Kafkasya bazen bana donmuş bir fotoğrafı hatırlatır.
Herkes hareket eder, herkes konuşur, herkes tehditler savurur ama fotoğraf değişmez. Aynı sınırlar, aynı korkular, aynı ezberler...
Oysa şimdi o fotoğrafın köşesinde küçük de olsa bir çatlak oluşmuş durumda.
Önümüzdeki günlerde Ermenistan'da yapılacak seçimler, ilk bakışta sıradan bir iktidar-muhalefet yarışı gibi görünebilir. Ama değil. Bu seçim, sadece Nikol Paşinyan'ın kaderini belirlemeyecek. Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin, Azerbaycan-Ermenistan barışının ve hatta Güney Kafkasya'nın önümüzdeki on yılının yönünü tayin edecek.
Çünkü 7 Haziran'da Erivan'da sandığa gidecek seçmen aslında tek bir soruya cevap verecek:
Geçmişte mi yaşayacağız, gelecekte mi?
Yenilmiş lider neden kazanıyor?
Normal şartlarda Nikol Paşinyan'ın siyasi hayatının çoktan sona ermiş olması gerekirdi.
Bir lider düşünün...
Ülkesi savaş kaybetmiş.
On yıllardır Ermeni milliyetçiliğinin merkezinde duran Karabağ fiilen kaybedilmiş.
Yüz binlerce insan yer değiştirmiş.
Rusya ile ilişkiler bozulmuş.
Muhalefet her gün onu "teslimiyetle" suçluyor.
Siyasi tarihin klasik kurallarına göre böyle bir liderin yeniden seçilme ihtimali düşüktür.
Ama Ermenistan'da tam tersi yaşanıyor.
Çünkü seçmenlerin önemli bir kısmı Paşinyan'ı sevdiği için değil, alternatif göremediği için destekliyor.
Karşısındaki isimlerin önemli bölümü, Sovyet sonrası dönemin eski siyasi sınıfını temsil ediyor. Yolsuzluk iddialarıyla, oligark düzeniyle, Rusya'ya bağımlılıkla özdeşleşen bir geçmiş...
Ermeni seçmeni bugün iki seçenek arasında sıkışmış durumda:
Ya savaşın travmasını yaşamış ama yeni bir yol arayan Paşinyan...
Ya da kendilerine geçmişi hatırlatan eski elitler.
Bu nedenle Paşinyan hâlâ favori.
Çünkü bazen seçimler umutla değil, geçmişe dönmeme kararlılığıyla kazanılır.
Moskova'nın gölgesi küçülüyor
Sovyetler Birliği dağıldığında birçok Ermeni için Rusya yalnızca müttefik değil, bir güvenlik sigortasıydı.
Karabağ sorunu nedeniyle Türkiye ile sınırlar kapalıydı.
Azerbaycan ile düşmanlık sürüyordu.
İran dışında nefes alınabilecek alan çok azdı.
Bu nedenle Ermenistan onlarca yıl boyunca Moskova'nın yörüngesinde kaldı.
Fakat Karabağ savaşları birçok ezberi yıktı.
Erivan'da bugün çok sayıda kişi şu soruyu soruyor:
"Rusya bizim stratejik ortağımızdı güya, Karabağ giderken neredeydi?"
Bu soru yalnızca bir hayal kırıklığı değil, aynı zamanda yeni bir dış politika arayışının başlangıcı oldu.
Paşinyan'ın Avrupa Birliği'ne yaklaşması, Washington ile ilişkileri geliştirmesi ve Moskova'nın etkisini azaltmaya çalışması biraz da bunun sonucu.
Bu nedenle seçim yalnızca iç politik bir yarış değil.
Aynı zamanda Ermenistan'ın hangi jeopolitik eksende yürüyeceğine dair bir referandum niteliği taşıyor.
Asıl mesele Karabağ değil, barış
Kulağa paradoks gibi gelebilir.
Ama bugün Ermenistan seçimlerinde asıl mesele Karabağ değil.
Barış.
Çünkü Karabağ artık fiilen kapanmış bir dosya.
Acısı sürüyor.
Travması sürüyor.
Ama gerçek değişmiyor.
Şimdi önlerinde başka bir soru duruyor:
Bu gerçekle yaşayarak yeni bir gelecek kurulabilir mi?
Paşinyan'ın cevabı "evet".
Muhalefetin önemli bir kısmının cevabı ise hâlâ "hayır".
İşte seçimin özü burada yatıyor.
1993'ten beri kapalı duran kapı
Türkiye sınırına gelelim...
Bugün kırk yaşındaki bir Ermeni de, kırk yaşındaki bir Türk de hayatında açık bir Türkiye-Ermenistan sınırı görmedi.
Sınır kapandığında takvimler 1993'ü gösteriyordu.
Bill Clinton Beyaz Saray'daydı.
Süleyman Demirel Çankaya'daydı.
İnternet daha emekleme dönemindeydi.
O tarihten bu yana bölge değişti.
Liderler değişti.
Savaşlar yaşandı.
Haritalar değişti.
Ama Alican Kapısı'nın demirleri yerinde kaldı.
Şimdi ilk kez ciddi biçimde açılmasından söz ediyoruz.
Henüz resmi bir tarih yok.
Fakat artık mesele "açılır mı?" sorusundan çok, "ne zaman açılır?"sorusuna dönüşmüş durumda.
Bu bile başlı başına tarihi bir gelişme.
Daha önce de yazmıştım. Bu konuda "ince diplomasi" yürüten eski Büyükelçi Serdar Kılıç'ın emeğini gözardı edemeyiz. Hem Ermenistan hem.Azerbqycan'la yürüttüğü sırat köprüsündeki istişareler meyvesini vermeye başlayacak.
Kapılar açılırsa iki taraf da kazanır
Türkiye'de bazı çevreler hâlâ konuyu sadece siyasi bir jest gibi görüyor.
Oysa mesele bundan çok daha büyük.
Haritaya bakmak yeterli.
Kars'tan çıkan bir kamyonun birkaç saat içinde Erivan'a ulaşabildiği bir coğrafyadan söz ediyoruz.
Doğu Anadolu için yeni ticaret yolları...
Ermenistan için Avrupa'ya ve Akdeniz'e daha kısa erişim...
Turizm, lojistik, taşımacılık ve yatırım fırsatları...
Kısacası otuz yıldır kilitli duran ekonomik bir damar.
Bugün Ermenistan'ın en büyük sorunlarından biri izolasyon.
Türkiye'nin doğusunun en büyük sorunlarından biri ise ekonomik durağanlık.
Aynı kapının iki tarafında duran iki sorun, aynı anahtarla çözülebilir.
Halklar siyasetçilerden daha hızlı ilerliyor
Belki de işin en ilginç tarafı bu.
Siyasetçilerin cesaret edemediği bazı adımları halklar çoktan atmış durumda.
Erivan evlerinde, mahallelerinde Türk dizileri izleniyor.
Türkiye'de binlerce insan hafta sonu Ermenistan'a gitmenin yollarını araştırıyor.
Genç kuşaklar, dedelerinin taşıdığı tarihsel yükleri aynı ağırlıkta taşımıyor.
Bu durum geçmişin unutulduğu anlamına gelmiyor.
Ama geçmişin esiri olunmadığını gösteriyor.
Arada büyük acılar var.
1915 tartışmaları var.
Savaşlar var.
Kayıplar var.
Ancak sonsuza kadar tarihin rehineleri olarak yaşamak da mümkün değil.
Kafkasya'nın Berlin Duvarı
Bazen düşünüyorum...
Türkiye-Ermenistan sınırı aslında Kafkasya'nın küçük Berlin Duvarı gibi.
Bir tarafında korkular duruyor.
Diğer tarafında önyargılar...
Arada ise otuz yılı aşkın süredir açılmayan bir kapı.
Berlin Duvarı yıkıldığında insanlar sadece bir duvarın değil, bir zihniyetin çöktüğünü söylemişti.
Belki bugün Güney Kafkasya'nın da ihtiyacı olan şey tam olarak budur.
Duvarların değil, koridorların konuşulduğu bir dönem.
Askerî haritaların değil, ticaret haritalarının önem kazandığı bir dönem.
Ve belki de bu yüzden Ermenistan'daki seçimler, nüfusu üç milyon olan küçük bir ülkenin iç meselesi değildir.
O sandıktan çıkacak sonuç, Kars'taki esnafı da ilgilendiriyor.
Iğdır'daki çiftçiyi de.
Bakü'deki yatırımcıyı da.
Erivan'daki öğrenciyi de.
Önümüzdeki hafta Ermeni seçmeni oy pusulasını sandığa atarken aslında sadece bir başbakan seçmeyecek.
Belki de otuz yıldır pas tutmuş bir anahtarı çevirmeye çalışacak.
Ve bazen tarihin yönünü değiştiren şeyler, savaşlar değil, bir kapının açılması olur.


