13 Haziran sabahı dünya yeni bir savaşa gözlerini açtı. İsrail’in 200 savaş uçağıyla ve sınırsız sayıdaki “drone”larıyla İran coğrafyası içerisinde önceden belirlediği hedeflere nokta atışı saldırılarıyla başlattığı “Yükselen Aslan” harekâtına, İran aradan 24 saat geçmeden “Vaat-3” harekâtı ile karşılık verdi, Tel Aviv’e füze üstüne füze yağdırdı. Her savaşta olduğu gibi ortalık birinci günden bilgi kirliliğiyle doldu. Tarafların birbirlerine verdirdikleri zayiat hakkında farklı söylentiler var. Televizyon görüntülerinden İsrail saldırılarının ABD Başkanı Donald Trump’ın deyimiyle “mükemmel “geçtiği, ancak delinmez denilen Demir Kubbe’nin de İran’ın füzelerini tamamen durdurmakta yetersiz kaldığı anlaşılıyor.
Türkiye dışında bir dünya daha var
İktidarıyla, muhalefetiyle Türkiye gırtlağına kadar iç politikaya öyle bir boğulmuş ki burnumuzun dibinde savaş çıkmasa, bir başka dünya olduğunun farkına varamayacaktık. Varsa yoksa büyükşehir belediyelerindeki yolsuzluk iddiaları, gözaltına almalar, mahkeme süreçleri vesaire vesaire… Oysa gelmekte olanın geleceğini sağır sultan bile duymuştu. İsrail Başbakanı Netanyahu’nun arka arkaya Beyaz Saray’da Trump’la yaptığı görüşmeler, ABD Merkez Kuvvetler Komutanı (CENTCOM) General Michael Kurilla’nın 24 Nisan’daki Tel Aviv ziyareti ve Trump’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a her vesileyle yağdırdığı iltifatlar mutfakta pişenlerin ilk işaretleriydi. İki gün önce de ABD’nin Orta Doğu’daki kritik büyükelçiliklerini kısmen boşaltmasından, vatandaşlarına seyahat uyarıları yayınlamasından, Trump’ın İran’a tanıdığı 60 günlük sürenin 12 Haziran’da dolmasından sanki kimsenin haberi olmamış. Dışişleri Bakanlığı da galiba bu sefer hazırlıksız yakalandı. Bangladeş’teki sel felaketi için anında basın açıklaması yayınlayan Türk Dışişleri, İsrail’i kınayan açıklamasını, bu kere saldırıların başlamasının üzerinden yedi saat geçtikten sonra, Japonya ve Suudi Arabistan’ın gerisinde kalarak yapabildi. AK Parti açıklaması bile Dışişleri’ninkinden önce geldi.
Tahran
Kullanılmayan güç, güç değildir
Peki dünya bu noktaya nasıl geldi? Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 2. maddesi bırakın güç kullanılmasını, güç kullanılması tehdidinde bulunulmasını bile yasaklıyor. Aynı şekilde iki hafta sonra 50. yılını idrak edeceğimiz AGİT Nihai Senedi’nde devletlerin karşılıklı ilişkilerinde izlemeye taahhüt ettikleri 10 ilke arasında, güç tehdidinden veya güç kullanmaktan kaçınmak, sınırların ihlal edilmezliği ve toprak bütünlüğüne saygı önemli bir yer tutmaktadır.
Özellikle Trump’ın siyaset sahnesine çıktığı 2010’lu yılların ortalarından itibaren kural temelli uluslararası düzenden “gücü yetene” yaklaşımının egemen olduğu bir dünyaya geçildi. Eskiden “güç kullanma tehdidi” bile yasaklanmışken günümüzde “kullanılmayan güç, güç değildir” anlayışı yayılmaya başladı. Eğer küresel alanda nelerin değiştiği konusunda hâlâ en ufak bir tereddüt varsa, İsrail’in 13 Haziran sabaha karşı gerçekleştirdiği kapsamlı saldırılarla bu tereddüt de geride kalmış olmalı.
BOP’çular yine sahne aldı
İsrail’in saldırılarının ne kadar süreceği belli değil. Kara savaşı olmayacağı için İran’ın top tüfekteki üstünlüğü bir işe yaramıyor. Hava kuvvetlerindeki miadı dolmuş, demode savaş uçaklarıyla İsrail’le baş etmesi mümkün değil. İsrail İstihbaratı İran devlet yapısının kılcal damarlarına kadar nüfuz etmiş. İranlı generallerin hangi odada, neredeyse kimlerle yattığını bile biliyor. İran’ın elindeki tek kozu sayıları 3 bin civarında olduğu söylenen balistik füzeleri. Onlardan da fırlattığı 10 füzeden biri veya ikisi Demir Kubbe’yi ancak geçebiliyor. Savaşın uzaması İsrail’in işine yarar. En vahimi de gencecik Mahza Amini’nin “baş örtüsünü çıkardı” diye ölümüne sebep olan İran’ın koca Genel Kurmay Başkanı’nı koruyamayacak kadar acze düşmüş olması. Anlaşılan artık İran ordusu sadece kadınlara gücü yeter hale geldi.
Fırlatılan füzeler ve İsrail'in hava savunma sistemi “Demir Kubbe”nin devreye girdiği görüntülendi
BOP’çular yine sahnede
İsrail saldırıları bir süredir ortalıkta görünmeyen bizim BOP’çuları yine heyecanlandırdı. Yok efendim 2001 tarihli çok gizli bir Pentagon belgesine göre, ABD, Orta Doğu’daki yedi ülkeyi parçalamayı planlıyormuş. İran bitirilince sıra Türkiye’ye gelecekmiş. İki gün önce “Endonezya’ya 48 adet yerli malı savaş uçağı satacağız” diye güven patlaması yaşayanlar, 48 saat sonra ‘sıra bize geldi’ korkusuyla tir tir titremeye başladılar.
Herhalde çok eleştiri aldıkları için olmalı ekranlara çıkan strateji uzmanları görebildiğim kadarıyla bu kez ellerine sopa almayı bırakmışlar. Ancak yine atış serbest. Kimilerine göre İsrail ve Amerika’nın asıl amacı nükleer tesisleri yok etmek değil, İran’daki mollalar rejimini devirmekmiş. Havadan atılan bombalarla bir ülkenin rejimini değiştirdiği nerede görülmüş? İran halkı Netanyahu’yu Hamaney’den çok mu seviyor ki onun çağrısıyla sokaklara dökülsün? Masum insanların üzerine yağan bombalar, ancak bir halkın yöneticileri arkasında kenetlenmesine yarar.


