
En fazla üç gün sürer denilen Gazze savaşı üçüncü haftasını doldurdu. Aslında yaşananlara savaş demek de ne kadar doğru bilemedim. Savaşın iki tarafı olur. Oysa İsrail üç haftadır tek taraflı olarak sivil, asker, bebek, kadın ayrımı gözetmeden Gazze'de her tarafı bombalıyor. Tüm dünyanın gözleri önünde resmen katliam yapıyor. Asker kökenli uzmanların tabiriyle kara harekâtı öncesinde hedefler yumuşatılıyormuş. Hamas da ara sıra demir kubbeyi delebilen fırlattığı roketlerle İsrail'i taciz etmeye çalışıyor.
Artık askeri üstünlük savaş kazanmaya yetmiyor
İki haftada bitmesi beklenen Rusya-Ukrayna savaşı ise neredeyse ikinci yılını tamamlayacak. Demek ki günümüzde salt askeri üstünlükle savaş kazanmak artık pek mümkün olmuyor. Yeni savaş teknikleri, uluslararası güç dengeleri, hızla değişebilen ittifaklar, vekalet savaşçıları gibi bir sürü dikkate alınması gereken iç ve dış etkenler var. Buna karşılık fotoğrafın bütününü görerek karar alabilecek vizyoner liderler yok. Vizyonsuz Rusya Devlet Başkanı Putin ile İsrail Başbakanı Netanyahu'nun dünyayı ne hale getirdiği ortada. Bir yanda da adım atmaya takatı kalmamış, pilli bebek gibi yürüyen Amerikan tarihinin en beceriksiz Başkanı Biden sözüm ona etrafı toparlamaya çalışıyor.
Kim kazandı, kim kaybetti?
Gazze'de kara harekâtı başlamadan televizyonlarda her gün saatlerce boy gösteren yorumcular, şimdiden savaşın sonuçlarını değerlendirmeye başladılar. İran mı kazandı, Çin mi? İsrail mi kaybetti, Filistin mi? Uzun uzun tartışılıyor. Herkesin kendine göre farklı bir görüşü, bir gerekçesi var. Bence bugüne kadar kaybettiği belli olan tek bir taraf varsa o da "Batılı ve demokratik değerler ile uluslararası hukuk". Türkiye'de uzun bir süredir zaten yaygın bir Batı karşıtlığı var. Şimdi meydan tamamen onlara kaldı. Yandaşı, muhalifi sabahtan akşama Batı'ya veryansın ediyorlar. Batı'nın çifte standartlarla dolu tutumu konusunda çok haksız da değiller hani. Dünyada barış ve güvenliğin korunmasından sorumlu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi acil ateşkes ve Gazze'ye insani yardım çağrısı içeren bir kararı vetolar nedeniyle bir türlü kabul edemiyor. Dünyanın iki devi ABD ve Avrupa Birliği bir araya gelip İsrail'e dur demek yerine meşru müdafaa hakkını teyit ediyorlar, Gazze'deki kötüleşen insani durumdan endişe duymaktan öte gidemiyorlar. İnsanlığa karşı suçları, soykırımı, savaş ve saldırı suçlarını kovuşturmakla görevli Uluslararası Ceza Mahkemesinde Filistin'in beş yıl önceki başvurusu hâlâ savcının incelemesinde. Oysa aynı mahkeme bu yıl mart ayında beş ay gibi uluslararası hukuk sisteminde görülmemiş bir hızla Rusya Devlet Başkanı Putin için Ukraynalı çocukların Rusya Federasyonuna hukuka aykırı olarak nakledilmesi suçundan tutuklama emri çıkardı. Zavallı Putin o tarihten bu yana yurt dışına çıkamıyor. İsrail'i kınayan söylemleri nedeniyle işten çıkarılan gazetecileri, takımlarından uzaklaştırılan futbolcuları, konserleri iptal edilen sanatçıları, yasaklanan İsrail karşıtı gösterileri ekleyerek listeyi daha da uzatmak mümkün.
İnsan haklarında çifte standart
Ancak, Batı'nın çifte standart içeren bu tür uygulamaları yeni değil. İnsan haklarıyla ilgili konularda görev yaptığım yıllarda, sağduyulu Batılı bir meslektaşım "İnsan hakları söz konusu olduğunda çifte standardın üst sınırı gök yüzüdür" diye itirafta bulunmuştu.
Bakanlık'tan dönem arkadaşımız Ömer Haluk Sipahioğlu'nun 1994 yılında Atina'da şehit edildiği günlerde, Viyana'da AGİT toplantılarının yapıldığı Hoffburg Sarayının bahçesindeki bir PKK gösterisinin engellenmesine yönelik talebimiz toplanma ve gösteri özgürlüğü gerekçesiyle reddedilmişti. Bir hafta sonra Avusturya'yı ziyaret eden Çin başbakanını protesto etmek isteyen bir avuç Tibetliye izin verilmediği gibi, korsan gösteri yapılmasın diye konuk başbakanın kalacağı otelin önündeki otobüs durağının yerinin değiştirildiğini hiç unutmuyorum.
Türkiye'nin çifte standartları
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, hafta başında paylaştığı bir X mesajında karanlık bir zihniyetin, barışı savunan üniversite öğrencilerini, aydınları, yazarları, sanatçıları hedef aldığını vurgulayarak İsrail'in saldırılarına karşı çıkan fikirleri nedeniyle Avrupa'daki konserleri iptal edilen Fazıl Say'a sahip çıktı. İnsan hakları bakımından şüphesiz sevindirici bir gelişme. Ama bu paylaşım insana ister istemez "İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır" deyişini hatırlatıyor. Yurt dışında görev yapan büyükelçilerimiz mimlenip kara listeye alınırız diye bir aralar Fazıl Say'ın konserlerine gitmeye çekinirlerdi. Son birkaç yıl içerisinde aykırı fikirleri veya giyim tarzı nedeniyle çok sayıda sanatçımızın konserleri iptal edilmedi mi? Farklı düşünceleri nedeniyle Türkiye'de de işlerine son verilen akademisyenler, basın mensupları hiç mi olmadı? Sınırlarımız dahilinde hunharca katledilen Kaşıkçı'nın katilleriyle tıpkı ABD gibi Türkiye de sarmaş dolaş dost olmadı mı? Demek ki insan hakları alanında çifte standart açısından Türkiye'nin sicili de o kadar parlak değil.
Öte yandan son günlerde tüm dünyada artan İsrail aleyhtarı iklim, Batı'da aklıselim sahibi insanların da var olduğunu gösteriyor. Yangına körükle gidip Türkiye'yi Batı'dan koparmak isteyenlerin ekmeğine yağ sürmeyelim.
|
Hasan Göğüş kimdir? Hasan Göğüş'ün ayrıca 42 yıllık meslek anılarını derlediği, Doğan Kitap'tan yayımlanmış "Zor Başkentlerde Diplomasi" ve köşe yazılarını topladığı İdeal Kitap'tan yayımlanmış "Diplomasi Yazıları" isimli iki kitabı bulunmaktadır. |


