Bu sıralarda geçirilmiş bir grip sonrasında bir türlü geçmeyen öksürükten yaygın olarak söz ediliyor. Bu durumu bizzat ben de yaşadım. Özellikle konuşurken bu öksürük nöbetleri daha sık geliyor.
Konuşurken öksürdüğümü gören bir hastam bana hemen kozalak özü tavsiye etti ve bunu kullanırsam öksürüğün süratle geçeceğini de ekledi. Bununla da kalmadı, iki gün sonra masamda bir şişe kozalak özü pekmezi buldum.
Bu tür tedavilere uzaktan ve şüpheyle bakan birisi olarak kozalak özü ne işe yarar diye araştırmadan edemedim. Birçok kaynak neredeyse aynı şeyleri söylüyor: Boğaz ağrısı, nefes darlığı gibi rahatsızlıkların iyileştirilmesinde oldukça etkilidir. Nefes alma zorluklarını gidererek akciğeri temizleyebilir. Pekmezi de çam kozalağının iyileştirebilen, vücudu mikroplara karşı dirençli hale getiren, bağışıklık sistemini güçlendiren özelliklerini öne çıkarır.

Ayrıca bu sitelerde nasıl kullanılacağı da anlatılmakta.
Bitkisel tedavilerin özellikle Asya ve Afrika'da binlerce yıldır kullanıldığı bilinmekte. Günümüzde de, sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada çok sayıda kullanıcısı ve buna bağlı olarak da geniş bir pazar payı var.
Ancak bu alanda tam olarak yanıtlanamamış iki önemli soru var.
Bu sözü edilen bitki kaynaklı tedaviler gerçekte ne kadar etkili?
Doğal oldukları için zararsız olduklarına inanılıyor ama bu doğru mu?
Bir kimyasal madde ilaç olarak piyasaya çıkmadan önce birçok aşamadan geçer. Hayvan deneylerinde etkili olduğu saptandıktan sonra insanda dört fazlı bir süreç geçirir.
Birinci fazda madde önce sağlıklı bireylere verilir. Burada amaç kaş yaparken göz çıkarmamaktır. Sağlıklı insanlarda ciddi yan etki veya toksik etki yapıp yapmadığı test edilir.
İkinci fazda ise az sayıdaki hasta bireylerde kullanılır. Bu aşamada maddenin hangi dozda yararlı olduğu da anlaşılmaya çalışılır. Daha sonra üçüncü faza geçilir ve geniş hasta gruplarında kullanılır. Bu aşamalar sonunda ilacın etkinliği, zararının olmadığı ve dozajı saptanmış olur.
Bu aşamadan sonra ilaç ruhsatlanır ve kullanılmaya başlanır ancak iş burada bitmez ve dördüncü fazda piyasaya çıkmış olan ilacın izlenmesine devam edilir.

Bitkisel tedavilerin bu aşamalardan geçmediği biliniyor. Dayanılan tek nokta bu tür doğal bitkilerin yıllardır kullanılıyor olması ve yararının nesilden nesle aktarılmış olması.
Araştırdığınız zaman akla gelen her hastalık için bitkisel tedavi önerileri bulabilirsiniz. Covid-19 pandemisi sırasında da bu tür öneriler havalarda uçuşmuştu.
Her sitenin de kendine göre bir uygulama yöntemi var. Bu öneriler genelde “günde bir veya iki kaşık” şeklinde. Ne kadar süre kullanılacağı da belirsiz. Baktığınızda ölene kadar kullanılmalı gibi bir sonuç çıkıyor.
İlaçlarda belli bir doz yararlı iken fazlası ölümcül olabiliyor. Bitkisel tedaviler için de bu geçerli. Bir maddenin etkisi varsa mutlaka bir yan etkisi de vardır. Hızlı zayıflamak isteyenlerde zayıflama çaylarının ölümcül olabildiği zaman zaman medyaya yansıyor.
Bu konuda bilimsel çalışmalar da yapılmış elbette. İngiltere’de Kanser Araştırmaları Enstitüsü’nün yaptığı çalışma sonucu bitkisel tedavilerin kanseri önlemede, tedavide ve sağaltımda etkisi olduğu yönünde kanıt bulunmadığı rapor edilmiş.
Ayrıca bu tür tedavilerin hastalıkları engellemede veya tedavide etkili olduğunu gösteren hiçbir çalışma yok.
Ülkeler bu tür tedavileri kontrol altında tutmakta zorlanıyorlar elbette. Sonuç olarak bitkisel ürünlerin tedavi edici olarak değil de destek amacı ile kullanılması yönünde fikir birliği var.
Etrafınıza baktığınızda ben şu ürünü kullandım ve çok yarar gördüm diyen insanlar mutlaka görmüşsünüzdür. Tedavide bir plasebo etkisinden söz edilir. Etkin madde içermeyen bir hapı tedavi olarak verirseniz yararlı olabiliyor. Bitkisel ürün kullanımı da benzer etkiye sahiptir diye düşünüyorum.
Bana gelen kozalak pekmezini sorarsanız, kısa bir süre kullanmaya karar verdim. İşe yaramazsa bir sonuca varılır ama öksürüğüm geçerse zaten kendiliğinden geçecek miydi yoksa kozalak pekmezi mi yaptı sorusu cevapsız kalacak. İstediğinize inanabilirsiniz.


