En son Ahmet Davutoğlu da Medyascope'a verdiği röportajda sağ seçmenin CHP'ye oy vermeyeceğini bildiğini bu nedenle çeşitli alternatifler denediğini söyledi de durumu iyice kavradık. Altılı ittifakın beş partisini böyle bir başarısızlığa sürüklediği için CHP ve Kemal Kılıçdaroğlu'nun yatacak yeri yok. Ancak soru hâlâ ortada duruyor, bu yüzde 48'lik oy kimlerden geldi? Parti içi muhalefette de pek değişiklik yok, başkan değişimi dışında ne değişeceğini bir türlü anlayamadığımız değişim muamması gizemini sürdürüyor. Ortada olan tek şey, Türkiye'nin en sağcı parlamentosundan ve bu sonucu doğuran ittifaktan kimsenin şikâyeti olmadığı. Şimdi bir de Ekrem İmamoğlu'nun eski CHP başkanları ile yaptığı toplantı sonrası konuşulmaya başlayan, "geçiş süreci için abi formülü" var. Kimse geçilecek yerin neresi olduğunu sormuyor ama bu abi formülü de pek tutmuş görünmüyor (en azından şimdilik). Neyse biz yine CHP'nin solla münasebetine dönelim.
Grev tamam da lokavt ne olacak?
Aslında Adalet Partisi (AP) merkezin sağını kapmasa, Türkiye İşçi Partisi (TİP) de tüm dünyada yükselen sol hareketle uçuşa geçip meclise girmeseydi iddialı bir devlet partisi halinde memnun mesut yaşayıp giden CHP, 1965 yılında altı okunun sınırlarını aşıp solla ilişki kurar mıydı bilinmez.
Babası da iki dönem CHP milletvekilliği yapan Bülent Ecevit'in partinin yayın organı niteliğindeki Ulus gazetesinde çevirmen olarak 1951'de başlayan yolculuğunun genel başkanlığa kadar gideceğini muhtemelen o günlerde pek kimse düşünmemiştir. Hele o sırada gazetenin yayın yönetmenliğini yapan Nihat Erim hiç! Erim, CHP genel başkanlığı için perde arkasında ne kulisler yapmış ne ittifaklar kurmuştu da darbe sonrası hükümetinde başbakanlıktan ileri gidememişti. Gerçi CHP için olağan aktiviteler bunlar. 1957'de kontenjan adayı gösterilerek Ankara milletvekili olarak meclise girdiğinde Ecevit için ölümüne kadar devam edecek aktif siyaset de başlamış olur. Parti içindeki ilk aktif görevi, Prof. Dr. Osman Okyar, Prof. Dr. Turan Feyzioğlu ile birlikte genel sekreterliğe bağlı araştırma biriminde, ekonomik önlemler, seçim ve dış politika konularında çalışmalar yapmaktır. Talihin garip bir cilvesi sonrasında Feyzioğlu ile gırtlak gırtlağa gelseler de birlikte parti içinde çok ses getiren İlk Hedefler Bildirgesi'ni birlikte hazırlarlar. Bildirgede, partinin kendini yenileme, demokrasiye daha çok gerçeklik, devlete daha bir sosyal nitelik ve halkçılık ilkesine içerik kazandırma yolunda atılacak ilk adımlar yer alır.
İsmet İnönü 5. Olağanüstü Kurultay'da Ecevit Solu'na karşı çıkarak, görüşünün partisince onaylanmaması durumunda başkanlıktan istifa edeceğini açıkladı. Yapılan güven oylamasında parti meclisinde Ecevit yanlılarının 507'ye karşılık 709 oy alması üzerine, İnönü 8 Mayıs 1972'de CHP Genel Başkanlığı'ndan istifa etti.14 Mayıs 1972'de CHP Genel Başkanlığı'na seçilen Bülent Ecevit siyasi hayatı boyunca kendi tarifi dışındaki solla arasına mesafe koymaya özel bir önem verdi.
Demokrat Parti'nin (DP) hak ihlalleri konusunda kendini aştığı o günlerde Ecevit de payına düşeni alır. Milletvekilliğinin yanı sıra muhtelif dergilerde yazılar yazan Ecevit hakkında da "komünizm propagandası kokan sol faaliyet içinde" değerlendirmesini içeren bir dosya hazırlanır. Neyse ki, dosya Başbakan Adnan Menderes'in masasında kalır, işleme konulmaz. Ecevit'in babası Fahri Ecevit, hukuk fakültesinde Menderes'in hocasıdır çünkü. Böylece Ecevit, komünist yaftasını ilk kez yemiş olur ve sonrasında da en azından 70'li yıllar boyunca bu yakıştırma hep arkasından gelir. Oysa Ecevit hayatı boyunca sosyalizm, özellikle de komünizmden uzak durmak hatta mücadele etmek için elinden gelen ne varsa yapacaktır. 27 Mayıs 1960 askeri darbesinden sonra yazdığı yazılarda sosyalizmin "boşlukta kalmış aydınlara özgü bir özenti" olduğundan bahseder bol bol. Ona göre, köylü ve işçi aleyhine gelişen sosyal adaletsizlik, ekonomik ve kültürel gerilikten doğmaktadır. Sorunu çözmek için de sosyalizme falan ihtiyaç yoktur, altı ok her derde devadır!
15. Kurultay'da merkez yönetim kuruluna seçilen Ecevit'in işçi ve esnaf kesiminin partide daha fazla temsil edilebilmesi için verdiği önerge kabul edilir. Önergeye göre, ülke genelinde yüzde 15'i geçmemek koşuluyla, işçi ve esnafın yoğun olduğu bölgelerde aday belirleme yetkisi genel merkeze verilecektir. CHP'nin beyaz yakalı görünümünden kurtulması için atılan bu adımın sonucunda 1961 seçimlerinde hepsi listelerin son sıralarına yerleştirildikleri için CHP'den meclise sıfır (rakamla 0) işçi kökenli milletvekili girer. O yılın seçimlerinde TBMM'ye giren tek işçi AP'den seçilen sendikacı Saim Kaygan olur.
27 Mayıs darbesinden sonra kurulan CHP-AP koalisyonunda Çalışma Bakanı olan Ecevit -ki İsmet İnönü, Kemali Beyazıt'ı isterken, Feyzioğlu'nun bastırması sonucu Ecevit seçilmiştir- bugün hâlâ grev ve toplu sözleşme haklarını yasal güvence altına almasıyla anılsa ve sendikalar ölüm yıldönümlerinde bu yönde teşekkür ilanları verse de konunun bir de lokavt kısmı var. Mecliste büyük kabul gören Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu ile ilgili yaptığı konuşmada Ecevit, Türkiye işçi sınıfının direniş geçmişini görmezden gelerek, "daha yeni gelişmekte olan işçi kesimine –"sınıf" demekten özenle kaçınarak- temel haklarını önden verdiklerini" söyler. Yasanın çıkışında işçi sendikaları arasında etkinliği hızla artan TİP'in etkisi var mı bilinmez! Gerçi haksızlık da etmemek lazım, büyük kentlerin çeperlerinde oluşmaya başlayan gecekondularda göçle gelen yeni işçilerin nüfusu da hızla artmaktadır.
Meclisin içinden yasanın çıkmasına karşı muhalefet gelmezken tuhaf biçimde sendika yasası dışarıdan yeniden komünizm suçlamalarına neden olur. Üstelik bu suçlamaları yapanların bir kısmı da eski CHP'lilerin çevresinde toplandığı Dünya gazetesinden gelir. Yasanın çıkışından bir yıl sonra Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada Ecevit komünizm suçlamalarına cevap verir ve komünizmle etkin bir mücadele için grev ve karşılığında lokavt haklarının şart olduğunu söyler. (Bu konuda daha fazla bilgi için Yıldırım Koç'un Ecevit'in vefatının birinci yıldönümünde yazdığı makaleye bakılabilir.)
Bülent Ecevit ve İsmet İnönü. Onlar da bir zamanlar baba-oğul gibiydiler.
Bu düzeni değiştireceğiz!
"Biz o tarihteki Ortanın Solcu CHP'lileri, mevcut düzenin zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapan niteliğini açıklayarak, (Bülent) Ecevit'in ağzıyla güçlü ve etkili bir biçimde, "'Bu Düzeni Değiştireceğiz!' demiştik. 'Ne Ezen Ne Ezilen, İnsanca Hakça Bir Düzen!' demiştik. 'Yoksulluk Kader Değildir!' demiştik. Partimizin halkçılık ilkesini çağdaş demokrasi, olarak yorumlamış, halkın ekonomik gücünü yükselterek siyasi etkinliğini demokrasi içinde artırmanın tek siyaset yöntemimiz olduğunu savunmuştuk. Çok partili düzene geçişimizden beri Türk halkına o güne kadar ekonomik kavramlar içeren böyle ciddi sözler söyleyen, halka böyle saygı içinde ve açıklıkla hitap eden başka bir siyasi sesleniş olmamıştı. Ortanın Solu politikasıyla halka kendimizi Ecevit'in diliyle başarıyla anlatabilmiştik," demişti eski İstanbul Belediye Başkanı Ahmet İsvan, Başkent Gölgesinde İstanbul kitabının yeni baskısını hazırlarken. Ecevit'in zorlamasıyla politikaya atılan İsvan, çocukluk arkadaşı ve kendisini biraz da zorlayarak politikaya girmesine neden olan Ecevit'le umutla başladığı yolculuğunu kırgınlıkla tamamladı ama bu başka bir yazının konusu. Biz Ortanın Solu ve Ecevit, dolayısıyla da CHP solculuğuna dönelim.
Yeri gelmişken hayatı boyunca kendi tarif ettiği sol dışında sola hiçbir zaman sempatiyle bakmayan Ecevit'le ilgili bir anıyı yine Ahmet İsvan'dan aktarayım:
"Ecevit o günkü (İstanbul Kongresi) konuşmasını 12 Mart darbesinin egemen güçler, yani 'Kurulu Düzen' tarafından ülkedeki sol gelişmeyi sindirmek için- bu arada kendisini tasfiye için- yapıldığını anlatarak, darbeyi alaca karanlığa benzetti ve sözlerini, 'Projektörü yaktık, ortalığı aydınlattık, onları suçüstü yakaladık!' diyerek çok etkili ve dramatik bir ifade ile bitirdi. Delegelerin desteği, coşkusu muazzamdı. (…) Alkış, coşku tezahürat sürüyordu. Birden Ecevit bütün ses gücüyle bağırarak, elleriyle de işaretler yaparak tezahüratı güçlükle durdurdu, gürültüyü kesti ve 'Bakın kimin kongresini kimlere bastırtıyorlar!' diye bir gurubun söylemekte olduğu marşı dinletti. Bir sol gurup gelmiş, izleyici balkonundan Enternasyonal marşını söylüyordu; amaçları sözde bizi etkileyerek bizden daha sağlam solculuk yapmaktı. Ecevit bu desteği bütün kampanya boyunca reddede gelmişti; gayreti, çırpınışı, Marksist sol ile aramızdaki karşıtlığı vurgulamak içindi. Onlara hitaben de Ecevit, 'Onların kanlı ellerini hiçbir zaman sıkmayacağız!' diyerek Ortanın Solu hareketinin barışçıl ve demokratik yönünü vurgulamaya çalışmıştı. Komünist suçlaması, Ortanın Solu hareketine ve Ecevit'e yapılmakta olan en etkili ve haksız suçlamaydı."
Aslına bakılırsa gelişen ve değişen -tüh ben de değişim dedim- dünyada yeni bir şekil almaya, sosyal devlet demeye çalışırken İsmet İnönü'nün Ortanın Solu demesiyle başladı CHP'deki çalkantı. Burada da soğuk savaş yıllarında kendisinin yaptığı anti komünizm propagandasının altında kaldı. CHP'li eski bakanlardan Besim Üstünel anlatmıştı ortanın solu politikasını halka anlatmak için yaptıkları bir Rize yolculuğunda yaşadıklarını:
"Nihat Erim Rize'de konuşuyor. Rize il başkanı da ateş parçası gibi, çalışkan bir adam. Nihat Erim eğitimdeki değişikliklerden falan bahsetmiyor konuşmasında. Ona hatırlatmak babından Rize il başkanı, 'Sayın vekilim eğitimde düzen değişikliği nasıl olacak?' diyor. Nihat Erim, 'Ne demek eğitimde düzen değişikliği, eğitimde düzen değişikliği mi olur?' cevabını veriyor. Nihat Erim'i bir daha hiçbir il çalışmasına yollamadık. O eksikliği telafi etmek için de biz üç kişilik bir ekip olarak Rize'ye gidip eğitimde düzen değişikliği nasıl olacak, tarımda nasıl olacak gibi on iki maddeyi anlattık, eğitim yaptık ve geri döndük. İl başkanı bizi muazzam bir tepeye çıkardı. Tepeden inerken yolda bir ilkokul öğrencisi gördük, üstü başı dökülüyor, arabaya alalım dedik. Arabada sohbet etmeye başladık. Bülent Bey'den başlayarak partinin önde gelen isimlerini tanıyor musun diye tek tek sorduk, hiçbirini tanımıyordu. Son olarak, 'İsmet Paşa'yı tanıyor musun?' diye sorduk, 'O Ruslik yapıy!' dedi. Ortanın Solu olayı hakkında büyüklerinin neler düşündüğü böylece ortaya çıktı."
Her ne kadar CHP ve başkanına bakış böyle olsa da bu çalışmadan sonra önceki seçimde Rize'den hiç vekil çıkaramayan CHP, 1969 seçimlerinde bir milletvekili çıkarmayı başarır. Kıssadan hisse, bu işler salı günleri grup konuşmalarıyla olmuyor, bir zahmet sahaya inmek gerekiyor.
Evet gelelim dizimizin başlığına: CHP'den sol çıkar mı? Ne olduğunu 1965'ten bu yana tarif edememiş bir partiden sol çıkarmak biraz zor. İsmine sosyal demokrat demekle bir parti sosyal demokrat olmuyor ne yazık ki. Değişim diyenlerin partinin başına kimi getireceklerinden önce partinin nasıl bir parti olduğuna/olacağına karar vermeleri gerekiyor.
|
Şengün Kılıç kimdir? Şengün Kılıç, Gazi Üniversitesi, Maliye Fakültesi'nden mezun oldu. Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Opera Anasanat Dalı'na devam etti. 1986 yılında gazeteciliğe başladı. Çeşitli gazete, dergi, radyo ve televizyonlarda muhabirlik, editörlük ve haber müdürlüğü yaptı. Biz ve Onlar/Türkiye'de Etnik Ayrımcılık (1992, Metis Yayınları), Beyaz Bir Düş (2004, Epsilon Yayınları), Sinemada Ulusal Tavır/Halit Refiğ Kitabı (2006, İş Kültür Yayınları), Erozyon Dede, Hayrettin Karaca Kitabı (2008, İş Kültür Yayınları), CHP'li Yıllar 1946-1992 (2010, İş Kültür Yayınları), Hayatım Mücadeleyle Geçti/Kemal Kurdaş Kitabı (2010, İş Kültür Yayınları), Çayın 90 Yılı (2014, Kesişim Yayınları), Haberde Yargı/Yargı Haberciliği Elkitabı (2019, bianet), Kadehlerdeki Dudak İzleri (2002, Overteam,) adlı kitapları yayımlandı. |


