On sekiz
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

On sekiz

Saadet, bu yaşta, belki de insanın dünyayla kurduğu anlam ilişkisinin açık kalmasıdır, ihtimallerin kapanmamasıdır. Saadet, benim yaşımda, senin varlığını bilmek, hissetmek, tatmak ve buna şükretmektir.

On sekiz

Epeydir bu yazıyı yazıyorum sessizce; gece başımı yastığa koyduğumda türlü çeşit imgeler, hatıralar ve konuşmalar geçiyor aklımdan. Senin nasıl biri olmanı istediğim sorusuyla, senin benim nasıl biri olmamı istediğin sorusu yan yana dolaşıyor zihnimde. Senin gözünde nasıl biri olmak istediğim sorusu da bu öncekilere karışıyor.

Bu yıl senden öğrendiklerimi düşünüyorum. Gezilerimizden birinde sen bana “gözümün fazlaca senin üzerinde” olmasıyla ilgili bir şeyler söyledin. İyi hissetme baskısına karşı sessiz ama dirençli bir itirazın vardı. Saadet bir haz, hatta bir iyilik hali değildi. Saadeti, yıkılmadan sürdürülen duygusal bağın mümkün olmasında, karşımızdakinin güvenilirliği üzerinden bulmalıydık. Uyarıcı, heyecan verici, parlak bir mutluluk dayatmasından uzak olmalıydık. Mütevazı ama güçlü biçimde yanında bulunmalıydım. Fakat senin tarif ettiğine göre güçlü olmak her şeyi taşımak değil, bazı yükleri yere bırakabilmekle ilgiliydi. O yükleri inatla sahiplendiğimi fark etmiyordum. Bunları duymak ilk anda bana iyi hissettirmedi, ama zamanla anladım.

Belki de öğrendiklerim arasında en çok etkilendiğim, senin “her şeyin mümkün olması her şeyin hemen olacağı anlamına gelmez” yolundaki tavrındı. Bu sözler sana ait değil, senin davranışlarını söze döküyorum. Beni acelesizliğe çağırıyordun, koştururken duyamadığım oldu ama sen durdurunca hoşuma gitmedi diyemem. Beklemenin kendine göre bir güzelliği vardı, bazen erişmekten veya elde etmekten daha besleyici olan. Saadet şimdi ve burada yaşanması gereken bir zorunluluk değildi. Beklemeyi bir işe dönüştürmeden seninle beklemeye başladığımda o zamana dek bilmediğim huzurlu bir ruh hali hissettim. Üstelik bekleyebilmek yalnızca saadetin yitirilmek zorunda olmadığı anlamına gelmiyordu, beklemek saadetin büyümesini de sağlayabiliyordu.

Senin umut anlayışının bir ayrıksılığı varmış gibi geliyordu. Kaygılandığımda bana söylediklerinden çıkarıyordum bunu. Hiçbir şey olmamış gibi davranmayan ama her şey kaybolmadı diyebilen bir umut. Dünyayı tümüyle güvenilmez bulmasak bile kırılgan olabiliriz diyen ama bu kırılganlık içinde saadeti mümkün gören bir umut. Bunları da birebir sen söylemedin, ama yan yana gelen zihinler kendi aralarında sessizce konuşurlar. Bunları o anlarda bana ilettiğini hissediyorum.

Saadet, bu yaşta, belki de insanın dünyayla kurduğu anlam ilişkisinin açık kalmasıdır, ihtimallerin kapanmamasıdır.

Saadet, benim yaşımda, senin varlığını bilmek, hissetmek, tatmak ve buna şükretmektir.

İlgili İçerikler