20 Mayıs 2022

Domuzuna aşık bir adamın tuhaf öyküsü

Bu belki öncelikle bir gastronomi filmidir. Üç bölümde anlatılır: her biri seçkin yemek adını taşıyan... Ama o bilinen yemekli filmler genelde hoş komediler olurken, burada iç acıtan bir dram karşınıza gelir

DOMUZ

X X X ½

(Pig)

Yönetim ve senaryo: Michael Sarnoski
Görüntü: Patrick Skola
Müzik: Alexis Grapsas, Philip Klein
Oyuncular: Nicolas Cage, Alex Wolff, Cassanora Violet, Julia Bray, Elijah Ungvary, Adam Arkin, Darius Pierce, David Knell, Tom Walton, Brian Sutherland, Gretchen Corbett

Amerikan filmi, 2021. 

Nicolas Cage'i şaşırtıcı Yetenekli Bay Cage adlı biyografik filminden hemen önce çektiği ve yine hayli sürpriz içeren özgün bir filmde bulmak ne hoş... Filmografisi 100'ü aşan oyuncu, bu alemi kolay kolay terk etmeyeceğini sanki bir kez daha haykırıyor. Hem de ilk filmini yöneten genç bir sanatçı, Michael Sarnoski aracılığıyla...

ABD'nin Portland yöresinde vahşi bir doğanın ortasında tek başına yaşayan Rob'la tanışıyoruz. Upuzun boylu, uzun saçlı ve sakallı, biraz son yılların Gerard Depardieu'sünü hatırlatan bir adam. Bilmeseniz, Nicolas Cage olduğunu kolay kolay kestiremeyeceğiniz...

Aslında tümüyle yalnız değil. Yanıbaşında sevgili domuzu var!.. Evet, basbayağı bir domuz. Yani ev hayvanı deyince akla hiç gelmeyecek bir yaratık. Ama öylesine tombiş, sevimli ve sokulgan ki...

O aslında sadece bir ev hayvanı değil; trüf mantarı denen dünyanın en pahalı yeraltı bitkilerinden birini koklayarak bulmak için özel olarak eğitilmiş bir domuzcuk... Böylece ortaya çıkan değerli mantarları, haftada bir kendisini ziyarete gelen, ağzı son derece bozuk bir genç adam arabasıyla alıp münasip yerlere satıyor. O genç adam, yani Amir, aslında çok zengin, çok güçlü ve yörenin en şık lokantasını işleten bir iş adamının oğludur. Ama babası oğluna gereken ilgi ve sevgiyi göstermemiş, onu kendi işine alıp yükseltememiştir. Böylece Amir hayli kompleksli bir genç olarak kendi işini kurup yaşamaya çabalar.

Etrafta başka zenginler de vardır. Hepsi yeterince insanlıktam uzak olan... Rob'un kendi macerası ise yavaş yavaş ortaya çıkar. Vaktiyle o da çok iyi bir aşçı olmuş, zenginlere servis veren lüks yerler açmıştır. Ta ki 15 yıl önce eşini kaybedip mesleği de bırakıncaya dek... O eşi ancak zaman zaman dinlediği eski bir kasette kalan sesinden tanırız.

Ama artık onun ne ailesi vardır, ne de kimseye sevgisi... Amir'i bol küfürlerine karşın belki biraz oğlu yerine koyar, ama asıl sevgilisi o domuzcuktur. Bir gece ansızın evi basan bir çete tarafından kaçırılıp götürülene dek... Rob'un artık tek amacı ne yapıp edip hayvanını bulmaktır.

Film beklenebilceği gibi sıradan bir intikam öyküsüne dönüşmüyor. Tersine, Rob sürekli ezilmeyi ve dayak yemeyi sürdürüyor; suratı kanlı bir tarlaya benzeyinceye kadar... Ama finalde sürprizler artıyor ve bu yeni 'uğursuz Amerikan taşrası' öyküsü gayet özgün bir yapıta dönüşüyor.

Bu belki öncelikle bir gastronomi filmidir. Üç bölümde anlatılır: her biri seçkin yemek adını taşıyan... Ama o bilinen yemekli filmler genelde hoş komediler olurken, burada iç acıtan bir dram karşınıza gelir. 

Öte yandan, bu bir hayvan sevgisi hikâyesidir. Çok farklı bir türde olsa da... Ayrıca tam bir aile dramıdır: yaşanamamış bir aile hayatının acısını buram buram duyururken, imkansız bir baba-oğul ilişkisinin matemini de sunan... Kolay unutulmaz bir bölümü de anmalıyım: Amir'le birlikte gittikleri babasının o lüks lokantasında nefis bir yemeği tattıktan sonra, Rob mutfak şefini tanımak ister. Adam gelip oturur. Ve aralarında uzun bir diyalog geçer. Aşçı mutfakta yaptıklarını gururla anlatıp dururken, Rob ona yaşanmış uzun ve acılı bir hayatın gerçekleriyle yanıt verir. Görüp dinlemeye değer bir sahne... 

Bu aykırı ve özgün film, bir kez daha usta oyuncu Nicolas Cage'in omuzlarında yükselir. Oyuncu yüzü kadar bedenini de, bakışları kadar o çok özel sesini de alabildiğine güçlü birer araca dönüştürür ve bize tam bir duygu yelpazesi sunar. Ben Amir'de Alex Wolff'u da çok beğendim. 1997 doğumlu bu oyuncu, müzisyen, şarkıcı, besteci ve yapımcı gerçek bir yetenek. Tüm diğer oyuncuların da rollerine çok şey kattığını eklemeliyim.



Sevgili dostlar;

Aşağıdaki fişte göreceğiniz gibi hafta sonu Gaziantep kitap fuarında olacak, iki söyleşi yapıp son kitaplarımı imzalayacağım.

Duyurursanız mutlu olurum. Oralıysanız, lütfen bizi onurlandırın...

 

Yazarın Diğer Yazıları

Metin Akpınar; ölümsüz bir kültür ikonumuz

Dışardan bakılmış bir biyografiyle o yaşamı hikâye etmenin ilginç ve başarılmış bir örneği. Okumanızı tavsiye ederim

Çifte kültürlü kentte şiddet, cinayet...Ve alzheimer

Filmi kendi adıma hayli beğendim. Bir düzineye yakın karakter çok incelikli olmasa da belli ölçüde ilgi çeken kişilere dönüştürülmüştü. Aksiyon sahneleri kadar iç burkucu dramatik gelişmeler de eksik değildi

Anneler ve kızları üzerine çarpıcı bir film

Bir yandan sakin bir Yunan adasındaki doğal ortamın Batı'dan gelme bir cemaat tarafından iyice hareketlendirilmesi; bir diğer deyişle uluslarası turizmin bir ülkeye kazandırdıkları ve kaybettirdikleri... Öte yandan, çocukları konusunda birçok ortak şeyi paylaşan iki anne ve birinin de kızkardeşi