Dünya

Erbil'den Ankara'ya Başika teklifi: Türkiye ve Irak yönetimi arasında arabuluculuk yapabiliriz

KDP Dış İlişkiler Sorumlusu: Şii milisleri topyekun şeytanlaştırmak doğru değil

09 Ekim 2016 17:00

KDP Dış İlişkiler Sorumlusu Hemin Hawrani, Türkiye ile Irak arasında ortaya çıkan Başika kampı kriziyle ilgili olarak "Türkiye ve Irak yönetimi isterse arabuluculuk yapmaya hazırız" dedi. El Sharq Forum’un düzenlediği “Şark’ta Kriz Sonrası Bölgesel Düzen” konferansına katılmak üzere İstanbul’a gelen Kürdistan Demokratik Partisi Dış İlişkiler Sorumlusu Hemin Hawrami, Irak Temsilciler Meclisi tarafından "işgalci güçler" olarak tanımlanan Türk askerinin Başika kampında eğitim verdiği Sünni güçlerin Musul operasyonuna katılması gerektiğini savundu.

Hemin Hawrani'nin Habertürk'ten Kübra Par'a verdiği söyleşi şöyle:

En sıcak soruyla başlayalım; Bağdat ve Ankara arasında büyüyen Başika krizi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Biz iki yönetim arasındaki bu gerilimi onaylamıyoruz ve tırmanmasını istemiyoruz, tam tersine bu gerilimin azalmasını istiyoruz. Bu noktada Irak Kürdistan Yönetimi olarak tansiyonun düşmesi için elimizden geleni yapmaya hazırız. Hem Irak ve Türkiye hem de Irak Kürdistan’ı ve Türkiye arasında ortak meseleler var. Güvenlik problemi, DAEŞ ile mücadele, mülteci krizi, Irak’ın geleceği, enerji meselesi, ortak pazar... Kavga etmek yerine işbirliği yapmamız için çok neden var. Irak ile Türkiye arasında yükselen gerilimin gerekli olmadığını düşünüyoruz ve tansiyonun düşmesi için tüm tarafları işbirliğine davet ediyoruz.

Krizin aşılması için Kuzey Irak Yönetimi olarak pratik, somut adımlar atacak mısınız?

Eğer iki taraf da isterse bunu yapmaya hazırız. Fakat söylediğim gibi biz ortak bir alandayız. Irak’a karşı herhangi bir tehdit, Türkiye için de tehdittir. Türkiye için herhangi bir tehdit, Irak için ve Irak Kürdistan’ı için tehdittir. Tam da bu yüzden ortak paydaları bulmaya çalışıyoruz.

"Irak'ın hiçbir gücün uydusu haline gelmesini istemiyoruz"

Bu gerilimde Kuzey Irak Yönetimi’nin biraz arada kaldığını söyleyebilir miyiz?

Hayır, arada kalma doğru tarif olmaz. Örneğin DAEŞ ile mücadele sadece Irak Kürdistan’ının problemi değil. Irak hükümetinin komşularıyla iyi ilişkiler geliştirmesini önemsiyoruz. Bağdat yönetimi ile aramızdaki meselelerden biri dış politika çizgisi üzerineydi. Biz Irak’ın hiçbir gücün uydusu haline gelmesini istemiyoruz. Bölgedeki oyunlara alet olup Türkiye’ye karşı İran’ın yanında ya da İran’a karşı Türkiye’nin yanında yer almasını değil, dengeli bir dış politika izlemesini ve sadece Irak halkının iyiliğini düşünerek hareket etmesini istiyoruz. Kendini ideolojik bir eksene oturtarak bir cepheye karşı diğerini desteklemesini doğru bulmuyoruz. Türkiye’nin de buna uygun davranmasını ve bir zeytin dalı uzatmasını temenni ediyoruz. Çünkü şu an bölgedeki problemleri aşabilmemiz için Türkiye, Irak Kürdistan’ı ve Irak hükümeti arasında işbirliği kurmamız gerekiyor.

"Peşmerge olmaksızın Musul operasyonu mümkün olmaz"

Öyle görünüyor ki çok yakında Musul’da DAEŞ’e karşı bir operasyon başlatılacak. Musul’da kalıcı bir istikrar sağlanabilmesi için nasıl bir strateji izlenmeli sizce?

“Kalıcı bir istikrar” tabirini kullanmanız çok doğru. Benim sorum da şu; Musul operasyonundan beklentimiz nedir? Kalıcı bir istikrar kurmaya mı yoksa birbirimize karşı skor kazanmaya mı çalışıyoruz? Hepimizin derdi DAEŞ’i hem bölgesel olarak hem de ideolojik olarak yenmek olmalı. DAEŞ’i bölgesel anlamda yenip Musul’un dışına atabilmek için operasyonun nasıl yapılacağına odaklanmalı- yız. Hangi askeri güçler katılacak? Ninova ve Musul’da DAEŞ sonrası nasıl bir politik yönetim kurulacak? Altyapı nasıl inşa edilecek? Yerinden, yurdundan sürülen insanlar nasıl geri dönecek? Gerçekten de kalıcı bir istikrar sağlayabilecek miyiz? Irak Kürdistan’ı olarak bizim meselemiz bu.

Musul çok renkli bir şehir. Ramadi, Tigrit ya da Felluce gibi değil. Musul’da Sünni Araplar, Şii Araplar, Sünni Türkmenler, Şii Türkmenler, Ezidi Kürtler, Hıristiyan Ermeniler ve Suriyeliler var. En önemli soru; bu kompozisyonu nasıl koruyabileceğimiz. Bu yüzden önümüzde 3 farklı senaryo var. Bir; acaba DAEŞ öncesi Ninova günlerine mi dönmeliyiz? Bence hayır, çünkü o yönetim hiç kapsayıcı ve çoğulcu değildi. Musul’un DAEŞ karşısında bir günde düşmesinin sebebi de buydu. Orada Maliki’nin askerleri vardı ve DAEŞ’i görür görmez kaçtılar. Dolayısıyla o senaryoya geri dönemeyiz. İkinci senaryo; hiçbir şey yapmayıp akı- şına bırakmak. Bu da mümkün olmadığına göre yeni bir senaryoya odaklanmalıyız. O da şu; öyle bir yönetim sistemi kuralım ki Kürtler, Sünni Araplar, Türkmenler, Ezidiler ve Hıristiyanlar kendilerini güvende hissetsinler ve seslerini duyurabilsinler. Yönetimde adil şekilde söz hakkına sahip olabilsinler. Dürüst olmak gerekirse, şu ana kadar Musul operasyonunun askeri olmayan tarafıyla ilgili hiç kimse açık bir politika geliştirebilmiş değil. Buna Musul’da yaşayan Sünni komünite de dahil.

Peki sizce en iyi formül nedir? Sünni Müslüman güçler ve peşmerge, bu operasyonda yer almalı mı?

Peşmerge olmaksızın bir Musul operasyonu mümkün olamaz. Musul’un kuzeyini de doğusunu da batısını da peşmerge kontrol ediyor. Irak ordusu sadece güney hattında etkin. Bu durumda, peşmerge ile resmi Irak ordusu arasında işbirliği yapılmalı. Dikkat edin, resmi Irak ordusu diyorum, Şii Haşdi Şabi militanlarını ya da diğerlerini kastetmiyorum. Sünniler de seslerini duyurmalı ve rol almalılar.

Seslerini duyurmaktan kastınız nedir? Sünni güçler Türkiye’nin de desteğini alarak Musul operasyonunda aktif olarak yer almalı mı?

Evet kesinlikle katılmalılar. Fakat bu noktada bir soru var; Sünnilerin lideri kim? Şu anda 4 farklı Sünni grup var ve hiçbiri yeteri kadar güce ve askeri eğitime sahip değil. Hiçbirinin Musul’u özgürleştirmeye yetecek sayıda nüfusu yok. Kapasitelerine göre, Irak güçleri, peşmerge ve uluslararası koalisyon güçleri arasında yerlerini almalılar. Yaşadıkları yerin özgürleşmesinde rol oynamalılar. Ama dediğim gibi sorun sadece bağımsızlık değil, bağımsızlık sonrası aşamada kimin sorumluluk üstleneceği... Umarım sadece Türkiye ve Suudi Arabistan değil, İran da Musul’a sadece bir jeopolitik oyun olarak bakmaz.

"Türkiye Başika'ya Irak yönetiminin davetiyle gitti"

Türkiye Başika Kampı’nı Irak hükümetinin bilgisi dahilinde kurduğunu söylüyor ama Irak Başbakanı İbadi bunu kabul etmiyor. Kim doğruyu söylüyor?

Türkiye’nin Başika’daki varlığından dolayı Irak, Kürdistan Yönetimi’ni suçluyorlar. Halbuki Türkiye askeri kuvvetleri oraya bizzat Irak Savunma Bakanı Halit el-Ubeydi’nin daveti üzerine gitti. Eğer davet etmedilerse, Ubeydi kampı ziyarete neden gitti? Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Usame Nuceyfi, Türkiye’ye ziyarete geldiğinde neden yardım istedi? Bu Irak’ın problemi. Biz sorunları insanların işine geldiği gibi değil gerçekte oldukları gibi ele almak istiyoruz. Ve umuyoruz ki Musul operasyonu yeni bir ihtilafa neden olmasın, bölgesel işbirliği için bir fırsat doğursun.

Peki, siz umutlu musunuz?

Doğruyu söylememi istiyorsanız, hayır değilim.

Kimileri, Türkiye’nin Musul operasyonuna katılmasının Kuzey Irak Yönetimi’nin davet etmesine bağlı olduğunu düşünüyor...

Dediğim gibi, sadece Türkiye değil her kim DAEŞ ile savaşmak istiyorsa gelmeli. Bu Irak Kürdistan’ının düzenleyeceği bir operasyon değil; bir Irak operasyonu, bir koalisyon operasyonu. Türkiye bir NATO üyesi. ABD de öyle. O halde neden NATO üyeleri problemlerini kendi aralarında çözüp koordineli hareket etmiyorlar? Irak Kürdistan’ı olarak biz problemin değil çözümün bir parçası olmak istiyoruz.

"Şii milisleri topyekun şeytanlaştırmak doğru değil"

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, “Şiilerin Musul operasyonuna dahil edilmeleri barış getirmez” dedi. İnsan Hakları İzleme Örgütü de bulanıklaşacak bir atmosferde Şii militanların Sünnileri yok etmeye çalışmasından endişe duyduklarını açıkladı. Bu endişeyi paylaşıyor musunuz?

Her şeyden önce Haşdi Şabi militanlarını diğerlerinden ayırmalıyız. Topyekûn hepsi sorumluluk sahibi savaşçılar değil ama hepsi şeytan da değil. Bir bölümü DAEŞ’le sava- şırken büyük özveri gösterdi. Felluce ve Ramada’da Şii milislerin bir bölümünün suç işlediğini Irak hükü- meti de kabul ediyor. Dolayısıyla hepimizin önceliği bu operasyonun Irak’taki resmi organizasyonlar tarafından yürütülmesi, ki bundan kastım uluslararası koalisyonun desteğini alan Irak ordusu ve peşmerge güçleri. Ben bir askeri uzman değilim ama şu açık ki Musul’a dışarıdan yabancı askerlerin gelmesine ihtiyaç yok; Irak ordusu ve peşmerge bu operasyonu yürütebilir. Hatta biz de Musul’un içine peşmergeyi sokmayacağız çünkü yeni bir hassasiyet doğmasını istemiyoruz. Sadece operasyona yön vereceğiz ve geçiş- leri açacağız. Orada yaşayan Sünniler kendi şehirlerini korumalı ve operasyonu Irak ordusu yürütmeli.

‘TÜRKİYE’YE TEŞEKKÜR BORÇLUYUZ’

Bütçe problemini aşmak için Türkiye’den beklentiniz var mı?

Enerji ilişkileri bağlamında Türkiye’ye teşekkür borçluyuz. Türkiye bizim için çok çok önemli bir müttefik. Ticari ve politik ilişkilerimizi daha da geliştirmek istiyoruz. Türkiye’nin daha fazla yatırım yapmasına ihtiyacımız var. Kürdistan’daki inşaat sektörünün yüzde 80’ini Türk şirketler yönetiyor. Bin 300’den fazla Türk şirketi var ama kriz yüzünden işlerini yarım bıraktılar. Türk bankaları buradaki Türk şirketlerine kredi vererek finansal problemlerini çözebilirse bu bizim için çok önemli bir adım olur.

Fırat Kalkanı operasyonuna nasıl bakıyorsunuz?

Bizim en başından beri söylediğimiz bir şey var; Irak’ta askeri bir çözüm mümkün değil. Ne Beşar Esad yönetime devam edebilir ne de muhalif gruplar askeri güç kullanarak Şam’ı alaşağı edebilir. Bedeli siviller ödüyor. Rusya ve Amerika’nın görüşmeleri durdurması utanç verici. Türkiye, İran, Suudi Arabistan, ABD, Rusya ve Avrupa Birliği, burada rekabet etmeyi bırakıp çözüme odaklanmalı.

Suriye’nin kuzeyinde PYD’ye bağlı olası bir Kürt yapılanmasına Kuzey Irak olarak tepkiniz ne olur?

Bizim YPG ve PYD’ye karşı tavrımız Türkiye’den bile önce belliydi. PYD Suriye rejimiyle ilişkisine son vermeli, diğer Kürt grupların varlığına saygı göstermeli. Biz Erbil 1 ve Erbil 2 anlaşmalarında bunu başarmaya çalıştık. Bu yüzden Kobani’ye peşmerge göndererek IŞİD’e karşı mücadelelerinde destek verdik. Fakat PYD bu pozitif atmosferi bozarak Türkiye’yi ve diğer Kürt grupları düşmanlaştırdı. Öyle yanlış bir politika izlediler ki şu anda Rojava’da Kürtler çoğunlukta değil. 550 bini Irak Kürdistan’ına geldi çünkü zorunlu askerlik uyguluyorlar. Hiçbir politik çoksesliliğe izin vermiyorlar.

“Mesud Barzani’nin önümüzdeki hafta yapacağı İran ziyareti Musul operasyonu için kritik önemde” diyebilir miyiz?

İran bizim komşumuz. Onlara Irak Kürdistan’ının hiç kimse için tehdit olmadığını anlatmak istiyoruz. Ama elbette tek bir görüşmede problemleri çözemeyiz.


Söyleşinin tamamını okumak için tıklayınız