Ukrayna ve Gazze krizleri uluslararası sistemde derin yaralar açtı
Yeni yıla girerken tüm olumsuzluklara rağmen umudu elden bırakmamak gerektiğini belirtmiştim. Yılbaşından bu yana uluslararası alanda vuku bulan tüm olumsuz gelişmelere rağmen hala aynı şekilde düşünüyorum.
Uluslararası sistem esasen hiçbir zaman dikensiz gül bahçesi olmadı. Ama yakın zamana kadar devletlerarası ilişkilerde hukuktan, kural ve kurumlardan bahsedilebiliyordu. Bu anlayış şimdilerde iyice dağıldı. Uluslararası sistem adeta yüz seneden fazla geriye gitti.
Uluslararası sisteme son yıllardaki en ağır darbe 2022 Şubat ayında Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısıyla geldi. Avrupa’nın ortasında egemen bir devlet, güçlü komşusunun, ancak fanatik Batı düşmanlarının inanabileceği kurgu gerekçeleriyle, topyekûn askeri saldırısına uğradı. Rusya daha önceki Donbas ve Kırım işgallerini kılıfına uydurmaya çalışmış, yerel isyancı gruplar veya ulusal kimlikleri kamufle edilen askeri personel yoluyla eylemlerini gerçekleştirmişti. Sonra da sahte referandumlar düzenleyerek buraları topraklarına kattığını iddia etmişti. Oysa Şubat 2022 saldırısını kamufle etmeye gerek duymadı, Nazilerin Polonya’ya 1939’daki saldırısından farksız şekilde sınırı aştı.
Sonra Gazze krizi geldi. Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrailli sivillere yönelik terör saldırısı ve ardından gelen soykırım boyutundaki İsrail misillemesi vicdanlarda derin yaralar açtı. Uluslarası sistemdeki yara ise Batı’nın uyguladığı farklı standartlardan dolayı açıldı. Batı Ukrayna’da Rusya’yı saldırgan olarak yaftalar ve Ukraynalıların yardımına koşarken, Gazzelileri sırtlarından bıçaklayarak İsrail’in katliamını destekledi. O andan itibaren kurallara dayalı uluslararası sistemin çöktüğü iyice gün yüzüne çıktı. Batının gözünde bazı toplumların diğerlerinden “daha eşit” sayıldığı anlaşıldı. Naziler Yahidileri “untermensch” saymışlardı. Bu kez Yahudi devletinin öldürdüğü Gazzeliler Batılıların gözünde aynı muameleyi gördü.
Hem Ukrayna’da hem Gazze’de ağır insanlık suçları işlendi. Halen de işlenmeye devam ediyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) hem Putin hem Netanyahu hem de Hamas yöneticileri için soruşturmalar açtı, yakalama kararları çıkardı. Mükemmel bir dünyada bunların hepsinin bir bir mahkeme önüne çıkarılıp hak ettikleri cezalara çarptırılmaları gerekir. Ama bunun şimdiki uluslararası konjonktürde olamayacağı çok açık. Yine de hiç olmayacak sanılmasın. Bosna’da Mladiç, Karaciç gibi Sırp liderlerin işledikleri soykırım suçlarından dolayı mahkûm edildiklerini unutmamak lazım. Eski Yugoslav Başbakanı Miloseviç de yargılandı ama ceza almaya ömrü yetmedi. Gün ola devran döne. Şu anda boş bir hayal gibi gözükse de adalet için umudu hiçbir zaman elden bırakmak gerekiyor.
Trump faktörü: Ukrayna
Donald Trump’ın ikinci dönemiyle beraber zaten çökmüş olan uluslararası sistem iyice dibe battı. Trump daha gelir gelmez Kanada, Grönland ve Panama üzerinde yayılmacı iddialar ortaya atarak emperyalist niyetlerini açık etti.
Ukrayna’da Rusya’nın saldırgan olduğu söylemini terk eden Trump, inişli çıkışlı bir hat izlese de Putin’den yana saf tuttu. Şu an damadı Kushner ve danışmanı Witkoff tarafından Ukrayna için sözde bir barış planı oluşturuluyor. Buna rağmen Rusya hız kesmeden Ukrayna’da sivil hedefleri vurmaya devam ediyor. Kolu bükülen Zelensky’nin ne olduğu meçhul güvenlik garantileri karşılığında toprak tavizi vermeye zorlandığını bilmek için kahin olmaya gerek yok. Ukrayna’nın yer altı zenginliklerinin üzerine aylar önce baskı yoluyla konan Trump, Ukrayna’da güvenlik garantilerini Avrupalılara bıraktı. Türkiye’nin payına Karadeniz’de güvenlik sorumluluğu düşeceği söyleniyor.
Barış planı tutar mı, bilinmez ama, Ukraynalı siviller bu kışı da perişan geçirecekler. Savaşın dördüncü yılı dolarken füze saldırılarının altında aşırı soğuklarda evsiz, elektriksiz, susuz yaşam mücadelesi veren Ukraynalılar buna rağmen direniyorlar.
Gazze’de ikinci aşama
Gazze’de Trump planının ikinci aşamasına geçildiği dün Witkoff tarafından açıklandı. Washington Post’ta yer alan bilgilere göre Gazze’de Türkiye, Mısır ve Katar’ın işbirliği ile Filistinli teknokratlardan müteşekkil 15 kişilik bir icra komitesi oluşturulmuş. Bunların bir kısmı Gazzeli, bir kısmı Batı Yakası’ndan. Şu anda sadece başkanının adı (Ali Abdel Hamid Shaath) açıklandı. İcra komitesi Gazze’de günlük yönetim yetkilerini üstlenecek. Bu heyetin oluşumuna hem İsrail’in hem Hamas’ın onayının alındığı anlaşılıyor. Hamas’ın ikna edilmesinde muhtemelen Türkiye etkili oldu.
Trump’ın planına göre icra komitesinin üzerinde Ortadoğu ve Avrupa devlet başkanlarının yer alacağı bir “Barış Kurulu”nun (Peace Board) oluşturulması gerekiyor. İki hafta içinde açıklanacağı belirtilen bu kurulda Türkiye’nin yer alıp almayacağı İsrail’in itirazı nedeniyle henüz bilinmiyor.
Planın ikinci aşamasında Hamas’ın silahsızlandırılması ve İsrail kuvvetlerinin Gazze’den çekilmesi gerekiyor. Bunun nasıl gerçekleşeceği ise meçhul. Hamas silahsızladırılmayı kabul etmezken, İsrail’in Hamas’ın işi bitmeden (hatta bitse dahi), Gazze’den çıkması beklenmemeli. Gazze’de bölgenin güvenliği için bir de İstikrar Gücü oluşturulması gerekiyor. Ama Witkoff’un açıklamasında İstikrar Gücü’nden hiç bahsedilmedi. Muhtemelen böyle bir gücün oluşum tarzına hem İsrail, hem Hamas tarafında kuvvetli itirazlar var. Bu güce katılmaya en çok Türkiye hevesli. Ancak İsrail Türkiye’nin Gazze’ye asker göndermesine şiddetle itiraz ettiği için bunun gerçekleşme ihtimali yok.
Bu arada olan yine Gazzeli sivillere oluyor. Kış şartlarında çok az yardımla derme çatma çadırlarda yaşamaya mecbur bırakılan iki milyon Gazzelinin hali içler acısı.
Grönland üzerinde Trump tehdidi
Trump yılbaşında Maduro’yu ve eşini yataklarından alıp New York’ta hakim karşısına çıkardıktan sonra gözlerini yeniden Grönland’a dikti. Amerika’nın ve Kuzey Atlantik’in güvenliğinden bahsediyor ama geçen haftaki yazımda da belirtmeye çalıştığım gibi, asıl neden daha derinlerde. Buzulları eriyen Grönland toprağının derinliklerindeki nadir elementler ve enerji kaynaklarının Trump’ın iştahını kabarttığından kuşku yok.
Danimarka Grönland için takviye savunma tedbirleri alacağını açıkladı. On Avrupa ülkesi de Danimarka’ya destek olmak için Grönland’da apar topar gerçekleştirilecek bir askeri tatbikata sembolik birlik gönderemeye karar verdi. Ama bunların ABD’yi etkilemesi olanaksız. Ok yaydan çıktı bir kez. Danimarka ve yerli halk ne kadar tepki gösterirse göstersin, Trump Grönland’ı bir şekilde ABD’ye katmak istiyor.
JD Vance ve Marco Rubio, Danimarka ve Grönland Dışişleri Bakanları ile Washington’da görüştüler ama sonuç alamadılar. Taraflar, Danimarka Dışişleri Bakanının ifadesiyle “anlaşamamakta anlaştı”! Bundan sonrası artık tamamen Trump’a bağlı.
Takvimler 21’nci yüzyılı gösterirken Grönland’da ABD’nin tavrı bir zamanlar İngiltere ve Fransa’nın kendilerinden önce gelip Afrika topraklarına çöken Portekiz ve İspanya’nın elinden sömürgelerini almalarına benziyor.
İran’da kitlesel katliam ve savaş tamtamları
Daha ocak ayının ortasını bulmadan 2026’ın en acı haberleri komşumuz İran’dan geldi. Paranın ani değer kaybetmesini ve yaşanan ekonomik sıkıntıları protesto etmek için sokağa çıkan çarşı esnafının (bazari) gösterileri hızla kitlesel bir nitelik kazanarak molla rejiminin temellerini sarsılmaya başladı.
İran halkı dönem dönem sokağı çıkıyor. 2009’daki yeşil devrim hareketi ve 2022’de Mahsa Amini’nin öldürülmesinden sonra başlayan kadın özgürlüğü (Jin, Jiyan, Azadi) protestoları bu protestoların en ses getirenleriydi. Rejim bu hareketleri de kan dökerek bastırmıştı. Ancak uzmanlar bu seferki protestoların eskilerin hayli ötesine geçtiğini ve mollaları endişelendirdiğini ifade ediyorlar.
Mollaların tepkisi o ölçüde sert oldu. Binlerce kişi devrim muhafızları, güvenlik birimleri ve İran istihbarat elemanları tarafından acımasızca kuşunlandı. En mütevazi rakamlarla ölü sayısının 2 bin 500 civarında olduğu tahmin ediliyor. Gösteriler şu an için bastırılmış görünse de rejimin bu şekilde varlığını sürdürmesi artık çok zor.
ABD Trump’ın tehditleri doğrultusunda İran’ı bombalarsa Ortadoğu daha da karışacaktır. Trump, bir takım yetkili kişilere dayanarak İran’daki cinayetlerin durduğunu, idamların infaz edilmeyeceğini belirterek karışık bir mesaj verdi ama, niyeti İran’ı vurarak rejimi iyice zayıflatmaksa, bundan geri durmayacaktır. Trump’la iyi geçinmeye çalışan Ankara’nın sınırı güçlendirmek ve gelişmeleri takip etmekten başka bir seçeneği bulunmuyor. İran’da ne olacaksa buna kendi halkı karar vermelidir.
Yeni bir İran doğacaksa buna herkes, ama özellikle Türkiye katkı sunmalıdır.
Suriye’deki çatışmalar Halep’ten Fırat’ın batı kıyısına sıçradı
Şam’daki HTŞ yönetiminin Halep’teki operasyona Paris’te İsrail’le anlaştıktan hemen sonra ve Türk yetkililerin Şam’ı ziyaretinin akabinde başlaması tesadüf olarak görülemez. Hele Dışişleri Bakanı Şeybani’nin Mazlum Abdi ile HTŞ yetilileri arasında olumlu seyreden görüşmeyi ABD’li komutanı odadan çıkartarak sonlandırması çok ilginç bir gelişme.
SDG’nin Halep’ten çıkarılması Türkiye’yi memnun ederken, ne ABD ne İsrail itiraz etti. HTŞ güçlerinin Halep’ten sonra bu kez SDG’nin Fırat’ın batısındaki son mevzilerini de söküp atması söz konusu. ABD’nin HTŞ’nin Fırat’ın batısını SDG’den arındırmasının önünde engel olacağı sanılmamalı. Ancak iş Fırat’ın doğusuna geldiğinde burada farklı bir gerçeklik var. Her şeyden önce SDG’nin çok daha dirençli bir savunma yapması bekleniyor. Ayrıca, ABD’nin HTŞ’nin Fırat’ın doğusuna geçmesine cevaz vermesi zayıf bir ihtimal. Irak Kürt yönetiminin de Rojava ile aradaki siyasi farkları bir yana bırakarak Suriyeli Kürtlerin yardımına gelmesi söz konusu olabilir.
Meselenin bir başka veçhesi de Halep’teki gelişmelerden sonra Ankara ile bir kez daha duygusal bir kırılma yaşayan Türkiyeli Kürtlerin daha büyük bir kopuş içine girmemesi için Fırat’ın doğusu ile ilgili gelişmelerin dikkatle yönetilmesinde yarar var.
Bu yüzden hep yaptığım gibi, Ankara ile SDG arasında bir diyalog kanalı açılmasını öneriyorum.
Etyopya’da öldürülen vatandaşlarımız hakkında
Afrika’da görev yapmış, bu kıtayı hasbelkader tanıdığını düşünen emekli bir diplomat olarak, Etyopya’da soyguncular tarafından öldürülen iki vatandaşımızın acısı yüreğimi dağladı. Yazıya “2026 hiç iyi başlamadı” diye başlık atmama bu olay da etkili oldu.
Etyopya Afrika’nın en istikrarsız ülkelerinden biridir. Ülkede savaşların biri biter biri başlarken, silahlı çeteler kırsal bölgelerde cirit atarken, bu ülkeye safari turizmi için gidilmesini doğrusu anlayamadım. Bildiğim kadarıyla bu ülke Botswana, Namibia, Zambia gibi bir turizm ülkesi değil. Bu tür tehlikeli yerlere seyahat organizasyonları yapan şirketler, kişiler varsa sorumsuzca davranıyorlar.
İnternette İngilizce “Etyopya güvenli bir ülke mi” diye sorulsa, ilk karşınıza çıkan Kanada, İngiltere, ABD, Almanya gibi ülkelerin seyahat uyarıları oluyor. Bunlar vatandaşlarına zorunlu olmadıkça Etyopya’ya gidilmemesini tavsiye ediyorlar. Özellikle ülke içinde kara yolundan seyahat edilmesinin tehlikelerine karşı uyarıyorlar. Ama bu tür bilgiler ne bizim Büyükelçiliğin sayfasında ne de Bakanlığın sayfasında yer alıyor. Web sayfalarında Bakanının konuşmaları, idari duyurular vs. yerine bu tür yaşamsal uyarılar yer alsa belki de bu vatandaşlarımız hayatlarını tehlikeye atmayacaklardı.


