Daha önce birkaç kez altını çizmeye çalışmıştım, Galatasaray'ın hücum oynayan iyi bir savunma takımı olduğunu. Bu nedenle de 0-0'ları iyi oynadığını söylemiştim. Nitekim ligin ilk 21 maçında Galatasaray sadece bir karşılaşmada, Ankaragücü karşısında 1-0 geriye düşmüş, ancak skoru 2-1 lehine çevirmeyi başarmıştı.
Ancak son iki maçtır bu tablo biraz değişti. Galatasaray oyun paletine 0-1'i iyi oynamayı eklemeye çalışıyor; önce İstanbulspor, ardından Gaziantep FK. Ayrıca Galatasaray son iki maçtır oyun paletine kendi kalesini 541 formasyonuyla koruyan takımlara karşı da oynamayı ekliyor. (Malum Şubat ayında Galatasaray'ın UEFA Avrupa Ligi'nde karşılaşacağı Sparta Prag da üçlü defansla oynuyor.)
Peki Galatasaray bu alanda bir gelişim gösterebildi mi?
Bence gösterebildi. Bunları dört alt başlıkta özetleyebilirim:
- Akan oyunda şut: Galatasaray akan oyunda Gaziantepspor'a sadece iki kez şut çekme fırsatı verdi. Bunların ikisi de kaleyi buldu ve Fernando Muslera tarafından kurtarıldı. (Gaziantep FK tüm maç boyunca Galatasaray kalesine altı şut çekebildi. Bunların ikisi duran toptan geldi ve birisi gol oldu. Diğer ikisi ise ikinci yarıda Galatasaray yarı sahasının ortalarından çekilmiş çaresizlik şutlarıydı ve çok zayıftılar. Birini Muslera auta giderken tuttuğu için bu şut istatistik kâğıdına isabetli şut olarak geçirildi.)
Buna karşın Galatasaray İstanbulspor maçında ise rakibine kendi kalesine akan oyunda beş kez şut çekme fırsatı vermişti. Görüldüğü gibi bu konuda da bir ilerleme var.
- Rakibe verilen hızlı hücum fırsatı: Bir önceki İstanbulspor karşılaşmasında rakibine ilk yarıda oldukça geçiş hücumu şansı veren Galatasaray, forvet hattı İstanbulspor'a oranla daha tehlikeli oyuncuları (Lazar Markoviç, Denis Drãguş ve Alexandru Maxim) içeren Gaziantep FK'ye, sadece iki kez hızlı hücum şansı verdi.
- Hücum zenginliği: Galatasaray İstanbulspor karşısında rakip kaleye dördü isabetli 16 kez şut çekebilirken, Gaziantep FK karşılaşmasında dokuzu isabetli 33 şut çekti. Yani bu maçta iki kattan fazla şut attı.
Benzer biçimde Galatasaray İstanbulspor maçında gol beklentisi (xg) değeri olarak 2,34 üretirken, bu rakamı Gaziantep FK karşısında 3,1'e çıkardı. Ancak burada şu detay önemli; Galatasaray İstanbulspor'u 3-1'le geçerken iki golünü penaltıdan atmıştı. Bu nedenle de her penaltı 0,79 gol beklentisi değerine sahip olduğu için 2,34'ün 1,58'i penaltılardan gelmişti. Bu ise Galatasaray'ın oyunun geri kalan bölümünde sadece 0,76 gol beklentisi değeri ürettiği anlamına geliyordu. Galatasaray'ın bu açıdan Gaziantep FK karşısında penaltı olmadan 3,1 gol beklentisi değeri üretmesi anlamlı buluyorum.
- Duran top savunması: Galatasaray açısından her maçta görmeye alışık olduğumuz duran top sonrası rakiplere verilen hızlı hücum fırsatı açısından Gaziantep FK karşılaşmasında kısmi bir iyileşme gözlemledik. Galatasaray kullandığı duran top sonrasında Gaziantep FK'ya bir kez hızlı hücum fırsatı verdi, ancak bu hızlı hücumun açık ve yakın bir tehlikeye dönüşmesini Muslera neredeyse orta sahaya çıkarak önledi.
Hafızası iyi olan okurlar İstanbulspor'un Galatasaray'ın kullanmış olduğu duran top sonrasında bir gol bulduğunu, ancak bu golün İstanbulsporlu oyuncunun korner atışında topu eliyle oynadığı için geçersiz sayılarak Galatasaray lehine penaltı verilmiş olduğunu anımsayacaklardır. Böylece maçta skor 2-0 Galatasaray aleyhine olacakken 1-1'e gelmişti.
Bu yazıda analizimi üç alt başlıkta ele alacağım:
- Galatasaray'da sol bekin oyuna etkisi.
- Doğru oyun ve ezbere oyun ikilemi.
- Kerem Aktürkoğlu sorunsalı.
Başlıyorum.
Berkan Kutlu faktörü
Galatasaray'da Okan Buruk kadro açısından o kadar çaresiz ki her maçta neredeyse yeni bir icat yapmak zorunda kalıyor. Hatırlayalım; bir önceki İstanbulspor karşılaşmasına Barış Alper Yılmaz sağ bek olarak başlamış, ikinci yarıda ise sol beke geçmiş, yerini ve pozisyonunu maçın 80'inci dakikasında Berkan Kutlu'ya bırakmıştı. Okan Buruk kaldığı yerden devam etti ve Berkan Kutlu'ya Gaziantep FK karşısında sol bekte görev verdi. (Berkan Kutlu bu sezon, Angeliño, Kâzımcan Karataş, Abdülkerim Bardakcı, Barış Alper Yılmaz ve Kaan Ayhan'dan sonra Galatasaray'da sol bek oynayan altıncı oyuncu oldu.)
Berkan Kutlu oynadığı 71 dakika boyunca beş kilit pas verdi. (Kaynak).
Kanımca Berkan Kutlu bu sezon hiçbir sol bekin vermediği bir katkıda bulundu.
Bu katkıyı üç kalemde ele almak istiyorum:
- Kutlu özellikle ilk yarıda her pozisyonda çizgiyi kullanarak Galatasaray'ın sete daha kolay oturmasına yardımcı oldu.
- Sol çizgiyi kullanması sayesinde Gaziantep FK'nın sağ kanat beki Deian Sorescu'yu üzerine çekti. Böylece sol iç koridorda oynayan takım arkadaşlarına (önce Kerem Aktürkoğlu, ardından Wilfried Zaha) rakip stoper Arda Kızıldağ'a karşı bire bir oynayabileceği boş alanlar yarattı.
- Kutlu sol koridordan merkeze gönderdiği toplar üzerinden beş kez takım arkadaşlarına şut atabileceği kilit pas verdi. Kanımca Kutlu'nun yaptığı en önemli katkı da buydu.
Bunu biraz açmak istiyorum. Berkan Kutlu bu karşılaşmada Kaan Ayhan (1), Barış Alper Yılmaz (2), Kerem Aktürkoğlu (0) ve Zaha'nın (2) verdikleri kilit pas sayısına tek başına ulaştı ve Galatasaray'ın maçta en çok kilit pas veren oyuncusu unvanını Dries Mertens'le birlikte paylaştı.
Bunun dışında Berkan Kutlu'nun bir önemli özelliği daha var; temposu. Kanımca Kutlu Galatasaray'ın en tempolu futbolcusu. Bunu da maç sırasında çok koşmasına borçlu. Her ne kadar öldürücü sprint atamasa ve patlama gücü olmasa da Berkan Kutlu doksan dakika boyunca sahada kalması durumunda 12 kilometreden fazla mesafe kat ederek birçok eksiği yamamayı ve pas istasyonu olmayı başaran bir oyuncu. Nitekim Berkan Kutlu, dün oyunda 71 dakika kalmasına rağmen kat ettiği 9,5 kilometre ile Galatasaray'ın maçta en çok mesafe kat eden beşinci oyuncusu oldu.[1]
Bu alt başlığı Berkan Kutlu'nun aşağıya bıraktığım ısı haritasıyla tamamlıyorum.[2] Bu ısı haritasında göze çarpan en belirgin unsur, Kutlu'nun tüm sol koridoru kullanması ve rakip ceza sahasına da sıkça ziyaret etmesi. Bunu daha iyi anlamlandırmak için Kaan Ayhan'ın Galatasaray'ın 5-1 kazandığı Trabzonspor karşısındaki sol bek performansını gösteren haritayı da karşılaştırılma yapılabilmesi için aşağıya ekliyorum.[3]
Buradan geliyorum ezbere oyun, doğru oyun ikilemine.
Ezbere oyun sorunu
Galatasaray'ın oyun yapısı belli: Taş çizgilerine futbolcu yerleştirerek sahaya enlemesine yayılmak, bu suretle rakibin defans hattındaki mesafeleri genişletmek; kanattan merkeze, merkezden kanata dönerek rakibin savunma yerleşimini sürekli hareket ettirmek; rakibin iki blok arasını kullanmak; dikine paslar; hücum fazlarının belirli bir anını hızlı oynayarak kritik bölgede rakibe karşı sayısal üstünlük sağlamak; rakibe oyun kurma fırsatı vermemek ve topu yeniden kazanmak için özellikle ikinci bölgede yapılan ikili-üçlü baskılar.
Bu futbolun elbette ezbere yönelik (örneğin topun kaptırılması durumunda en yakın futbolcuların hemen rakip oyunculara baskı yaparak reaksiyon vermesi) bir boyutu olacaktır. Ancak bu her pozisyonu ezbere oynamak anlamına gelmiyor. Tam tersine her pozisyonun oyunu okuyarak oynanması esastır.
Galatasaray'a baktığımızda bu açıdan bazı futbolcuların oyunu okuyarak oynama konusunda bazı sorunlar yaşadığını görüyoruz. Bu oyuncuların başında Kerem Aktürkoğlu geliyor. Onu Barış Alper Yılmaz ve Dries Mertens izliyor. Oyunun belli anlarında bu oyuncular, o an oynanması gereken doğru oyundan çok, kendi ezberlerine dönüyorlar.
Buraya her üç oyuncuyla ilgili birer örnek alıyorum.
Barış Alper Yılmaz'ın oyun ezberi
Dakika 7,31. Sağ çizgide Berkan Kutlu, Davinson Sánchez'in bozduğu Drãguş'u karşılıyor ve topa ayağını sokuyor. Sánchez'in bu topu aut çizgisi üzerinde yakalamasıyla Galatasaray hızlı hücuma çıkma fırsatı yakalıyor. Bu hücumda Barış Alper Yılmaz Gaziantep FK ceza sahasının yan çizgisi önünde topla buluşturuluyor. Böylece Galatasaray Yılmaz üzerinden rakip ceza sahasına girmiş oluyor (aşağıdaki fotoğraf).
Galatasaray'da ezbere oyun nedeniyle zenginleştirilememiş bir hücuma bakıyoruz. Gaziantep FK ceza sahasına giren Barış Alper Yılmaz uygun durumdaki iki arkadaşı Kerem Aktürkoğlu veya Dries Mertens'e pas vermek yerine burada şut atmayı tercih edecek. Bu şut yakın direğe uzak bir noktadan auta çıkacak. (Kaynak).
Bu fotoğrafa baktığımızda göze çarpan iki şey var. İlki Barış Alper Yılmaz'ın pas verebileceği Galatasaraylı en az bir oyuncunun varlığı, ki bu hücumda Kerem Aktürkoğlu'nun Yılmaz'ın pas menzili içinde bulunduğu görülüyor. İkinci olarak da Barış Alper Yılmaz'ın başını öne eğerek sadece ve sadece topa bakması. Bu da Yılmaz'ın doğru oyundan çok kendi şutuna odaklandığını gösteriyor. Nitekim bu nedenle Yılmaz burada pas vererek hücumu zenginleştirmek yerine şut çekmeyi tercih ediyor. Ancak şutu hiçbir tehlike yaratmıyor.
Burada Yılmaz'la ilgili küçük bir parantez açmak istiyorum. Bu sezon Barış Alper Yılmaz'ın Galatasaray'daki üçüncü sezonu. İlk sezonunda ligde sadece üç kez ilk 11'e çıkma fırsatı bulan Yılmaz bu rakamı geçen sezon sekize yükselterek Galatasaray'ın dar rotasyonunun önemli oyuncularından birisi olmayı başarmıştı.
Geçen sezonu ligde dört gol ve iki asistle tamamlayan Barış Alper Yılmaz bu yıl bir seviye daha ileri giderek ilk 11'in neredeyse vaz geçilmeyen oyuncusu durumuna geldi. (Yılmaz bu sezon 23 maçın 13'ünde ilk 11'de yer aldı.) Bunun dışında Yılmaz antrenmanla yetinmeyip tuttuğu performans hocasıyla fiziğe dayalı özel çalışmalar da yapan bir futbolcu. Burada Yılmaz'ı eleştirirken (bu kelimeyi kritike etmek olarak da okuyabilirsiniz) üç sezonda kat etmiş olduğu mesafeyi asla küçümsemediğimi hatırlatmak isterim. Tam tersine oyun gücünü ve iş ahlakını çok beğendiğim bir oyuncu Yılmaz.
Söylemek istediğim şey ise çok basit: Barış Alper Yılmaz maçların bazı anlarda doğru olanı oynamak yerine kendi oyun ezberine dönüyor. Bu da beni sadece fiziksel değil, taktik anlamda da özel çalışmalar yapması gerektiği düşüncesine götürüyor.
Mertens'in oyun ezberi
İş Mertens'e gelince durum biraz daha farklı. Zira Mertens'in tek bir oyun ezberi var. O da ceza sahasına yüzü kaleye dönük girdiğinde sadece ve sadece kendi şutuna odaklanması.
Bu niçin önemli? Şundan; Mertens'in skorer futbolcu olma kudreti Türkiye'de biraz da yaşının gereği biraz törpülendi. Mertens Napoli'de oynarken 397 maçta gol ve asist toplam 138 gole doğrudan katkı vermişti; yani 2,8 maçta bir gol veya asist üretiyordu. Mertens'in Galatasaray'daki skor üretimi ise Napoli'ye oranla biraz daha az: Ligde her üç maçta bir skor üretiyor.
İtalya liginin zorluğunu Türkiye'yle kıyasladığımızda Mertens'in Süper Lig'de daha skorer bir karaktere bürünmesi beklenebilirdi. Ancak bu gerçekleşmedi. Tabii tam burada Mertens'in 36 yaşını devirmek üzere olduğunu da hatırlamalıyız.
Fakat yine de şöyle bir varsayımda bulunmak istiyorum: Mertens ceza sahasına girdiğinde sadece ve sadece şutuna odaklanmak yerine biraz daha takım oyununa yönelse skorer yönü Türkiye'de daha da artardı; zira daha çok asist yapabileceği için skorer karakteri İtalya ortalamasının üzerine çıkabilirdi.
Bununla ilgili tek örnek ekliyorum aşağıya.
Dakika 13,21. Kaan Ayhan'ın sağdan Torreira'ya kullandığı taç atışıyla başlayan hücumun en son fazında Kaan Ayhan ceza sahasındaki Mertens'e oynuyor. Mertens top gelmeden çevre kontrolü yapmadığı için ezberine başvuruyor. Önce şut açısı yakalamaya çalışıyor, bulamayınca da topu ortalamaya çalışıyor (aşağıdaki fotoğraf).
Kendi şutuna odaklanmış Mertens'e bakıyoruz. En üstteki Kaan Ayhan'ın pasıyla ceza sahası içinde buluşan Mertens daha uygun durumda olan Icardi veya Kerem Aktürkoğlu'na oynamak yerine şut atmayı tercih edince önce şut açısı arıyor, bulamayınca da topu merkeze ortalamak istiyor. Ancak başarılı olamıyor. (Kaynak).
Ancak Mertens topla ilerlerken hızlı olmadığı için etkili olamıyor. Zaten yukarıdaki fotoğrafta Mertens'in hareket halindeyken Gaziantep FK oyuncularının neredeyse hareketsiz biçimde onu izliyor olmaları da bu çelişkiyi vurguluyor. Oysa Mertens burada kendi şutunu kovalamak yerine takım arkadaşlarını beslemeye çalışmalıydı, ki bu hücumda Mauro Icardi ve Aktürkoğlu onun kolayca pas verebileceği açıdalardı.
Aktürkoğlu'nun oyun ezberi
Galatasaray'ın oyun yapısına en çok zarar veren ise Kerem Aktürkoğlu'nun oyun ezberleri. Buraya tek örnek alıyorum.
İlk yarının uzatma bölümündeyiz, dakika 47,30. Gaziantep FK kalecisi Florin Nitã'nın uzun topunun kesilmesiyle başlayan Galatasaray hücumunda Gaziantep FK stoperi Arda Kızıldağ topu uzaklaştırıyor. Bu topu Demirbay kazanarak soldan bindiren Aktürkoğlu'nun önüne atıyor. Aktürkoğlu tek başına ceza sahasına giriyor (aşağıdaki fotoğraf).
Kendi oyununa odaklanmış Kerem Aktürkoğlu'na bakıyoruz. Ceza sahasına giren Aktürkoğlu karşısında Gaziantep FK stoperi Djilobodji'yi buluyor ve onunla bire bir oynamak istiyor. Bu sırada ceza sahasında Gaziantep FK oyuncuları 2'ye 1 sayısal üstünlüğe sahip. (Kaynak).
Aktürkoğlu'nun karşısında Gaziantep FK'nın merkez stoperi Papy Djilobodji var. Aktürkoğlu ceza sahasına girmeden önce çevre kontrolü yaparak hangi takım arkadaşının uygun olduğuna bakıyor. Ancak bu hücumu sadece Barış Alper Yılmaz'ın desteklediğini görünce kendi oyununa odaklanıyor. Ne var ki final hareketine tam olarak karar veremediği için çok değerli bir saniyeyi yitiriyor (aşağıdaki fotoğraf).
Bir saniye sonrası. Aktürkoğlu ne yapacağına karar veremeyince Gaziantep FK futbolcuları geri koşarak ceza sahasındaki sayısal üstünlüklerini 2'ye 1'den 7'ye 4'e çıkarıyorlar. (Kaynak).
Ve en nihayetinde bu hücum sonucunda Aktürkoğlu ne şut atabiliyor, ne de pas verebiliyor. Topu aut çizgisine kadar sürüyor, ancak orada Djilobodji'nin müdahalesiyle top kornere çıkıyor.
Yukarıda yer alan bu iki fotoğrafı incelediğimizde göze çarpan unsurlar şöyle: İki fotoğraf arasında sadece bir saniye var. İlk fotoğrafta ceza sahasında sadece iki Gaziantep FK oyuncusu varken bir saniye sonrasında bu sayının yediye çıktığı görülüyor. Buna karşın Galatasaray'dan ceza sahasında sadece dört futbolcu var.
Bu da bize bir saniyenin sadece basketbolda değil, futbolda da ne kadar uzun süre olduğunu, hızlı karar ve doğru oynamanın önemini gösteriyor.
Böylece futbolda doğru olanı oynamanın önemine gelmiş olduk.
Doğru oynamanın önemi
Futbolda doğru olanı, pozisyonun gerektirdiğini oynamanın önemini dünkü maçtan iki örnekle açıklamaya çalışacağım.
İlk örnek, dakika 71,78. Muslera aut atışını Torreira'ya kullanıyor, Torreira da sol çizgideki Zaha'yı görüyor. Zaha topu sürerek üçüncü bölgeye taşıyor. Gaziantep FK ceza sahasının köşesine gelince blok kıran bir pasla Icardi'yi görüyor. Icardi topu kontrol ettikten sonra arkasındaki Halil Dervişoğlu'na bırakıyor. Maça girer girmez topla ilk kez buluşan Dervişoğlu önce şut açısı arıyor, bulamayınca topu gerisindeki Zaha'ya bırakıyor. Zaha sağ ayağıyla topa dokunduktan sonra kalçasından çok sert bir şut çıkarıyor (aşağıdaki fotoğraf).
Galatasaray'ın ilk golüne bakıyoruz. Halil Dervişoğlu'nun pasını alan Zaha kalçasından Gaziantep FK kalesine çok sert bir şut çıkarıyor. Gaziantep FK kalecisi Nitã sağından geçen bu şutu çıkaramayacak. (Kaynak).
İkinci örnek, dakika 77,30. İkinci bölge sonunda sahipsiz topu kazanan Torreira merkezdeki Zaha'ya dönüyor. Zaha Kaan Ayhan'a oynayarak oyunun yönünü sağ kanata çeviriyor. Ayhan sağ iç koridordaki Tetê'ye, o da dikine bir pasla ceza sahasındaki Icardi'yle oynuyor. Icardi Zaha'nın önüne yumuşacık bırakıyor topu. Bu kez Zaha'nın sol ayağıyla çıkardığı şut Djilobodji'ye çarparak üst direğe yöneliyor. Direkten dönen bu topu Dervişoğlu kafayla kaleye gönderiyor (aşağıdaki fotoğraf), ancak Nitã yattığı yerden yukarı ivmelenerek kurtarıyor bu vuruşu.
Galatasaray'ın kaçırdığı gol pozisyonuna bakıyoruz. Zaha'nın ceza sahası içinden kaleye vurduğu şut Djilobodji'ye çarparak üst direğe yöneliyor. Halil Dervişoğlu yükseliyor, topu kafayla bir kez daha kaleye gönderecek. Ancak Gaziantep FK kalecisi Nitã bu kafa şutunu kurtaracak. (Kaynak).
Aktürkoğlu sorunsalı
Kerem Aktürkoğlu dün iyi bir gün geçirmedi. Yüzde 56 pas isabetiyle Galatasaray'ın üçüncü bölgede ve rakip yarı sahadaki pas isabet oranlarını (sırasıyla yüzde 75 ve yüzde 81) geriye çektiği gibi Galatasaray'ın ortalamasının da çok altında kaldı. Bunun yanı sıra sekiz defa isabetsiz orta yaptı, uzun toplardaki başarı oranı ise 2/5'te kaldı. Ayrıca 34 de top kaybı var.[4]
Ne var ki bu istatistik değerlerini Aktürkoğlu'nun kötü bir gün geçirmesiyle açıklayamayız. Çünkü ortada daha yapısal bir sorun var. O da şu; bana öyle geliyor ki, Aktürkoğlu yapısal sorunlarını (topa ilk temasının kötü olması, düşüncesiyle vücut koordinasyonu arasındaki senkronizasyon sorunu ve bazı pozisyonlarda ezbere oynaması) biraz görmezden geliyor.
Bunu söylememin nedeni çok açık; bahsettiğim sorunlarda yıllar içinde neredeyse hiçbir iyileşme göremedik. Bu da Aktürkoğlu'nun takımını kurtaran “kahraman” futbolcu ile “linçin eşiğindeki” futbolcu arasındaki çok ince çizgide yürümesine yol açıyor. Kısaca ortada boyta zaman zaman değişebilen yapısal bir sorun yumağı var; sadece ve sadece Aktürkoğlu'nun kendisinin çözebileceği bir sorun yumağı.
Sonuç
Galatasaray dün 111,33 kilometre kat ederek hem rakibi Gaziantep FK'dan yaklaşık 6 kilometre daha fazla mesafe kat etti, hem de ciddi manada yoruldu. (Torreira maç sonundaki söyleşisinde yorgunluğu özellikle belirtmek gereği duydu.)
Yorgunluk meselesi şu açıdan önemli. Galatasaray bu sezon ligdeki tek yenilgisini deplasmandaki Bayern München maçı sonrasında Mersin'de oynadığı Hatayspor'a karşı almıştı. Hatayspor karşısında çok yorgun bir Galatasaray izlemiştik. Öyle ki maçın ilk yarısında öne geçilmesine rağmen yorgunluk nedeniyle ikinci yarıda yenilen iki gole reaksiyon bile verilememişti.
Bunun altını çizmemin nedenine gelince: Samsunspor ligde çok koşan ve çok enerji harcayan takımların başında yer yer alıyor. Özellikle çok zinde kalabildikleri için maçların son bölümlerinde rakiplerini ciddi biçimde yıldırabiliyorlar ve sonuca gidebiliyorlar.
Eğer Galatasaraylı futbolcular dünkü Gaziantep FK maçından sonra gerekli besin takviyelerini alıp hemen uykuya geçmişlerse 48 saat sonrasında bu yorgunluktan eser kalmayacaktır. Bunun böyle olup olmadığını cuma akşamki Samsunspor deplasmanında test edeceğiz.
[1] Galatasaray dün 111,33 kilometre mesafe kat etti. Bu alanda takımın en çok koşan ismi 11,14 kilometre ile Torreira oldu. (Bu veriyi yayıncı kuruluştan aldım.)
[2] Daha fazla bilgi için, https://www.sofascore.com/gaziantep-fk-galatasaray/llbsNcc#11450132 adresine bakılabilir.
[3] Daha fazla bilgi için, https://www.sofascore.com/galatasaray-trabzonspor/blbsllb#11450146 adresi.
[4] Daha fazla bilgi için, https://www.sofascore.com/gaziantep-fk-galatasaray/llbsNcc#11450132 adresine bakılabilir.
Melih Şabanoğlu kimdir?Melih Şabanoğlu, Galatasaray Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu. Okur, yazar, merak eder. Çocukluktan itibaren her yaş döneminde ve değişik sektörlerde çalışırken spor ve futbol, amatör tutkusu oldu hep. Futbolun matematiğini anlamaya çalıştı. Sabahtan akşama dek muhtelif maçlar izleyerek geçireceği günlerin hayalini kurdu. Ana ilgi ve uğraş alanı ise Osmanlı modernleşmesi ve geç Osmanlı döneminde spor tarihi. Bu konuda Kuruluş: Mekteb-i Sultani'den Galatasaray Spor Kulübü'ne Türkiye'de Futbolun Erken Çağı (1904-1907) başlıklı bir kitabı var. Önümüzdeki dönemlerde bu çalışmanın diğer ciltlerini çıkarmayı umuyor. |


