Galatasaray’da sezon başından bu yana halının altına süpürülen ne varsa, sarı-kırmızılılar için zifiri karanlık bir akşamda gün yüzüne çıktı. Maçın on birine bakınca insan sormadan edemiyor: Bu bir futbol planı mı, yoksa bir "mesaj kaygısı" mı?
Okan Buruk’un sahaya sürdüğü kadro, bir teknik adamın elindeki enstrümanlardan senfoni çıkarma çabasından ziyade, yönetime yazılmış bir "eksikler listesi" gibiydi.
Vedalaşıldığı ilan edilen Yusuf Demir’in on birde olması, üç stoperli (Sanchez-Arda-Lemina) zorlama kurgu ve iki sol bekli (Kazımcan ve Eren Elmalı) yapı; taktiksel bir esneklik değil, kadro planlamasındaki savrukluğun itirafıdır. Üstelik bu karmaşaya bir de Arda’nın sakatlar kervanına katılması eklenince, Galatasaray’ın savunma hattı iyice "yap-boz" tahtasına döndü.
Süper Kupa’daki ağır Fenerbahçe yenilgisi sonrası camia bir reaksiyon beklerken; karşımızda "poşet" polemikleri, transferdeki sessizlik ve saha dışı kaosun rehavetine kapılmış bir yapı bulduk. Yönetim ve teknik kadro arasındaki o görünmez hat kopmuş durumda.
2. Lig’in 14. sırasındaki Fethiyespor karşısında yaşanan bu "girdap", sadece taktiksel bir hata değil, bir zihin yorgunluğudur. Mauro İcardi gibi bir soğukkanlılık abidesinin, aynı köşeden iki penaltıyı gole çevirememesi teknik bir beceri sorunu değildir. O kaçan penaltılar; konsantrasyonun dağıldığının, kafaların Florya’da değil, dışarıdaki gürültüde olduğunun tescilidir.
Galatasaray’ın asıl sorunu, Fenerbahçe’nin aksine "ilk on bir" kalitesi değil, o on biri itekleyecek, Okan Buruk’un elini güçlendirecek bir yedek kulübesinin olmayışıdır. Kulübe boş olunca, sahadaki yıldızın konfor alanı genişliyor, rekabet bitiyor.
Avusturya, Almanya veya İsviçre’nin alt liglerinde "yeni bir cevher" arama telaşına düşen gözlemci heyeti ve yönetim, kafasını çevirip kendi altyapısına bakma zahmetine girse, belki de o "büyük hamleyi" çoktan yapmış olacaktı. Ancak görünen o ki, Galatasaray’da şu an ne anlamak isteyen var ne de anlatanın sesini duyan..
Netice-i kelam: Galatasaray’ın on biri ligi domine edebilir ama bu derinliksiz kadro yapısıyla Avrupa ve kupa maratonunda nefesi kesilir. Geri kalan her şey laf-ü güzaftır.


