Bir 100. Yıl Marşı’nın öyküsü
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Bir 100. Yıl Marşı’nın öyküsü

Bu marş “Türkiye”nin bir marşı olacaksa, belli birkaç kişi veya kurumun girişimiyle değil, Türkiye’nin, Türk insanının imecesiyle hayata geçmeliydi, Kurtuluş Savaşı’nın kazanıldığı gibi

Bir 100. Yıl Marşı’nın öyküsü
Provadan...

2023 yılı başlarında Bilkent’ten eski sınıf arkadaşım piyanist Ayşe Kaptan Aykal beni aradı. “Cumhuriyetimizin 100. yılı okulumuzda da en iyi şekilde kutlansın istiyoruz” dedi. Ayşe Bilkent’ten mezun olalı yıllar olmuştu; bildiğim kadarıyla yönetimde görevli değildi ama bir grup eski mezunla birlikte yönetimi yoklamayı ve bir 100. yıl konseri için öneride bulunmayı düşünüyordu. Bu etkinlik için bir eser besteler miyim, diye sordu.

Böyle bir eser bestelemeye zaman yaratabileceğimi sanmıyordum, başka şeyler vardı planlarımda. Yanlış anlaşılmasın, ülkesini seven, millî marşları -kaliteli yazılmış ve kaliteli icra edilmiş olanları- da seven bir insanım. Doğrudan 29 Ekim 2023’e yönelik olmasa da halihazırda yazılmış millî temalı marşlarım vardı. Yeni bir eser yazmak yerine elimdekilerden birini, “Atatürk’ün Mirası”nı gönderdim Ayşe’ye; dilerse değerlendirmek üzere.

Aradan aylar geçti. Yaz geldi. Memlekette bir sürü müzisyen “100. Yıl Marşı” adı altında bir şeyler besteleyip yayınlamaya koyuldu. Özellikle medyatik bir isminki çok tartışıldı. Uzun süre ilgilenmedim. Sonra dayanamadım, YouTube’a girip dinledim. “Bu olmamış” dedim. Dinlemeye devam ettim: “100. yıl marşı” diye arama yapınca karşıma çıkan bir sürü parçayı dayanabildiğim yerlerine kadar dinledim. Kimisi “marş” değil, şarkı niteliği taşıyordu; kimisine “aferin; kendi çapında iyi niyetli bir şeyler yapmaya çalışmış ama daha 10 fırın ekmek yemesi lazım” dedim; kimisi içinse “keşke sanal alemde bile yer işgal etmese” diye düşündüm.

Olması gerektiğine inandığım nitelikte bir marş çıksaydı karşıma onu desteklerdim, işime, gücüme dönerdim. Ancak 2023’ü yarıladığımız halde halen ortada böyle bir eser göremeyince bunu üzerime almayı bir ödev bildim.

Nasıl olmalı?

İstiklal Marşı ne zaman yazıldı, bilir misiniz? Kurtuluş Savaşı’mız devam ederken. Vatan tehlikedeyken, işgal altındayken, kurtuluşun henüz garantisi yokken. Bu nedenle “Korkma!” diye başlar, cesaret verir, “Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar” gibi dizelerle o sırada devam etmekte olan -ve gelecekte de olabilecek olan- karanlık duruma işaret eder, “Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın” gibi dizelerle büyük fedakarlıklar gerektiren bir göreve çağırır, “Doğacaktır sana va’dettiği günler Hak’kın” gibi dizelerle ümit verir, kurtuluş vaat eder.

Türkiye şu anda da büyük bir millî mücadelenin içinde. Detaylarını hepiniz biliyorsunuz. 100 yıl önce düşman dışarıdan gelmişti. Bu sefer bir tümör gibi bizi içeriden kemiriyor.

Dolayısıyla, 100. yılın, yani bugünün marşı da aynı İstiklal Marşı gibi içinde bulunduğumuz durumu göz ardı etmemeli. Durumu marşın sözlerinde detaylandırmaya gerek yok; ancak onu Mehmet Akif’in yaptığı gibi inceden değinerek ve umuda yönlendiren bir dille ele almak gerek. Tabii ki millî onura ve bilince seslenmek gerek; ama bunu güllük gülistanlık bir tablo çizerek değil, boş boş böbürlenerek değil, bir amaç doğrultusunda, ulusumuzun olumlu yanlarını karanlıkla savaşma yolunda güdümleyerek yapmak gerek, tıpkı Atatürk’ün “Türk zekidir, çalışkandır…” diyerek yaptığı gibi.

“Sadece bir iyi vardır: bilgi…ve sadece bir kötü vardır: cehalet” der Sokrates. Biliyorsunuz, düşmanımızın en büyük silahı cehalet ve dezenformasyon: cebren ve hile ile aziz vatanın zapdedilmiş tüm kalelerinden halkın üzerine yağıyor! Buna karşı bizim silahımız: bilgi. Gerçek, güvenilir, tarafsız, bilimsel bilgi. Cehalete karşı bilgiyle mücadeleyi teşvik etmek gerek ki bu marşla yaptığımız, elden gitmekte olan cumhuriyeti hiç bir şey olmuyormuş gibi kutlamak, boş ümit vermek veya avutmak olmasın; bir anlamda bir çıkış yoluna işaret edilmiş olsun.

İşte, bu fikirlerle marşın sözlerini ve müziğini birlikte yarattım. Edebiyat konusunda güvendiğim dostlarıma, başta redaktör, şair, yazar Adnan Algın’a -teşekkürlerimle- danışarak ufak tefek düzeltmeler yaptım. Son halini verdikten sonra çoksesli koro ve senfonik orkestra için düzenlemeye koyuldum.

Türk öğündü, çalıştı ve güvendi
Cumhuriyeti bugüne getirdi
Yüz yıl boyunca yıkılmak istendi
Yüz yıldır onurla ulus direndi

Türkiye, Türkiye
Her zaman yürü ileriye
Yarınların aydınlanır
Ulaştıkça her genç bilgiye

Cumhuriyet fikri hür, vicdanı hür
Rehberi bilim olanlarla yürür
Ne zaman başka yollara sapılsa
Sonunda ufku Atatürk'le görür

Türkiye, Türkiye
Her zaman yürü ileriye
Yarınların aydınlanır
Ulaştıkça her genç bilgiye

Türk insanı ekmeği bölüşendir
Dara düşene elini verendir
Bin kere daha bölünmek istense
Her seferinde birleşip yenendir

Türkiye, Türkiye
Her zaman yürü ileriye
Yarınların aydınlanır
Ulaştıkça her genç bilgiye

Nasıl hayata geçti?

30 Ağustos günü Çeşme’de tatildeyken bir otelde bulduğum piyanoda kendim çalıp söyleyerek fikir vermek amaçlı bir kayıt oluşturdum.

Ardından bu kayıtla birlikte sosyal medyada bir çağrı başlattım. Müzikist adlı sivil toplum kuruluşunun ve benim müziğime inanan pek çok dostumun desteğiyle bu çağrıyı yaydık ve bir kayıt projesi hayata geçirdik.

Kayıt günü prova

İlk etapta İstanbul’da hazır bir koro ve hazır bir orkestrayla, para ödemeyeceğim bir salonda eserimi kaydetme seçeneğini değerlendirdim. Sağ olsun, dostlar bana bu imkanları sunmaya hazırdılar. Ancak zor olanı seçtim:

Bu marş “Türkiye”nin bir marşı olacaksa, belli birkaç kişi veya kurumun girişimiyle değil, Türkiye’nin, Türk insanının imecesiyle hayata geçmeliydi, Kurtuluş Savaşı’nın kazanıldığı gibi. “Falan holding gururla sunar” ibaresi olmamalıydı ardında. Bu nedenle projenin masrafları eşimden, dostumdan, onların dostlarından -kiminden az, kiminden çok, herkes gücü yettiğince- toplayabildiklerimle; sosyal medya çağrıma cevap veren nice vatandaşın ve tek başına imzaya sahip çıkma kaygısı gütmeyen birkaç kurumun katkılarıyla karşılandı.

Bakır nefesliler

Bu marş cumhuriyetimizin bir yıldönümü marşı olacaksa, cumhuriyetimizin temellerinin atıldığı yerde hayata geçmesi daha anlamlı olur, diye düşündüm. Bu nedenle her şeyin elimin altında olduğu İstanbul’dan Ankara’ya geçtim ve Atatürk’ün müzik devriminin bir mihenk taşı olan Ankara Devlet Konservatuvarı’nın salonunda kaydı planladım.

Bu marş Türkiye’nin içinde bulunduğu “ahval ve şerait”in farkında olan ve bu konuda elini taşın altına koymayı benim kadar görev sayanların sesi olacaksa, onun icrası da aynı duyguları, aynı ülküyü paylaşan müzisyenlerin elinden çıkmalıydı. Üstelik bunu yaparken bir rahatlık bölgesinde daha feragat etmiş oldum: Kalabalık kadrolu çok sesli bir eseri seslendirmenin en güvenilir yolu oturmuş, birlikte müzik yapmaya alışkın üyelerden kurulu bir koro veya orkestrayla olur. Ancak böyle bir oluşumun üyelerinin her birinin kalbinin aynı dava için çarptığından her zaman emin olamazsınız. Bu nedenle koroyu ve orkestrayı kendi kriterlerime göre sıfırdan toplamaya ve gönüllülerden oluşturmaya karar verdim. Yer alacak herkes için belli müzikal standartlara uygun düzeyde olmanın yanı sıra Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı olmayı şart koştum.

Çellistler

İnternet çağrıma cevap veren, İzmir’den Şırnak’a kadar Türkiye’nin dört bir yanından Atatürkçü müzisyenler bu proje için Ankara’ya geldi. Ankara dışından gelenleri evlerinde misafir etmeleri için dostlarımı seferber ettim. Annemin Ankara’daki evini de alabildiğine doldurdum. Yetmeyen noktada nakdî sponsorluklarla otel tutuldu.

Ankara’da bir gün prova yaptık, ertesi gün ses ve görüntü kaydı aldık ve dağıldık. Prova arasında müzisyenlerime sunduğum öğle yemeğinin bile Atatürkçü bir firma tarafından sağlanmasını temin ettim.

Kontrbasçılar

Eser ulusuma armağanımdır. Her zaman, her yerde, izin istemeksizin ve telif ödemeksizin icra edilebilir. Müzik öğretmenleri ve koro şefleri bu marşımın çeşitli çalgılar için farklı versiyonlarının notalarını ve eşlik kayıtlarını internet sitemden ücretsiz temin edebilir: Hakanalitoker.com

Spotify ve diğer dijital mecralarda da mevcut.

Ç. Esin Akıllı provayı yönetirken

O veya bu şekilde destek veren, teşekkür etmem gereken isimlerin listesi uçsuz bucaksız! Bana müzisyen bulan, adayları deneyip eleyen, ben şeflik bilmezken elimi kolumu nasıl sallayacağımı kaşla göz arasında öğretmeye çalışan ve her işe koşturan geleceğin kadın şeflerinden Ç. Esin Akıllı’dan tutun, tatili ve Eylül-Ekim aylarını burnundan getirdiğim karım Naz Evren’e kadar… Burada sıralayarak sizi sıkmayacağım;  videonun sonunda hepsinin adlarını alfabetik sırayla okuyabilirsiniz. Videoda bir kişinin adını yazmayı unutmuşum! Ankaralı tonmayster dostum Levent Kent’e -özür dileyerek- ses kayıt ekibine verdiği destek için huzurlarınızda teşekkür ediyorum.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramınız kutlu olsun!

İlgili İçerikler