Son birkaç aydır, özellikle Ekrem İmamoğlu’nun devre dışı bırakılmasından bu yana CHP’liler ile uğraşıyoruz. Bunlar her yerden çıkıyorlar... Böyle yoğun istifa ve fütursuzca AKP’ye katılma akla türlü ihtimal getiriyor. Ben pek zannetmem ama acaba tehdit altındalar mı? Menfaat mı sağlayacaklar? Bahaneleri bahane değil! Millet olarak tren seyrediyoruz...
“Devlet”in şaşırtıcı iddiaları var. Bana yepyeni gelen hukuki “terimler” duyuyorum. En anlaşılmazları “yaklaşık ispat” ve “gizli tanık beyanları.”
Bu tip “kimlik gizleme” hukukçu dostlarımdan öğrendiğim kadarı ile özellikle organize suçlar ve terörle mücadele davalarında yargılamanın seyrini belirleyebilecek deliller arasında yer almaktaymış.
Yani daha çok mafya, uyuşturucu ticareti gibi kanun dışı faaliyetlerde, (nedense) adalete yardımcı olmak için yapılırmış. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları çerçevesinde, temel sorunlar çıkıyor, uygulamanın suistimale açık yönleri ve adil yargılamayı zedeleyebilecek risklerde taşırmış.
Özellikle bir mafya suçunu bir tanık aydınlatacaksa adamı mafya temizlermiş, onun için gizlilik kullanılmış. Ancak hukukçu dostlarım bunu siyasi partilerde olanlar için kullanıldığını pek duymamışlar.
“Yaklaşık ispat” ise kısaca hakimin subjektif görüşü. Komik bir deyim. Nerede ise ispatlıyordum, der gibi...
T.C. Adalet Bakanlığı’nın yayınladığı sözlükte aradım, öyle bir deyim yok ama hukukta kullanılıyor.
Google da aradım; “Yaklaşık ispat, bir vakıanın kesin olarak değil, ancak ağır basan ihtimal derecesinde ispatlanmasıdır. Yani, hâkimin iddia edilen vakıanın gerçekleşmiş olma ihtimalini kabul etmesi yeterlidir.”
Misal olarak “psikolojik taciz/ mobbing” demişler. Birinin (genellikle işveren veya yönetici) çalışanını veya pozisyonu itibari ile daha “üstte” olduğu birini rahatsız etmesi. Mesela “patron sekreterini dokunarak taciz ederse” bu kolay ispat edilemez.
“Bir diğeri “adli yardım talebi.” Kişinin maddi yardıma ihtiyacı vardır, parasının olduğu ispat edilir de olmadığını nasıl ispat edecek?
Bir de “geçici hukuki koruma” var. Bir kaza sonucu birisi ölmüş ise muhtemel suçluyu ölenin yakınları bir şey yapmasın, diye veriliyor. İçtihatlarda listesi de var; ancak nerede ise hepsi parasal işler, borç senet vs. Yani bir seçimden sonra seçilemeyen adayların hiçbir belgeye istinat edilmeyen, hatta (belki de) epey uğraşılmasına rağmen, edilemeyen “yolsuzlukları” için yaklaşık ispat uygulanamaması gerekiyor. Bu benim anlamam... Hukuki iddia değil, anlamam…
Geçen 7 Eylül yazımda Sn. Özgür Özel’e aynen söyle yazmıştım:
“…kayyım olarak atanan kişi ile bir şekilde temasa geçip, ne istediğini anlasanız? (En büyük rakibiniz ile görüştünüz.) Ben Sn. Kayyım’ı tanımam, siyasi durumunu bilmem, sadece bir tarihte CHP Genel Sekreteri olduğunu bilirim... Yazılarım ile ilgili birkaç defa telefonda konuşmuştuk. Bu işlerden CHP’nin mağdur olduğu görülüyor. Ancak bunu tersine çevirmek, dizginleri ele alabilmek belki de Özgür Bey’in elinde…. Çünkü eğer söylendiği gibi iktidar, İstanbul İl Başkanlığı’ndan başlayarak, planlar yapıyorsa 15 Eylül’de kesin cepheden saldırır. Ancak bugün durdurulabilirse oyun tersine dönebilir. Belki de Gürsel Tekin işinize yarar başka bir şey söyleyecek? …”
Bu yazının akabinde, her yer toz duman oldu. Günlerdir milletçe büyük sıkıntı içindeyiz ve biz millet olarak (belki de ben fazla naif olduğum için) ne olup bittiği anlayamıyoruz. Yüreğimiz ağzımızda…
Ben de bugün Gürsel Bey’i arayıp basit bir sual sordum; “Eğer Özgür Bey ile görüşebilseydiniz, ona ne söyleyecektiniz?”
Gürsel Bey sadece “Özgür Bey’e, CHP’yi ortadan kaldırabilecek olayları anlatacaktım. Size anlatamam, kimseye anlatamam ancak hâlâ geç değil” dedi.
Sözünü ettiğim “yaklaşık ispat” bizim milletin kendi aralarında çokça kullandığı bir “fenomen”dir. Hatta kimileri buna “dedikodu” der. Sosyal medya daha olaylar olmadan önce Gürsel Bey’i “astı” zaten. Serttir bizim millet...
Ancak, ben naçizane tavsiyemde devam ediyorum.
Özgür Bey, ben dahil, bu ülkenin çoğunluğu sizi ve başkanlık mücadelenizi övgü ile anıyor. Ancak bunu etrafınızda olup biteni tam anlayarak sürdürebilirsiniz. Lütfen Sn. Tekin ile görüşün. Belki de söyleyecekleri, size destek olabilecek sözlerdir. Yok eğer zaten biliyorsanız hakkımız var, bize de söyleyin. Yani anlayın, bize de anlatın, ondan sonra hep beraber “asalım!”
* * *
Manifest, Güloya ve Geyvan...
Sizlere nerede ise gözlerim yaşlı yazmak istediğim ikinci konu bizden bir konu. POP MÜZİK VE MODERN DANS GURUBU MANİFEST. Bir konserlerinden sonra bir gurup “insan” bu gencecik çocukları infaz ediyor. Üstelik bazı kişi ve basın da bu infaza, hatta üstelik galiba savcılık bile karışmış!
Suç: "hayasızca hareketler" ve "teşhircilik."

Sosyal medyada ve popüler kültürde ise “manifest” demek, bir hayali ya da isteği düşünerek, çalışarak gerçeğe dönüştürmek demek. Kızlar kendilerine isim koyarken herhalde bunu düşündüler...
Dans, insanlık tarihi kadar eskidir. Vücudu kullanarak, müzik eşliğinde çeşitli hareketler yaparak duygu, düşünce, arzu ve olayları anlatmak becerisidir. Tabiatta bazı hayvanların dahi dans ettiği görülüyor. Gelişmiş bir canlı olan köpekler mesela... Bunlar arasında dans müsabakaları bile yapılıyor.
Anadolu’muz çok kadim ve çeşitli dans kültürüne sahiptir.
Bugün bize harabeleri kalmış olan Antik dönem tiyatrolarında (Amfitiyatro) dans, şarkı ve müzik tiyatronun parçasıydı.
Daha sonra etnik Türklerin gelmesi ile çok daha zenginleşti... Dans günlük hayatımıza, düğünlerimize girdi. Dün Yunan Milli Basket Takımı’nı yenen sporcularımız, soyunma odasında “Erik Dalı” oynadılar.
Folk (halk) danslarından çıkan ve “klasik dans, bale” olarak adlandırılabilecek ilk danslar 16. yüzyılda Fransa ve İtalya’da başlamıştır.
Ülkedeki bale sanatının geçmişi Osmanlı İmparatorluğu döneminde 16. yüzyılda İstanbul'da Venedik Balyosu'nun (daimi temsilci elçiden üstün) evinde düzenlenen bale gösterisine kadar gider.
Sarayda yetiştirilen Köçekler müzik eşliğinde dans ederlerdi.
Günümüzde 29 Nisan, dünya kültür birliği UNESCO kararıyla, 1982’ den bu yana her yıl bütün dünyada “Dünya Dans Günü” olarak kutlanır.

Tek bir müzikle yapılan ilk dans ise 16. yy. ortalarında Fransa'nın Provence bölgesinde ortaya çıkan ve “Valto” olarak adlandırılan folklorik bir danstan esinlenmiş olan Vals’tir. Yani modern dansın da atası ‘halk dansı’dır. Vals kadar popüler olan Tango 18. yüzyılda Arjantin ve Uruguay arasında Río de la Plata Nehri civarında yaşayanların sokak dansıdır.
Daha sonraları kısaca “modern dans” denilen bu tip danslardan üç, beş yılda bir başkası çıkmıştır. Bizim nesil çok iyi Rock and Roll yapardı; ancak Twist civarlarında kaldık. Bugün Popping, Breakdance filan anlamıyorum ama izliyorum.
Türkiye'de konservatuvar Büyük Atatürk’ün desteği ile 25 Haziran 1934 günü Milli Musiki ve Temsil Akademisi Yasası çıkarılması ile başladı. Atamız da iyi bir halk dansçısı idi…
1940’larda Türk hükümeti, (Yine bu CHP’liler) İngiltere Kraliyet Balesi kurucusu Ninette de Valois’i ülkeye davet ederek Türk Balesi’ni kurdurdular.
Rahmetli ağabeyim Prof. Çelik Aruoba’nın rahmetli eşi Güloya Aruoba, Madam’ın ilk öğrencilerinden biri idi. Bir dönem Türk Balesi dünyada aranan bir “bale topluluğu” oldu.
Daha sonra Yine Güloya ve arkadaşlarının girişimleri ile Türk Folklor dansları Modern Dans haline getirildi. Tüm dünyanın takdir ile seyrettiği “Anadolu Ateşi” Güloya’nın eseridir.
1970’li yıllarda yaşamış, yine rahmetli olmuş dostum, ülkenin en önemli reklam fotografçılarından biri olan Paul Mc. Millen’ın karısı Geyvan Mcmillen, Türkiye’de modern dans sanatının öncü isimlerden biriydi.
Ülkemizde modern dansın gelişimine koreograf, eğitmen, sanat yönetmeni kimlikleriyle yıllarca hizmet eden Geyvan, Ankara Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Bale Bölümü’nden 1960 yılında mezun olmuş, 1960-1970 yılları arasında Ankara Devlet Opera ve Balesi’nde bale sanatçısı olarak görev yapmış, 1970 –1975 yılları arasında Londra Çağdaş Dans Okulu’nda modern dans eğitimini tamamlamıştır.
1974’ten itibaren modern dans tekniğini Türk dansçılarına tanıtmış, çağdaş anlayışla koreografiler yapmış, akademi eğitimler vermiş ve ardından İstanbul’da Modern Dans okulları açmıştı.
Aslında benim asıl seslenmek istediğim gurup beni okumaz. Hatta herhangi bir şey okuduklarını sanmıyorum. Umuyorum, internete yazdıklarını okuyorlardır;
Dans size “hayasızca” geliyor; herhalde kendinizi “dans eksperi” sanıyorsunuz; farkına varın, değilsiniz, magandasınız! Bu noktada iki şansınız var:
- Seyretmeyin.
- Nereye bakarsanız bakın, hep gördüğünüz o seks hayalinden vazgeçin.
Bunlar bir ara da heykel için “Böyle sanatın içine tükürürüm” demişlerdi değil mi?


