13 Ağustos 2019

Bayram şekeri niyetine: Mizah...

"Bugünlük bu kadar" dedim ama, acele etmişim. Kara mizahla başlayan bu yazı kara mizahla bitecekmiş...

Yıllar, çok yıllar önce okudum. Ne kitabın adını hatırlıyorum, ne yazarını. Giovanni Guareschi miydi, yoksa Giovanni Papini miydi, yoksa ikisi de değil de "şey" miydi.

I-ıh, çıkmıyor. Boş verin.

İlk okuduğumda "İşte soyut ve kara mizahın en saf hali" demiştim. Bu yargım yıllar sonra da değişmedi. Bir baba ve oğlunun diyaloglarıydı. Ne giriş, ne çıkış, ne tanımlama. Yalın, çıplak birer cümlelik bir diyalog. O kadar.

Belleğimde çakılı kalmış onlarca örnekten birkaçını aktarayım mı?

- Baba Amerika çok uzak mı?

- Gevezeliği bırak yüzmeye devam et...

Haydi bir tane daha:

- Baba anneannem bahçede niye zikzaklar çizerek koşuyor?

- Gevezeliği bırak, şurdan bir mermi daha ver...

Son bir tane daha:

- Baba, arkadaşlarım bana okulda niye 'kan içen küçük vampir' diyorlar?

- Gevezeliği bırak, çorbanı iç, pıhtılaşacak.

*   *   *

Korkmayın. Yazı böyle başladı ama böyle mizahın "soyut"undan yürüyüp, "kara"sından gidip bayram günü ağız tadınızı kaçırmayacak. Üstelik sanal değil, yaşanmış...

Dede - torun konuşuyorlar. Dilerseniz ve size daha uygunsa nine - torun diye de okuyabilirsiniz. Torun ilkokul ikinci sınıfa gidiyor.

- Dede öğretmen ev ödevi verdi. Nasılettin Hocanın ...

- Nasrettin yavrum. Nasıl ettin değil...

- Tamam o dediğinin hikâyesini okuyacağız, sonra da hikâyenin verdiği dersi yazacağız.

- Tamam. Oku bakalım.

- Hikâyenin adı dede, Kazan Doğurdu? Dede, şey... Kazan ne demek?

- Kazan yavrum, böyle kocaman bir şey... Tencere ne biliyorsun.

-Evet.

- Kazan çok kocaman bir tencere gibi yani.

- Ne işe yarar dede, ne yapılır onunla?

- Şey yavrum... Odunlar yakılır, üstlerine sacayağı konur...

- Ama ayakları yanar dede.

- Neyin?

- Sacın?

- Hayır yavrum... Kazanı taşısın diye böyle şey gibi bir şey yani... Onun üstüne kazan konur. Kazan suyla doldurulur. İçine mesela çamaşırlar konur, ateşin üstünde kaynatılır...

- Neden dede?

- E anne çamaşır yıkayacak ya...

- Çamaşır makinaları yok muymuş dede?

- Şey yavrum... Benim çişim geldi. Haydi sen bunu babana ya da annene sor...

*   *   *

Bir tane daha. Hem çok kısa.

- Dede, bu vitrindeki kocaman şey ne?

- Dinamo.

- Neden?

*   *   *

Son bir tane daha...

- Anneanne kolundaki ne?

- Bilezik yavrum. Altın bilezik.

- Ağaçta mı oluyor anneanne, hani portakal gibi?..

- Hayır yavrum. Kuyumcu dükkânında oluyor...

- Oraya nereden geliyor anneanne?

- Şeyden... Bilmiyorum yavrum. Geliyor işte...

Anneannenin cevabı bence kara mizahtır. Kara mizahın hasıdır...

Neşeli. Siyasetten uzak bayram yazısı da bugünlük bu kadardır.

*   *   *

"Bugünlük bu kadar" dedim ama, acele etmişim. Kara mizahla başlayan bu yazı kara mizahla bitecekmiş.

Yazı bitti, T24'e yollamak üzereyim. Tam "gönder" tuşuna basarken yangın patladı. Önce kokusu, ardından poyraz fırtınasının sürüklediği küller ve kıvılcımlar geldi. Marmara Adası'nın güney yamaçları alev alev. Çok, ama çok şiddetli bir poyraz fırtınası alevleri hızla taşıdı. Daha şimdiden yamaçları kaplayan güzelim çam koruları küle döndü. Yangın aşağıya, denize doğru iniyor.

Eh bu yazıya da böyle bir kara mizah gibi bir final yakışır.

Yangının en hızlı zamanında Tırmık yazdım ve yazıyı yolluyorum.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Küresel kapitalizmde oyun bitmez...

"Sayın başkan ona da gerek yok. Kim bu harika fikre hayır diyebilir ki? Üstelik epey kötüye çıkmış ünümüz "çevre dostu küresel şirket" olarak anılacak"

Çözüm sizsiniz ya da çözümsüzsünüz...

Siz kimsiniz diye soranlara, "Devletler, şirketler iklimi değiştiriyor, biz ise sistemi değiştirmek için greve duranlarız" deyin

"En iyisi Kürt'ü Kürt'e kırdıralım..."

"Ha unutmadan... Bu toplantının tutanağı mutlaka ve derhal imha edilsin. Bakarsınız bir gazetecinin eline geçer, yayınlar, çok zora düşeriz..."