Gündem

Demokrasi için Birlik: Bu yargı reformundan adalet çıkmaz!

"Paket karşısında alınması gereken doğru tavrın, paketin görüşmelerine katılmadan, bütünüyle reddedilmesi olduğu düşünülmektedir"

09 Ekim 2019 13:37

Demokrasi için Birlik (DİB) Girişimi, TBMM Komisyonu’nda kabul edilerek Genel Kurul’a sevk edilen Yargı Reformu Stratejisi ile ilgili bir değerlendirme yayımladı. Girişim adına Eski Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Yargıcı Rıza Türmen tarafından yapılan açıklamada yargı reform paketinin eksiklikleri şöyle sıralandı:

  • HSK’nın bağımsızlığının sağlanması:
  • Sulh ceza hâkimliklerinin kapalı devre halinde çalışması:
  • Yasal düzenlemelerin eksik bırakılması

Açıklamada "Böyle bir paketin kabul edilmesi, yargının temel sorunlarının üstünün örtülmesine yol açacaktır. Paketin tartışmasına girmek, paketle ilgili görüşmelere katılmak, iktidarın amaçlarına hizmet edecektir. Bu nedenle, paket karşısında alınması gereken doğru tavrın, paketin görüşmelerine katılmadan, bütünüyle reddedilmesi olduğu düşünülmektedir…" denildi.

Demokrasi için Birlik’in “Bu yargı reformundan adalet çıkmaz!” başlıklı açıklaması şöyle:

Yargı bağımsızlığı, hukuk devleti ve demokrasinin temel taşıdır. Yargının bağımsız olmadığı bir ülkede insan hakları da güvence altında değildir. Yargılamanın adil olması da beklenmemelidir…

Türkiye’de adalet dağıtımında görülen sorunlar, yargının bağımsız olmamasından kaynaklanmaktadır. Yargı üzerindeki açık ya da örtülü baskılar, yargıyı yürütmenin uzantısına dönüştürmüştür. Yargıya korku egemendir. Yargı siyasallaşmış, iktidarın her türlü muhalefeti susturmak için kullandığı bir silah olmuştur.

Böyle bir ortamda yargı reformunun amacı, yargıyı yürütmenin baskılarından koruyacak önlemler almak, yargının bağımsızlığını sağlamak olmalıydı. Bu amaçla bir yargı reformunun en az şu noktaları içermesi gerekirdi;

1. HSK’nın bağımsızlığının sağlanması:

Türkiye’de yargı merkezi bir sisteme sahiptir. Yargıçların ve savcıların atamaları, terfileri, nakilleri, görevlerine son verilmesi, disiplin soruşturmaları Hakimler Savcılar Kurulu tarafından yürütülmektedir. O nedenle HSK yargı bağımsızlığının anahtarıdır.

Oysa HSK, Anayasa Mahkemesi’nin bu konuda belirttiği gibi Adalet Bakanlığı’nın bir dairesine dönüşmüştür.

Adalet Bakanı HSK’nın Başkanı, müsteşarı doğal üyesidir.

Geri kalan 11 üyeden 4’ü bir siyasal parti başkanı olan Cumhurbaşkanı tarafından atanmakta, 7 üye ise TBMM tarafından iktidar partisinin gösterdiği adaylar arasından seçilmektedir.

2014’te yapılan değişiklikle Adalet Bakanı’nın HSK üzerindeki yetkileri artırılmıştır.

2014 değişikliklerinin bir çoğu Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmişse de, AYM Kararları geçmişe etkili olmadığından uygulamaya devam edilmektedir.

Böyle bir HSK, bir yandan Adalet Bakanı’nın söz sahibi olduğu disiplin soruşturmaları ve yaptırımları, öbür yandan hiçbir objektif kritere dayanmayan, yargı denetimine tabi olmayan ve zaman zaman yargıçların iradesine aykırı, sürgün niteliği taşıyan nakillerle yargıyı manipüle etme olanağına sahiptir.

Mesleğe alınmadaki sözlü sınavların Adalet Bakanlığı’nın etkisi dışında kalan tarafsız bir kurul tarafından yapılmaması ise, ayrı bir sorun yaratmaktadır. Bir reform paketinin her şeyden önce bu sorulara çözüm getirmesi beklenirdi. Oysa, TBMM’ye sunulan paket bu sorunları görmemezlikten gelmektedir.

2. Sulh Ceza Hakimlikleri:

Tutuklama, arama, el koyma, internet erişiminin yasaklanması gibi konularda yetkili olan Sulh Ceza Hakimlikleri, iktidarın ifade özgürlüğünü ihlal ederek muhalif sesleri bastırdığı hakimliklerdir.

İktidara yakın yargıçlardan oluşan bu hakimliklerin verdikleri kararların hukuka aykırılığı, AYM ve AİHM kararlarında açıkça ortaya konmaktadır.

Sulh Ceza Hakimliklerinin kararlarına itiraz yolu gerçekte tıkalıdır.

İtirazlar ancak bir üst Sulh Ceza Hakimliğine yapılabilmektedir.

Başka bir deyişle Sulh Ceza Hakimlikleri kapalı devre halinde çalışmaktadır.

Sulh Ceza Hakimliklerinin kaldırılması bir eksiklik yaratmayacaktır.

Davaya bakan mahkemeye aynı yetkiler verilebilir. Bu yapılmayacaksa, hiç olmazsa Sulh Ceza Hakimliklerinin kararlarına temyiz yolu açılmalıdır.

Bu konu reform paketinde ele alınmamıştır.

3. Yasal Düzenlemeler:

Türkiye’de birçok yasa maddesi temel hak ve özgürlükleri koruma bakımından yetersiz kalmaktadır. Yasa maddelerindeki belirsizlikler, her yana çekilebilir olmaları, yargı sistemindeki aksaklıklarla birleşince, temel hak ve özgürlükler bakımından önemli bir tehdit oluşturmaktadır.

Venedik Komisyonu 2016 yılında yazdığı raporda TCK 2016 (Halkı kin ve düşmanlığa tahrik) madde 219 (Cumhurbaşkanına hakaret), madde 301 (Türk milletini, devletini aşağılama), madde 314 (Silahlı örgüt kurma ya da üye olma), madde 314 ile birlikte madde 220 (Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek) maddelerinin, Avrupa standartlarına uygun olmadığı, ifade özgürlüğüne tehdit oluşturduğu belirtiliyor.

Bunlara Terörlerle Mücadele Kanunu’nun terör tanımına ilişkin 1. maddesi ile propagandaya ilişkin 7. Maddeyi ve Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nu da eklemek gerekir.

7. madde için önerilen değişiklik ifade özgürlüğünü genişletici nitelikde olmadığı gibi AİHM içtihadına da uygun değildir.

Yukarıda belirtilen ve demokratik hukuk devletine saygılı bir ülke için asgari koşullar olan konulara değinmeyen bir paketin , “reform” niteliği taşıdığı ileri sürülemez.

Yargı reformu paketinde yapılan değişiklikler, yargı bağımsızlığı gibi temel sorunları yok sayan bir zihniyetin ürünüdür.

Paket içinde beş yıldan az mahkumiyetlerin istinaf mahkemelerinde kesinleşmesi yerine, bunlara temyiz yolunun açılması gibi doğru adımlar olsa bile, bunlar yasa değişikliğiyle gerçekleştirilebilir.

Böyle bir paketin kabul edilmesi, yargının temel sorunlarının üstünün örtülmesine yol açacaktır. Paketin tartışmasına girmek, paketle ilgili görüşmelere katılmak, iktidarın amaçlarına hizmet edecektir.

Bu nedenle, paket karşısında alınması gereken doğru tavrın, paketin görüşmelerine katılmadan, bütünüyle reddedilmesi olduğu düşünülmektedir…