Sevgili okur! Ne tarz müzik dinlersiniz? Caz? Alaturka? Arabesk? Türkü? Klasik? Rock? Pop? Etnik? Diğer?
Tüm bu müzik türlerinin, dahası, radyoyu, televizyonu, interneti açtığınızda karşınıza çıkabilecek binbir müzik türünün yüzde 95'inin ortak yanı nedir, bilir misiniz?
Ahenk!
Aralarındaki tüm farklılıklara rağmen, bunların hepsi ahenkli müziklerdir. Bu nedenle hepsinin milyonlarca dinleyicisi, seveni vardır.
Ahenksiz müzik nadir bulunur. 20. yüzyılın başlarında icat edilmiştir, Klasik Müzik çevrelerinde adına "atonal müzik" denmiştir ve hiç bir zaman geniş kitlelerce benimsenmemiştir. Bir dönem "entelektüel" çevrelerde moda olmuşsa da bu çevre pek büyüyememiştir. Bunun sebebi, bu insanların sahip oldukları "zevk"in çok az insanın anlayabileceği kadar rafine olması değil, doğaya ters olmasıdır. Açıklayacağım...
Önce müzikte ahenk nedir, nasıl tespit edilir, ahenk algımızı yönlendiren fizik yasaları nelerdir, bunlara dalalım.
Ahenk testi
Size herhangi bir bilgi sunmadan önce bir kaç müzik parçası dinleteceğim. Lütfen linklere tıklayıp kulak verin*. Baştan sona dinlemeniz gerekmez. Her birini birer dakika dinleyip geçebilirsiniz. Bunların hepsi farklı müzik türleri. Bazıları sevdiğiniz türler olduğu için hoşunuza gidebilir, bazıları sevmediğiniz türler olduğu için hoşunuza gitmeyebilir. Ancak kendi zevkinizi bir kenara bırakarak şuna odaklanmanızı rica ediyorum: Bu örneklerden hangisinde ahenk yok? İçlerinden iki veya üç tanesi size belli oranlarda "ahenksiz" gelirse içlerinden en ahenksiz olanını seçin. Hangisi kulağınızı daha çok rahatsız ediyor? Sizce neden olabilir?
3- Amjad Ali Khan - Yağmur Ragası
4- Arnold Schönberg - Peripetie
5- Bill Evans - Waltz for Debby
7- Edvard Grieg - Keman ve Piyano için Sonat No. 3. Op. 45, 2. bölüm
9- Kantemiroğlu - Hüseyni Peşrev
10- Maya Tapınak Flütü (doğaçlama)
11- Necil Kazım Akses - Dağlar
12- Wolfgang Amadeus Mozart - Klarnet Konçertosu
Hangisini seçtiniz? Doğru cevap yazının sonunda;)
Burada bir parantez açmam gerekiyor. Ahenk göreceli bir şeydir. Hiç bir müzik yüzde 100 ahenkten yoksun olamaz. Ancak yüzde 100 ahenkten yüzde 0.00001 ahenk oranına doğru -aslında sonsuza doğru- giden müzik örnekleri vardır. "Ahenkten yoksun" derken genel anlamda, kulağı rahatsız edecek kadar az ahenk var, demek istiyorum. Yoksa, bütünüyle ahenkten yoksun bir müzik yaratmak teknik olarak çok zor, belki de imkansızdır.
Ahenk nedir?
Ahenk, birden fazla sesin (en az iki) aynı anda tınlaması sonucu duyduğumuz ses kombinasyonlarının üzerimizde bıraktığı etkidir. İki sesin bir arada tınlamasına biz müzisyenler "aralık" deriz. Üç veya daha fazla ses (her biri farklı nota olduğunda) ise "akor" oluşur.
Aralıklar, iki sesin arasındaki mesafe ölçülerek sınıflandırılır. Bu teknik konunun detaylarına fazla girerek sizleri sıkmayacağım, ancak müzik eğitimi olmadan her okurun anlayabileceği şekilde bizi ilgilendiren kısmına ilişkin birkaç kavramı açıklamam gerekiyor:
Aralıklar kendi aralarında ikiye ayrılırlar: Konsonant ve dissonant. Birlikte "hoş" tınlayan, duyana kendini "iyi" veya "dengede" hissettiren ses aralıklarına "uyumlu aralıklar" veya "konsonant aralıklar" deriz. Kulak tırmalayan, dinleyeni rahatsız eden, veya belki daha nötr tabirle kulağımızı "provoke eden" aralıklara "uyumsuz" veya "dissonant" aralıklar denir. Bu 30 saniyelik videoda konsonant ve dissonant aralıkların aralarındaki farklı net bir şekilde duyabilirsiniz.
Müzikte ahenk
Bütün müzikler aralıklarla yapılır. Herhangi bir eserde veya doğaçlamada alt alta kullanılan aralıkların ne kadarının uyumlu, ne kadarının uyumsuz olduğu, dinlediğimiz müziğin ne kadar ahenkli olduğunu belirler. İşin özü bundan ibaret.
Burada "müzik ne kadar ahenkliyse o kadar iyidir" gibi bir yargıya varmıyorum. Kaliteli müzik -ve kaliteli sanat- her tür malzemeyle yapılır. Malzemeyi nasıl kullandığınız esastır, hangi malzemeyi kullandığınızdan ziyade. Bununla birlikte, insanı doğal olarak rahatsız eden bir unsuru çok fazla üst üste kullanırsanız, yarattığınız sanat ne kadar şahane de olsa, insanlar ister istemez ona uzun süre katlanamazlar. Baştan sona ahenksiz kalmakta ısrar eden bir müzik dinlemek, tamamı dehşet verici tablolardan oluşan bir sergi gezmek gibidir. O müzik de, o tablolar da usta elinden çıkma şaheserler olabilirler, dramatik bir anlatının içindeki olumsuz bir sahneyi gayet başarıyla ifade edebilirler. Ancak bunun dozu önemlidir. Bu konuyu tarihsel bağlamı içinde gelecek haftaki yazımda ele alacağım.
Zevk meselesi mi?
Bir müziği sevip sevmemek zevk meselesidir. Zevkler ve renkler tartışılmaz. Bazı şeyler bazı nedenlerle bazı kulaklara cazip gelir, bazı kulakları rahatsız eder. Örneğin ergenlik yıllarımda bağlamanın sesi beni rahatsız ederdi, mide bulantısının verdiği hisse benzetirdim bu sesin üzerimdeki etkisini! Nedenini açıklayamam. Sonradan geçti, çokça dinlediğim Aşık Veysel ve Ruhi Su kasetlerim oldu. Aynı yıllarda bateri, bas gitar ve elektro gitar sesi beni rahatsız ederdi; nedenini biliyorum: popüler müziğe karşı önyargılı olduğum için, o kültürü anımsatacak en ufak bir ses bana tiksinç geliyordu. Zamanla bu önyargımdan da kurtuldum, müziği ayrımcılık yapmadan algılar ve dinler oldum. Yine de bazı müzikler -kaliteli bile olsa- zevkime hitap etmeyebilir. Bu normaldir. Herkes böyledir.
Ancak ses aralıklarının üzerimizdeki bıraktığı etki zevk meselesi değildir. Aralıkların uyumlu veya uyumsuz olması sesin doğasıyla ilgili bir olgudur, "doğuşkanlar"la ilgilidir.
Sesin fiziği: Doğuşkanlar
Doğada hiç bir ses yalnız değildir. Bir deniz kabuğunu kulağınıza dayadığınızda duyduğunuz uğultu, bir cam bardağın kenarına bıçakla vurduğunuzda duyduğunuz çınlama, veya ıslık çalarken çıkardığınız ses, insan kulağı tarafından "tek" bir nota gibi algılanır. Oysa hiç biri tek bir notadan ibaret değildir. İster doğal yolla elde edilmiş olsun, ister insan icadı bir çalgıdan veya aygıttan çıksın; duyduğumuz her bir ses, her nota, kendi içerisinde sonsuz sayıda başka notayı barındıran bir komplekstir.
Kulağın ilk algıladığı notaya "temel ses" veya "kök ses" deriz. Diğer sesler bu temelden yukarı doğru ve belli bir sırayla dizilir ve sonsuza doğru giderek tizleşerek (incelerek) devam eder. Bu seslere de temel sesin "doğuşkanları" veya "doğal armonikleri" deriz.
Doğuşkan sesler, temel sesten yukarıya doğru ilerledikçe aralarındaki aralıklar giderek daralır. Hatta, matematikteki Fibonacci serisine benzer bir oranla daralarak tırmanırlar; yani doğada pek çok yerde karşımıza çıkan altın oran prensibi burada da bulunur.
Dahası, doğuşkanlar ana sesten uzaklaştıkça, ana sesle ve birbirleriyle aralarındaki aralıklar uyumludan uyumsuza doğru gider. Yani temel sesin üzerindeki ilk doğuşkanın temel sesle arasındaki aralık, evrenin bize sunduğu en uyumlu aralıktır. Ondan sonraki ses de gayet uyumludur ama nispeten ilkine göre bir tık daha az uyumludur. 7. doğuşkandan itibaren kulağı rahatsız etmeye başlarlar, 10. doğuşkandan itibarense insanı çileden çıkaracak aralıklar çıkar karşımıza.
Diğer bir deyişle, kulağa en tatlı gelecek aralıklarla en rahatsız edici olanları hepsi bir arada, duyduğumuz her sesin içindedir!
Peki öyleyse neden duyduğumuz her ses bir keşmekeş gibi gelmiyor bize? Çünkü kulak bunları sentezliyor, beynimiz bu kompleks yapıları indirgiyor, tek bir notaymış gibi algılıyoruz. Bir de, köpekler gibi hassas kulaklarımız olmadığı için, sesin doğuşkanları içinde fazla yukarılarda kalan uyumsuz aralıkları duymuyoruz bile.
Ancak müzik yaparken -veya herhangi iki sesi yan yana getirdiğimizde- o uyumsuz aralıkları aynı anda net ve güçlü bir şekilde duyabiliriz ve bundan rahatsız olup "kapat şunu! Kafam şişti!" diyebilir, veya "Hmmm, değişikmiş..." diyerek mazoşistik bir zevkin tadını çıkarabiliriz:)
Diğer seçenek: müziğimizin armonisini ağırlıklı olarak daha uyumlu aralıklar üzerine kurgularsak insana kendini daha "iyi" hissettiren bir dinleme deneyimi sunabiliriz.
Sonuç olarak, ahengin kaynağı budur! Ahenk algımızı yönlendiren doğanın bize sunduğu doğuşkanlar dizisidir. Müzik yaratıcısının doğuşkanları ne şekilde değerlendirdiği, ortaya çıkan müziğin üzerimizde ahenkli veya ahenksiz -daha doğrusu çok ahenkli veya az ahenkli- bir etki yaratmasını belirler. Bu da doğrudan duygularımıza etki eder.
Yanlış anlaşılmasın; müzik çok karmaşık bir şeydir; duygularımızı etkileyen yegane tarafı ahenk oranı değildir. Ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim: ister usta elinden çıkma olsun, ister amatör; ahenk oranı düşük -yani dissonant ağırlıklı- bir müzik insanın mutluluk, coşku, huzur gibi olumlu duygularını betimleyemez ve tetikleyemez. Bizler evrendeki her şey gibi titreşen varlıklarız. Uyumlu aralıklardan oluşan ses dalgaları ile birlikte titreşmenin, onlarla “rezonansa girmenin” üzerimizde olumlu etkileri vardır, uyumsuz aralıklarla (dissonanslarla) birlikte titreşmek ise belli bir dozdan sonra asabımızı bozabilir;)
Doğuşkanları duyuyor muyuz?
Kulağımızı eğiterek bir sesin doğuşkanlarını "fark etmeyi" başarabiliriz. "Duymayı" demiyorum, çünkü onları zaten hepimiz duyuyoruz. Eğitimli bir kulak, tek sesin içindeki bazı doğuşkanları (en fazla 3-5 tanesini) ayırt etmeyi başarabilir. Leonard Bernstein (İngilizce olarak) bu kısa videoda bunu algılamamıza yardım edecek bir yöntem sunuyor. Elinizin altında akustik bir piyano varsa (dijital olmaz) bu deneyi siz de yapabilirsiniz.
Bir başka deney: sessiz bir odanın içinde pes (kalın) bir ses kaynağının çıkardığı tek bir sesi uzun süre dinleyin. Önce tek ve kalın bir nota duyarsınız, bir süre sonra odanın için majör bir akor çınlamaya başlar. Bunu bir piyanonun alt oktavlarındaki bir tuşa sürekli basarak yapabilir (tercihen en alttan 10-15 tuş yukarısı), bir udun veya tamburun bam teline basarak da yapabilirsiniz.
Orta Asya Türk topluluklarından Tuvalılar, insan sesinin doğuşkanlarını kulakla ayırt edilir hale getiren bir teknik kullanırlar. Bu videodaki çocuğun (sonra da adamın) ağzından tek bir ses çıkıyor: oldukça pes bir ses -insan ağzıyla aynı anda iki ses çıkaramaz-. Ancak bir süre sonra, o kalın sesin içinden ıslık gibi tiz bir başka ses daha çıkıyor. Hatta, o ıslık sesini farklı notalar üzerinde gezdirerek bir ezgi bile meydana getirebiliyorlar! Yaptıkları şey, çıkardıkları pes notanın doğuşkanlarıyla oynamak.
Doğuşkanların doğada nasıl var olduklarına, nasıl işlediklerine ilişkin gayet net ve kısa bir bilimsel açıklama için bu videoyu tavsiye ederim. Sadece 7 dakika sürüyor. Başında Do notasının ilk 10 doğuşkanını duyuyoruz. Buradaki ahenge dikkatinizi çekerim! Bu videonun ilk 15 saniyesini bir saat boyunca dinleseniz bedeninizdeki hücrelerin şifalanacağını iddia ederim! Rast ve Segah makamları ahenklerini buradan alırlar ve bu ahenk udilerin, tamburilerin, bağlamacıların ara sıra karar sesinin altında bastıkları 2 veya 3 telli aralıklarda kendini belli eder.
* * *
Bu yazının sonuna geldiyseniz, yukarıdaki ahenk testinin doğru cevabını veriyorum: En ahenksiz olan 4 numaraydı: Schönberg, atonal müziğin babası:) Korku filmlerinin dehşetli sahneleri, o ve ardıllarının sayesinde Mozart veya Wagner'in bize asla sunamayacakları kadar etkili bir müzik diline kavuştu. Ancak bir bestecinin tüm kariyerini bu tür bir "ahenk" üzerine kurmasının sonuçlarını gelecek hafta konuşacağız...
*Yeri gelmişken, zaman zaman metinlerimin ortalarında beliren mavi renkli yazıların ne anlama geldiğini bilmeyenler için açıklayayım: bunların hepsi birer linktir, efendim. Üzerlerine tıklayınca genellikle anlattığım konuya örnek oluşturan bir YouTube videosu çıkar karşınıza. Annemin bu linklerin farkında olmadığını öğrenince, kendisinin eli öpülesi saygıdeğer yaşıtları için de bu açıklamayı yapma gereğini duydum:)


