“Türk elçiyle Türkçe konuşmazsam başımı kessinler”

Reformcu kimliğiyle cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanan Azeri Türkü Pezeşkiyan’ın göreve gelmesi, Türk-İran ilişkilerinde görece bir avantaj yaratabilse de bu avantajı büyütmemek gerekiyor. Zira her şeyden önce özellikle dış politikadaki kritik konularda ipler dini rehberin elinde. Pezeşkiyan Türk-İran rekabetinin arttığı bir dönemde göreve geliyor

Fidan, Türkiye'nin çarpık vize politikasına el attı

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Türkiye'nin suistimale açık vize rejimine el attığı söyleniyor. Selefi Mevlüt Çavuşoğlu döneminde vize verilmesinde aracı kurumların devreye sokulması gevşek bir vize sistemi pratiğine neden oldu. Afganistan, Orta Asya ve Afrika'dan pek çok kişiye çok kolaylıkla vize verildi. Batı'ya geçmeden Türkiye'yi son durak olarak gören bu ekonomik göçmenlerin varlığı toplumdaki rahatsızlığı arttırıyor. Öte yandan vize gelirlerine dair şeffaflığın arttırılması için de Dışişleri Teşkilatı'nı Güçlendirme Vakfı'nın kurulduğu belirtiliyor. Ancak vize rejiminin sıkılaşması Afrika ülkelerini huzursuz etmeye başlamış