Ronaldo’dan gelen DM ile bir haftada 1,1 milyon dolar
Hikâye bir Instagram DM’si ile başlıyor. Georgina Rodríguez, yani ünlü futbolcu Ronaldo’nun eşi, sosyal medyada “Buki” adıyla tanınan İspanyol şef Marta García Bou’ya bir DM yani direkt mesaj atıyor. Peki kimdir bu şanslı Marta? TikTok’ta 500 bin, Instagram’da 474 binden fazla takipçisi olan bir fenomen şef. Habere göre Ronaldo ailesi, bu fenomen şef arkadaşımıza, teknelerinde yemek yapması için teklif gönderiyor. Teklife göre. “Haftalık yaklaşık 1,1 milyon dolar.” Evet, sıfırlar doğru.
Bu bir haftalık abartılı gösterinin menüsü de rolleri kadar net: Balık, tavuk, sebzeler ve yeşillikler… Ronaldo ailesinin fit çizgisini bozmayan tabaklar, arada Portekiz klasiği bacalhau à Brás. Çocuklar ise Buki’nin Instagram’da yıldızlaşan tatlılarına abanıyor: Tiramisu, cheesecake ve imza tabağı “crema del mundo.”
Marta García Bou
Peki neden onca yetenekli yat şefi varken, neden esasen bir tekneye maksimum 3.000-4.000 Euro’ya şef bulabilecekken, herkesin ağzını açık bırakan 1 milyon gibi rakamlar? Kim bilir. İş birliğinin ağa babası Ronaldo ailesi ile fenomen şef arasında yaşanmış, çenemizi yormak da bize düşmüş.
Ronaldo ve ailesi
Ronaldo ve ailesinin yatı
Bezos mutfakta!
Zannedilir ki varlıklı insanlar onca para ile her gün ıstakoz ve havyar yer. Halbuki böyle bir hayat kadı kızında da yok. İnsan bu, canı bir gün tost çeker, ertesi gün menemene çöker, anne yemekleri favorisidir.
Amazon’un kurucusu Jeff Bezos’un denizde risotto yapmayı sevdiğini biliyor muydunuz? Şimdi bu cümleyi sindirmek için bir nefes alalım. Çünkü bu risottoyu pişiren kişi, 240 milyar dolarlık servetiyle dünyanın üçüncü en zengin insanı. Sahibi olduğu “Koru” isimli yat, yaklaşık 500 milyon dolar değerinde ve 127 metre boyuyla dünyanın en büyük ikinci yelkenlisi. Tabii yalnız da gezmiyor, peşinden 75 mt bir “gölge gemisi” olan Motoryat Abeona geliyor. İçinde helikopterinden deniz oyuncaklarına kadar her şey var. Bu iki devasa yatta da en iyi mürettebata ve en iyi şefe sahip olmasına rağmen Bezos yine de “çekilin, ben yaparım” deyip mutfağa giriyor. Çünkü belli ki para her şeyi alıyor ama bir tencere risottoyu kendi eliyle karıştırmanın keyfini alamıyor. Bir zamanlar McDonald’s’da patates kızartan Bezos, bugün yarım milyar dolarlık yatında kurabiye yapıyor, mantarlı risotto karıştırıyor, Kübalı dedesinin churros tarifini kızgın yağda gezdiriyor.
Jeff Bezos (solda)
Yat mutfaklarında en absürt istekler
Yüzen saraylarda müşteri memnuniyetiyle başlayan her mutfak hikâyesi, şefler için genellikle “psikolojik dayanıklılık testi”yle biter. Denizde müşteri her zaman haklıdır, bazen kedi bile.
O kadar çok absürt hikâye var ki say say bitmez. Benim de başıma geldi, başka şeflerin de anlattığı çok şey var. Mesela bir gün teknenin küçük misafirleri yani çocuklar, kıyıdan deniz salyangozu toplayıp şefe “Bunları pişirir misin?” diye geliyorlar. Tabii ki şefimiz salyangozları pişirmeyecek, ama çocukların hevesini kırmamak için içinde solucan jelibonu koyduğu kurabiyeler yapıyor. Mutfakta bazen durumu kurtarmak için yaratıcı olmak gerekiyor. Çocuklar mutlu, şef mutlu, solucanlar mutlu olmasa da olur. Bu hikâyelerin en masumuydu.
Bir benzeri benim de başıma gelmişti. Teknenin dört yaşındaki konuğu mutfağa gelip “sushi sushi” diye çığlık çığlığa bağırıyordu. Tabii çocuk susmadığı için çaresiz annesi de peşinde! (‘Zengin çocuğunun derdi de başka oluyor’ diyebilirsiniz tabii, ‘köfte’ diye değil ‘suşi’ diye bağırdığı için.) İşin bu yanı bir yana, teknede nori yaprağı, ton balığı var ama suşi pirinci pişirecek vakit yoktu. Anne ise gözümün içine bakıyordu kurtar bizi bu durumdan diye. Ben de dünden kalan pilavı, vıcık vıcık olsun da taneleri birbirine yapışsın diye mayonezle karıştırdım, nori yaprağına ton balığı ile sardım, çocuk mutlu, ben mutlu, anne musmutlu o krizi atlattık!
İstekler bazen lezzetten çok disiplin testi gibidir: Yat mutfağında çalışan bir şefin şaşırma eşiği diye bir şey kalmaz.
“Vegan ıstakoz” isteyenden “oda sıcaklığında dondurma” talebine, “tavuksuz tavuk çorbası”ndan ‘tavuk carpaccio’ya kadar saçmalıklar silsilesi. (Bilirsiniz carpaccio çiğdir ve tavuk çiğ yenemez!) Mesela acısız arrabbiata isteyen çok olur yani arrabbiata makarna zaten acılıdır (arrabbiata İtalyanca acı demek hatta), o yüzden bunun acısızı ancak domates soslu makarna olur zaten. Kısaca acısız Adana kebabı istemek gibi bir şey, Urfa demek yerine.
Alerji listeleri ise apayrı bir dünya. Mesela Akdeniz mutfağı isteniyor ama içinde sarımsak, soğan, zeytinyağı, tuz, maydanoz, fesleğen ve kekik olmasın! Bir gün çikolatalı brownie isteniyor ama içinde şeker, un, hatta çikolata olmasın.
Bir gün bir charter sırasında Kazak misafirler at eti ile tekneye geldi. Şaşkınlığım bir yana, at etini nasıl pişireyim diye tarif bulmaya çalışmam öbür yana, etin büyüklüğü bir atın bacağı kadar olduğu için pişiremeyeceğim gerçeği diğer yana idi.
En çılgın hikâyeler
Tabii istekler sadece mutfaklarla sınırlı kalmıyor. İnternette dolaşan en acayip isteklerden biri Karayipler’de gerçekleşiyor. Bir misafir, akşam yemeğine kadar yata 500 beyaz gül getirilmesini istemiş. Bunu organize etmesi gereken baş hostes ne yapsın, Karayiplerde denizin ortasında çaresiz. Oraları bilenler bilir, pek de öyle kıyıya çıkıp 500 gül bulabileceğiniz çiçekçi dükkanları yoktur. Hemen Miami’den bu gülleri getirebilecek bir plan yapılması gerekir ve sayısız telefon konuşması, yüklü banka transferleri sonrası Miami’den özel uçakla güller ıssız Karayip koyuna getirtilir! Bu operasyon yaklaşık 150 bin dolar tutmuştur. O gece güller yatın her yerine yerleştirilir. Peki ertesi gün? Görevini tamamlayan güllerden sıkılan yat sahibi, ‘kaldırın şunları gözümün önünden’ der demesine ama gülleri denize atmak da mümkün olmadığı için, ekip, crew kabinlerinden makine dairesine dek her yeri gülle kaplar.
Aynı şekilde, St. Barths’ta bir charter sırasında New York’taki ünlü Zabar’s fırınından bagel isteyen konuklar için özel jet tutulmuş ve o bagel oraya getirilmiştir!
Daha bitmedi! OB Magazine’in yaz dosyası, “Gerçekten bunu mu Söyledin?” başlığıyla mürettebat itiraflarını derlediğinde ortaya bir çeşit lüks antropolojisi çıkıyor:
Bir kamarot, eskortlarla dolu bir parti sırasında sundeck’e kokteyl servisine çağrıldığını anlatıyor. Bir diğeri, sevişmenin ortasında şampanya açtırıp “kenara bırakabilirsiniz” diyen çifte yalnızca açacağıyla cevap veriyor. Bir başka teknede çocuklar salona çikolata döküyor, duvarlara burun siliyor, parlayan yüzeylere fıstık ezmesi sürüyor, sonunda “naylon poşet” sandıkları denizanasına dokunup kötü bir ders alıyorlar.
Partilerde Dom Pérignon bittiğinde deniz uçağıyla tekneye şampanya iniyor. Başka bir akşam İtalya’dan ev yapımı dondurma helikopterle getiriliyor. Viagra stokları doktor eşliğinde teslim ediliyor. Kahvaltı masasına 75 adet farklı renklerde cupcake talep ediliyor, iki tanesi yenip kalanı ekibe gidiyor.
Ve tabii “sürpriz eş ziyareti” klasiği: Helikopter pilotu kaptanı uyarıyor, mürettebat jet hızıyla gardırop değiştiriyor, banyo düzenliyor, “öteki misafir”i tender garajında saklıyor. Hanımefendi kapıdan giriyor; diğer hanımefendi laptopu, araba anahtarlarını ve telefonu alıp denize fırlatıyor. Gece olunca gizli bir manevrayla kaçırılıyor. Netflix bu bölümü çoktan yazmıştır.
Milyon dolarlık gürültünün ardındaki fısıltı
Bu renkli dünya, Instagram’da pırıl pırıl görünür ama kamera kapandığında geriye bagel krizleri, solucanlı kurabiyeler, süt banyoları, eskort partilerinden tut yaz ortası tekeye kar makinası getirtmelere kadar tuhaf hikayeler kalır.
Kural hep aynı sanılır: “Yatta olan yatta kalır.”
Ama itiraf edelim: Bazen dalgalar anlatır. Biz de dinleriz. Güleriz. Not alırız.
Ve bir dahaki sefer biri “teknede kurban etmek üzere keçi” isterse, yalnızca başımızı sallarız: Denizin ortasında akıl, karada kalır.


