26 Mayıs 2021

Caz aleminin "Karanlıklar Prensi" Miles Davis

Tüm albümleri içinde ve caz tarihinde Kind of Blue apayrı bir değere ve özgünlüğe sahiptir

Miles Davis (26 Mayıs 1926 - 28 Eylül 1991) 95. yaş gününde anılmayı hak eden bir caz fenomeni. Çünkü, dünyanın farklı müzik medyalarının son yüz yılın en büyük caz sanatçıları listesinde hep ilk üçte yer almıştır on yıllar boyunca.

Caz alemindeki lakabı "Karanlıklar Prensi" olan Davis'in Tükçede de yayımlanmış otobiyografisini, verdiği onlarca mülakatın, hakkında çıkan makalelerin çoğunu okumuş, hakkında yapılan belgesel ve sinema filmlerini izlemiş, hemen tüm albümlerini dinlemiş bir cazsever olarak bu büyük müzik adamı hakkında bir anma yazısı yazmak rap & hip-hop tiranlığını yaşadığımız bugünlerde adeta görev oldu.

Biyografisi hakkında bir fikir edinilebileceği düşüncesiyle aşağıdaki alıntıyı okumak ilk adım olabilir.

"Yazıldığından bu yana yaklaşık çeyrek yüzyıl geçmesine karşın, ünlü caz trompetçisi Miles Davis'in otobiyografisi bugün de heyecanla okunuyor. St. Louis'deki çocukluk günleri, on yedi yaşında müzik tutkusunun peşinden New York'a gidişi ve kendi sesini bulma çabaları. Siyah ve isyancı bir müzisyen olarak kendisi kalmaktaki ısrarı. Yeniliğe açık oluşu. Değişik müzisyenleri bir araya getirerek onları ateşlemekteki başarısı. Sonunda bir müzik efsanesi haline gelişi. Yıllarca birlikte çaldığı Bird, Dizzy, Monk, Trane ve daha birçok ünlü müzisyene ilişkin anıları. Bunların yanı sıra uyuşturucu ve alkol bağımlılığı ve bu bağımlılığa karşı mücadelesi, hayatına giren kadınlar, parasal hırsları, şık giyinme ve lüks araba merakı. Miles'ın anıları sıra dışı bir sanatçının yaşamının açıklık ve içtenlikle kaleme alınmış bir yaşam öyküsü olmakla kalmıyor, bir dönemin müziğinin ruhunu da yansıtıyor. Kitabın ilk cümleleri dahi, Miles'ın müziğinin Miles'ın bizzat kendisinden kopan bir parça olduğunu çok iyi anlatır: “Dinle. Hayatımda duyduğum en büyük haz -elbiselerim üstümdeyken- 1944'te St. Louis, Missouri'de Diz ve Bird'ü beraber çalarlarken dinlediğim andı. On sekiz yaşındaydım, Lincoln Lisesi'nden yeni mezun olmuştum. Diz'le Bird'ü B'nin orkestrasında dinlediğimde kendi kendime, ‘Ne? Nedir bu?'dedim. Öyle müthis¸ bir şeydi ki; korkunçtu. Dizzy Gillespie, Charlie ‘Yardbird'Parker, Buddy Anderson, Gene Ammons, Lucky Thompson ve Art Blakey, hepsi bir arada; B'yi henüz saymadım: Billy Eckstine bizzat. Çok orospu çocuğu bir orkestraydı. O müzik içime işlemişti moruk. Müzik kanıma girmişti ve duymak istediğim tek şeydi. O orkestranın çalış şekli duymak istediğim her şeydi. Müthişti. Ve ben çıkıp onlarla çalıyordum.''

Gündelik yaşamında ağzı fena halde bozuk olan Davis aynı zamanda psişesi dürtüsel davranış özellikleri gösteren, kibirli ve moda deyişle egosu epeyce şişkin bir müzisyendir. Ben merkezli narsist bir kişiliğe sahiptir; bu özelliği, hem sanat hem de gündelik yaşamında sık sık ekstrem davranışlar halinde dışa vurur. Taparcasına sevdiği karısı Frances Taylor'u, bir partiden eve döndükten sonra, "Quincy Jones yakışıklı adammış "dediği için kıskançlığından agresifleşip eşini fena halde dövdüğü ve şiddete eğilimli bir ruh haline sahip olduğu, bu yüzden Frances tarafından terk edildiği sır değil.

Tabii Miles Davis'i bir kültürel fenomen olarak elli yıla yakın bir zamandır takip etmek elbette çok önemli bir birikimin oluşmasını sağlıyor. Ama bunlara ilave olarak bir avantajım daha var: Miles'ı sahnede canlı olarak izledim.18-19-20 Temmuz 1988 Harbiye Açık hava 16. İstanbul Müzik Festivali kapsamındaki konser afişi ve konser enstantanelerinin görselleri aşağıdadır.

Konserin üzerinden 33 yıl geçti. Miles'in müziği ve o unutulmaz konserini Birikim dergisinin Kasım 1991 tarihli 31. sayısında yazmıştım, yani 30 yıl önce. Çok zaman geçti ama yine de konserden biraz bahsedeyim. Açık hava tıklım tıklım doluydu ve nefis bir yaz gecesiydi. Müzisyenler tam zamanında, dakika gecikmeden yerlerini aldılar. Uzun bir alkış seremonisinin ardından ilk parçaya girdiler. Yaklaşık iki dakika sonra derinlerden inleyen tiz bir trompet sesiyle Miles sahneye çok yavaş adımlarla girdi. En önde oturduğum için ilk adımlarını attığı an onu gördüm. Arkamdaki bir izleyici "Sanki Tanrı geliyor "dedi, gayri ihtiyari ve spontane bir serdengeçtilikle. Miles alkış tufanına rağmen çalmaya devam etti. Rengarenk giysili ve şalvar türü bir pantolon giymişti. Daha sonra birkaç kez kıyafet değiştirdi ama hepsi de tarzını ifşa ediyordu. Seyirciye hiç şirinlik yapmadı ve tek kelime konuşmadı. Olağanüstüydü. Orkestra'da çok iyiydi.

Sahnedeki ışıklar, ambiyans ve büyüleyici aurası ile unutulmaz bir konser verdi. Sahnede davulun yanı sıra genç bir perküsyonist kadın vardı ki, tek kelime ile döktürüyordu. Marilyn Mazur idi ismi. Fırtına gibiydi, hafızalarda yer etti performansı ve hareketleri ile. Unutamadık. Tam 8 yıl sonra aynı sahnede bu defa Norveç'li cazcı tenor saksafon ustası Jan Garbarek konserinde yine karşımdaydı. Hoş bir tesadüftü ve yine harikalar yaratıyordu. 

Miles bütün tezahüratlara rağmen bis yapmadı. Dinlediğimiz müzik ne kadar cazdı? Caz mıydı? konser sonrasında epeyce tartışmıştık, Taksim Sanat Evi'nde.

İki gün sonra ise bir başka anıt ismin konseri vardı Harbiye Açık Hava'da. Oradaydım, Dizzy Gillespie idi sahnedeki. Yani Bebop'un yaratıcı ustalarından Bird'un arkadaşı ve yoldaşı Dizzy. Sonra basında okuduk, "Benim müziğim cazın sınırlarını aştı", diyen Miles'ın bu sözü hakkında ne düşündüğü sorulunca Dizzy "Miles iyi çocuktur, öyle demek istememiştir. ‘'cevabını vermişti ki bu çok manidar bir yanıttı.

Konser, Miles ve caz bir hafta İstanbul'un başat mevzusu idi. Miles kasırgasının etkisi o kadar sürmüştü. 

Anıtsal bir yenilikçi, bir ikon ve başına buyruk bir trompetçi; aynı zamanda üretken bir bestecidir Miles Davis. Müziği yıllara, moda akımların evrelerine göre değişiklik gösterse de bebop, jazz rock & pop jazz, modal müzik, funk ve füzyon arasındaki boşluğu doldurarak 20. yüzyılda cazın ve popüler kültürün gidişatını tanımlayan önemli bir figür oldu. 50 yıllık kariyerinin çoğu boyunca Davis, sesini daha kişisel ve samimi hale getirmek için sıklıkla sapsız bir Harmon dilsiz kullanarak lirik, içe dönük bir tarzda trompet çaldı. Bu, kara kara düşünen sahne kişiliğiyle birlikte ona "Karanlığın Prensi" lakabını kazandıran bir tarzdı. Ancak Davis 60'larda ateşli modal caza ve 70'lerde heyecanlı funk ve fusion'a geçen, trompetini wah-wah pedal efektlerine boğan göz kamaştırıcı derecede değişken bir sanatçı olduğunu kanıtladı. Daviscazdaki diğer tüm figürlerden daha çok türünün yönünü sabit bir sınır zorlayıcı kayıt akışı oluşturmaya çaba gösterdi. Aralarında 1957'nin oda caz albümü Birth of the Cool (1949-1950'den kayıtlar topladı), 1959'un modal başyapıtı Kind of Blue, 1960'ların orkestra albümü Sketches of Spain ve 1970'lerin dönüm noktası füzyon kaydı Bitches Brew.

 

Her zaman en iyilerle çalıştı. Bazıları şu isimler:

Dizzy Gillespie, John Coltrane, Charlie Parker, Cannonball Adderley, Max Roach, Gil Evans, Red Garland, Paul Chambers, Philly Joe Jones, Sonny Rollins, Bill Evans, Ron Carter, Herbie Hancock, Tony Williams, Wayne Shorter, Bud Powel, John McLaughlin…

1926'da doğan Davis, diş cerrahı Dr. Miles Dewey Davis Jr. ve müzik öğretmeni Cleota Mae (Henry) Davis'in oğluydu ve ailesinin taşındıktan sonra Doğu St. Louis'in Siyah orta sınıfında büyüdü. 12 yaşındayken babası yeni bir trompet hediye etti ama annesi piyano çalmasını istiyordu. Anne ve babası çok sert tartışmaya başlarlar. Eline geçirdiğini babasının üstüne fırlatan annesinin bu agresif tavrını sürdürmesi üzerine babası çok sert bir yumrukla annesinin dişlerini kırar. Bu hadise Miles'in gözleri önünde yaşanır. Miles bu olayın travmatik etkisinden ömür boyu kurtulamaz.

12 yaşında trompet dersleri almaya, lisedeyken de yerel barlarda çalmaya başladı.16 yaşında hafta sonları şehir dışında konserler veriyordu. 17 yaşında, St. Louis merkezli bir bölge grubu olan Eddie Randle'ın Blue Devils'e katıldı. 1944'te, liseden mezun olduktan hemen sonraBilly Eckstine'nin St. Louis'de çalan büyük grubunu görüp orada oturmasına izin verildi. Grupta trompetçi Dizzy Gillespie ve hızlı, yaratıcı solo ve dinamik ritim varyasyonları ile karakterize edilen, gelişmekte olan bebop caz tarzının mimarları olan saksafoncu Charlie Parker ile birlikte çalıyorlardı.

"Davis'in tamamen Gillespie ve Parker'ın büyüsüne kapılmış olması dikkat çekicidir, çünkü onun daha yavaş ve daha az gösterişli stili asla onlarınkiyle kıyaslanamaz. Ama bebop günün yeni sesiydi ve genç trompetçi onu takip etmek zorunda kaldı. Bunu, Eylül 1944'te New York City'deki Institute of Musical Art'a (Juilliard olarak değiştirildi) katılmak üzere Midwest'i terk ederek yaptı. Manhattan'a gelişinden kısa bir süre sonra idolü Parker'la kulüplerde çalmaya başladı ve 1945'te akademik çalışmalarını bırakmıştı. Bir caz müzisyeni olarak tam zamanlı bir kariyer için, başlangıçta Benny Carter'ın grubuna katıldı ve ilk kayıtlarını bir yardımcı olarak yaptı. Eckstine ile çalıştı,1946-1947'de. 1947-1948'de Parker'ın , piyanist John Lewis , basçı Nelson Boyd ve davulcu Max Roach'un yer aldığı bir 1947 seansında lider olarak kayıt yaptı . Ancak bu münferit bir tarihti ve Davis, zamanının çoğunu Parker'ın arkasında çalıp kayıt yaparak geçirdi . Ancak 1948 yazında, sıra dışı bir korna bölümü olan dokuz kişilik bir grup kurdu. Kendisine ek olarak, bir alto saksafon, bir bariton saksafon, bir trombon, bir Fransız kornosu ve bir tuba içeriyordu. Gil Evans'ın düzenlemelerini kullanan bu nonet ve diğerleri, Eylül ayında New York'taki Royal Roost'ta iki hafta çaldılar. Capitol Records ile sözleşme yapan grup, Ocak 1949'da üç seansın ilki için stüdyoya girdi ve ilk başta çok az ilgi gören 12 parça üretti. Bununla birlikte grubun rahat sesi, onu çalan müzisyenleri etkiledi ve aralarında Kai Winding , Lee Konitz , Gerry Mulligan , John Lewis , JJ Johnson ve Kenny Clarke vardı ve bu, cool caz tarzının gelişiminde derin bir etki yaptı. Batı Kıyısı. (Şubat 1957'de, Capitol nihayet parçaları Birth of the Cool adlı bir LP'de birlikte yayınladı).''

Tüm albümleri içinde ve caz tarihinde Kind of Blue apayrı bir değere ve özgünlüğe sahiptir. Bunun yanı sıra Miles in the sky – 1968, Bitches Brew, Miles Stones, Sketches of Spain, Miles Ahead, Nefertiti, Aura, Tutu ve daha epeyce trend belirlemiş albümünün olduğunu söyleyelim.

Sayısız albümü piyasada olan Miles'ın diskografyasına girmek aldığı ödüllere değinmek yazıyı çok fazla uzatır. Bu bilgileri merak edenler internet kaynaklarından erişimi kolaylıkla yapabilir ve öğrenmek istedikleri hemen hemen her şeyin bulunduğunu görebilirler.

Küçük bir araştırma yaptım; caz dünyasının dışında, rock'ın iki önemli ismi acaba Miles'ın hangi albümlerini beğeniyor, dinliyor, diye bakınca ilginç bir sonuç çıktı. Bu müzisyenlerden biri Pink Floyd grubunun davulcusu Nick Mason, diğeri ise, rock ve blues müziğin büyük gitaristi Jeff Beck; ikisinin de tercihi Jack Johnson albümü. 18 Nisan 1971 tarihli bu albüm, saf bir caz rock albümü ve tek kelimeyle enfes bir çalışma. Miles ve ekibince Jack Johnson belgeseli için iki günde kaydedilen albümde çok sıkı müzisyenler çalmış, isimleri şunlar:

Bas (Fender): Michael Henderson
Davul: Billy Cobham
Gitar: John Mc Laughlin
Keyboards: Herbie Hancock
Trompet: Miles Davis 

Miles Davis de olunsa, onlarca albümle müzikte çığır açıp dünyada milyonların tanıdığı, dinlediği zirvedeki bir sanatçı da olunsa nihai ikamet yeri bellidir. 1991 yılında pönomoni rahatsızlığı geçiren Miles sağlığına kavuşamaz ve hayatını kaybeder. Şimdi aşağıdaki kabirde yatıyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Jim Morrison'un, Rolling Stones'un kurucusu Brian Jones için 1969 yılında yazdığı şiir

Sadece sevgili şehri LA hakkında yazılmayan şiir, Brian Jones konusuyla daha fazla yankılanıyor

Münzevi rock gitar dehası Jeff Beck

O her zaman phoenix gibi oldu. Unutuldu sanıldıkça yeniden doğdu

Kant'tan, Marx'a; Mahcubiyet ve Haysiyet romanı

Bu incecik kitap "tekrar okurum, okumalıyım" dedirten çok başarılı bir roman