23 Nisan 2024

Gazze savaşının gölgesinde Alman liderden üç günlük ziyaret

Gazze savaşında iki ülke birbirine tam zıt noktalarda duruyor. Almanya orantısız derecede İsrail'i, Türkiye de orantısız derecede Hamas'ı destekliyor. İktidar Hamas'ın tutumunu yumuşatması için çaba gösterirken, Berlin'in Netanyahu hükümetine desteğinin ne kadar İsrail halkının yararına olduğu sorgulanabilir

Almanya Cumhurbaşkanı Frank Walter Steinmeier Sirkeci Garı'nda.

Türkiye - Almanya ilişkileri pek çok ironik çelişki barındırır.

Bu ironik çelişkilere Almanya Cumhurbaşkanı Frank Walter Steinmeier'in dün başlayan üç günlük devlet ziyaretinde de çokça tanık olacağız.

Alman Cumhurbaşkanının ziyareti her şeyden önce bölgemizdeki bir numaralı konu Gazze savaşının gölgesi altında gerçekleşiyor.

Bu krizde iki ülke birbirine tam zıt noktalarda duruyor. Almanya orantısız derecede İsrail'i, Türkiye de orantısız derecede Hamas'ı destekliyor.

İran ve Lübnan bir yana, Hamas'a özellikle söylem düzeyinde en fazla destek çıkan ülke Türkiye. Arap ülkelerinin çoğu zaten Hamas'tan hoşlanmıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Hamas'la Kuayi Milliyeyi bir tutması toplumun önemli bir kesiminde infial yarattı.

Yasaklar (!) ülkesi Almanya

Ters köşede de Almanya'nın İsrail desteği insanı isyan ettirecek noktaya getirse de, toplum üzerinde öyle bir baskı var ki, bu konuda ifade özgürlüğü diye bir şey kalmadı dersek abartı olmaz heralde. En son, Yunanistan'ın eski Maliye Bakanlarından Yanis Varoufakis'e Filistin yanlısı olduğu için Almanya merkezli toplantılara çevrimiçi dahil katılma yasağı getirildi. (Sonradan Almanya'ya seyahat yasağına çevrilmiş.)

İfade özgürlüğü konusunda tepemizde (zaman zaman) boza çalan Almanya'da bunları görmek insanı hayretler içinde bırakıyor.

Bu konudaki bir ironik durum dünden itibaren yaşanmaya başlandı. Malum, Almanya'da Türkiye karşıtı, hele de Cumhurbaşkanını hedef alan gösterilere Ankara çok bozulur. Almanlar da genelde "ne yapalım ifade özgürlüğü, gösteri özgürlüğü" der.

Dün Alman Cumhurbaşkanı İstanbul'daki ilk durağı Sirkeci istasyonundaydı. 50 - 60 kişilik bir grup "katil Almanya sloganları" altında protesto için toplanmış.

"AKP'yi değil ama Alman'ı hedef alabilirsin"

Orada bulunan meslekdaşlarımıza göre, polis gayet ölçülü davranmış.

Hedef iktidar olunca orantısız güç kullanan İstanbul polisi, hedef Alman lider olunca mı makul davrandı, yoksa, Alman lidere, "bakın bizdeki ileri demokraside gösteri özgürlüğü vardır" mesajı mı verilmek istendi bilemiyorum.

Ama işin Alman Cumhurbaşkanı ile yapılacak görüşmelerde ele alınış şekline dönersek; gerek iktidar, gerekse muhalefet ve STK temsilcilerinin verecekleri mesajlar önemli.

Birincisi, iktidar Hamas'a destekte ölçüyü kaçırmış olsa da, bir taraftan da Hamas'ı makul bir çizgiye çekme çabası içinde. Unutmayalım ki, AKP öncesinde de Türkiye hiçbir zaman Hamas'ı terör örgütü olarak tanımadı. Ancak sivilleri hedef alan terör eylemlerini de açık net kınadı.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Katar'da Hamas lideri İsmail Haniye ile yaptığı görüşme sonrasındaki açıklamaya bakmakta fayda var.

Ankara'nın Hamas'ın radikal tutumunu yumuşatıp, barış sürecine götürecek denklemin içine çekmeye çalıştığı görülüyor. Hamas'a "Batı'da seni DAEŞ'le bir tutuyorlar. Terör örgütü algısını/önkabulü kıracak açıklamalar yap" diyor. "1967 sınırlarında iki devletli çözümü kabul ettiğini net olarak ortaya koy" diyor. Zira Hamas böyle yaparsa, İsrail'in varlığını dolaylı olarak kabul etmiş olacak. Fidan'ın "Hamas çözümden sonra silahları bırakacağı ve varlığını bir siyasi parti olarak sürdüreceğini söyledi" demesi, Batı'ya da bir mesajdı.

Hamas'ı daha tavizkâr bir çizgiye çekme uğraşı Haniye'nin hafta sonu Cumhurbaşkanı Erdoğan'la yaptığı görüşmede de devam etmiştir.

Gelelim Almanya'nın tutumuna.

Berlin'in İsrail'e koşulsuz desteği karşılığında, Netanyahu hükümetini daha makul bir çizgiye çekme çabası var mı emin değilim.

Almanya, İsrail'de toplumun bir bölümünün Binyamin Netanyahu hükümetini istemediğini göz ardı ediyor. Savaşın bitmesi durumunda Netanyahu'nun gideceğini göz ardı ettiği gibi. Almanya'nın Netanyahu hükümetine bu ölçüsüz desteğinin aslında İsrail halkının ne ölçüde yararına olduğu sorgulanabilir. Ya da "bu kadar destek veriyorsunuz, hiç olmazsa gayri insani uygulamalarını sonlandırması için baskı yapın" denebilir.

Almanya'daki Türk toplumunda huzursuzluk

Zira işin Almanya için bir de iç politik boyutu var. Avrupa'da Araplarla uzaktan yakından ilgisi olmayan yüz binler İsrail'e tepki için sokaklara çıkmışken, Almanya'da yaşayan Türk toplumunun ülkedeki diğer Müslümanlarla birlikte hükümetlerinin yani Scholz başbakanlığındaki koalisyonun İsrail tutumuna öfke duyduklarını hatta rencide olduklarını tahmin etmek zor değil. Almanya her ne kadar "benim tarihimden kaynaklı bir İsrail yandaşlığım var" dese de, bu yandaşlık Müslümanlara yönelik zulme göz yumma anlamına geldiği için, "Filistinliler Müslüman olmasa böyle olmazdı" diyen eminim çoktur.

Yani, İsrail politikası başta Türkler, Almanya'daki Müslümanların, yaşadıkları ülke ve sisteme yabancılaşmasını, uzaklaşmasını pekiştirecektir. Artık Almanların bu türden hissiyatların Türklerin ülkeyi terk etmesine neden olmayacağını bildiklerini sanıyorum. Bırakıp gitmeyecekler ama huzursuzlanacaklar. Bu da aşırı sağın zaten yükselişte olduğu bir ülkene ne kadar hayırlı bir durum emin değilim.

Türkiye'de Alman döneri ikram edilecek

Belki de Almanya Cumhurbaşkanı'nın ziyaretinin bir amacı da budur. "İsrail'i çok destekliyoruz ama İsrail'i en sert dille eleştiren, Erdoğan'ı da ziyaret ediyorum" diyerek Türk toplumunun tepkisini hafifletmek istemiş de olabilir.

Steinmeier'in Almanya'dan 60 kilo dönerle gelmesinin bu anlamda sembolik anlamı var. Türk kültürünün kimi unsurlarının Almanya tarafından ne kadar içselleştirdiğini göstermek istedi diye okunabilir.

Bu ziyaret daha çok yazı kaldırır.

Barçın Yinanç kimdir?

Barçın Yinanç, 1968 yılında doğdu, ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü'nü bitirdi. 1990'da stajyer olarak başladığı Milliyet Ankara Bürosu'nda 10 yılı aşkın bir süre diplomasi muhabirliği yaptı. Ardından televizyon haberciliğine geçerek önce TV8, sonra CNN Türk Ankara Bürosu'nda çalıştı.

Türkiye-ABD, Türkiye-AB ilişkilerinin yanı sıra Kafkaslar'dan Ortadoğu'ya, geniş bir coğrafyada Türk dış politikasıyla ilgili gelişmeleri takip etti. Çok sayıda yabancı hükümet yetkilisiyle söyleşiler yaptı, BM, NATO ve AB gibi uluslararası kuruluşların zirvelerini, perde arkası gelişmeleri yerinden haberleştirdi.

2004 yılında İstanbul'a yerleşti, CNN Türk ve Referans gazetesinin ardından İngilizce yayımlanan Hürriyet Daily News'da (HDN) çalışmaya başladı. Haber koordinatörü, yorum sayfası editörü olarak çeşitli görevler aldı; 2010'dan başlayarak on yıl boyunca gazetenin pazartesi söyleşilerini gerçekleştirdi. Bu süre boyunca dış politika analizlerini yazmaya devam etti.

Pek çok uluslararası düşünce kuruluşunun toplantılarına konuşmacı, kolaylaştırıcı olarak katılıyor, yabancı yayın organlarının yayınları için yorumlar yapıyor. AtlatmaHaber adlı podcast serisini hazırlayan Yinanç Diplomasi Muhabirleri Derneği, Uluslararası Kayak Kayan Gazeteciler Derneği (Ski Club of International Journalist) ve Dış Politikada Kadınlar platformunun üyesi.

Son yayını; Women, Peace and Security Agenda in Turkey and Women in Diplomacy: How to Integrate the WPS Agenda in Turkish Foreign Policy (Türkiye'de Kadın, Barış ve Güvenlik Ajandası-Diplomaside Kadın: Türk Dış Politikası'na Kadın, Barış ve Güvenlik Ajandası nasıl dahil edilir) başlığını taşıyor.

Aralık 2020'den itibaren T24'te yazan Barçın Yinanç, T24 ekranında da, her hafta Metin Kaan Kurtuluş'la birlikte "Dış Politika ile İçli Dışlı" adlı programı yapıyor.

Yazarın Diğer Yazıları

CHP'ye en az güven duyulan konu dış politika

Reform Enstitüsü'nün yaptığı araştırmaya göre mülteciler sorununu CHP, AK Parti'den daya iyi yönetir diyenler çoğunlukta iken, dış politikayı AK Parti daha iyi yönetir diyenlerin oranı CHP daha iyi yönetir diyenlerden daha fazla. Burada çelişkili bir durum var. Mülteci sorununun temelinde AK Parti'nin hatalı dış politikası var. Üstelik bu sorunun çözümü mahir bir dış politikadan geçiyor

“Türk elçiyle Türkçe konuşmazsam başımı kessinler”

Reformcu kimliğiyle cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanan Azeri Türkü Pezeşkiyan’ın göreve gelmesi, Türk-İran ilişkilerinde görece bir avantaj yaratabilse de bu avantajı büyütmemek gerekiyor. Zira her şeyden önce özellikle dış politikadaki kritik konularda ipler dini rehberin elinde. Pezeşkiyan Türk-İran rekabetinin arttığı bir dönemde göreve geliyor

Fidan, Türkiye'nin çarpık vize politikasına el attı

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Türkiye'nin suistimale açık vize rejimine el attığı söyleniyor. Selefi Mevlüt Çavuşoğlu döneminde vize verilmesinde aracı kurumların devreye sokulması gevşek bir vize sistemi pratiğine neden oldu. Afganistan, Orta Asya ve Afrika'dan pek çok kişiye çok kolaylıkla vize verildi. Batı'ya geçmeden Türkiye'yi son durak olarak gören bu ekonomik göçmenlerin varlığı toplumdaki rahatsızlığı arttırıyor. Öte yandan vize gelirlerine dair şeffaflığın arttırılması için de Dışişleri Teşkilatı'nı Güçlendirme Vakfı'nın kurulduğu belirtiliyor. Ancak vize rejiminin sıkılaşması Afrika ülkelerini huzursuz etmeye başlamış