Gezegenimizde yaşamın gelişmesi için 3,5 milyar yıl geçmesi gerekti. Başlangıçta denizler tek hücreli canlı yapılara ev sahipliği yaptılar. Yaklaşık 500 milyon yıl önce bir sıçrama oldu ve bu basit canlılar uzantılar geliştirdiler ve sonra yaşam çeşitlendi.
Hareket kazanan canlı, varlığını korumak ve yönetmek için bir organ geliştirdi: Bu beyin idi.
Daha sonra bu yeni organ, uzantılarını kullanarak çevreden aldığı bilgileri bir deneyime dönüştürme yeteneğine sahip oldu. Renkler, sesler, kokular ve tatlardan yarattığı bu deneyimleme yeteneği sayesinde canlı yapı acı ve mutluluğu hissetmeye başladı. Zamanla merak, üzüntü, rekabet ve kaygı gibi başka duygular geliştirerek bir farkındalık sahibi oldu.
Ve bu farkındalık durumu ile varlık, “bilinç” kazandı.
Bilinç nasıl oluşur?
Bilinç, bilimin en zor sorusudur!
Bu eşsiz farkındalık duygusu, yaklaşık birkaç kilo olan bir organın içinde nasıl oluşuyordu?
Bilinç üzerine kafa yoran bilim insanları onu tanımlamakta zorlandılar.
Biliyorsunuz insan beyni, büyük ölçüde birbirinin ayna görüntüsü olan simetrik iki yarım küreden oluşur. Her biri vücudun karşı tarafını kontrol eder; duyular tarafından iletilen sinyalleri alır, işler ve bu şekilde iki yarımküre arasında sürekli bilgi akışı sağlanır.
Günümüzde bilincin nasıl üretildiğine ilişkin çok sayıda teori bulunmaktadır. Bunlar bilincin kendisini anlama yolundaki binlerce yıllık arayışın bir özeti olmakla birlikte sinirbilimciler hâlâ tek bir açıklama üzerinde uzlaşabilmiş değiller.
Bu süreçte bilinç konusu genellikle yalnızca insanı merkeze alarak incelendi; çünkü var olduğundan emin olabileceğimiz tek bilinç kendi bilincimizdi.
Oysa diğer canlı yapıların da bilinç sahibi olduğu konusunda genelde bir fikir birliği var. Türler arasındaki bilinç düzeylerini karşılaştırmak, bilincin neden ve nasıl var olduğu konusunda ışık tutabilir. Ancak bu çok kolay değil.
Şimdilerde ise bilinci taklit edebilen konuşan makineler üretildi; bazen onların gerçek olup olmadığını anlayamıyoruz. Yapay zekanın bilinçli olabileceğini söyleyenler de oldukça çok. Acaba bir yapay zeka, kolu kırıldığında acı hissediyor mu?
Muhtemelen hayır!
Şimdilik!

Bilim neden çaresiz?
Bazı soruların nesnel cevapları olabilir, ancak duygu ve deneyimlerin ölçümü konusunda bilim yetersiz kalıyor. Bunun başlıca nedeni, bireyin duyguları, düşünceleri ve benlik algısı gibi bilişsel durumların bilimsel yöntemle incelenmesinin çok zor olması.
Bilim, neden-sonuç ilişkisini öne alan, varlığın özünün ve temel yapı taşının maddi olduğundan hareketle deterministik bir felsefi dünya görüşüne göre gelişmiştir.
Biliyoruz ki bizim bilinçli deneyimlerimiz bedenimizden ve çevremizden gelen sinyaller ile şekilleniyor ve öngörülemeyen farklı sonuçlar verebiliyor.
Belki de bu nedenle bilim insanları, uzun süre bilinç gizeminden uzak durdular.

Dış etkileşimler olmadan bilinç var olabilir mi?
Bilinç üzerine çalışan araştırmacılar, uç bir düşünce deneyi geliştirdiler. “Acaba dış dünyayla etkileşimler olmadan bilinçli deneyim olabilir mi?”
Uyanık ve canlı olmak bilinci nasıl etkiler?
Yani beden ve dış dünyadan gelen uyarılar olmadan, vücuttan izole ve yalnızca beyin olması halinde bir bilinç var olabilir mi?
Araştırmacılara göre bu mümkün; hemen rüya örneğini veriyorlar. Rüyalar sırasında beyin büyük ölçüde duyulardan kopuktur ama bilinç bir şekilde devam eder.
Eğer beyin, bilinç üretirken bir bedene ihtiyacı yoksa o zaman kavanoz içinde bir beyin neden bilinç üretmesin?
Bunu anlamak amacıyla bilim insanları beyin ameliyatı geçiren insanları inceleyerek bu düşünce deneyini test etmeye çalıştılar. Bu çalışmada, vücuttan izole edilmiş bir beyin yarımküresinde ağların şaşırtıcı derecede sağlam kaldığı, ancak bireyin garip ve derin bir uyku durumuna girdiği belirtiliyor. Sonuçlar, sözkonusu beyin bölgesinin bilinçli olup olmadığını henüz kanıtlayamasa da, beynin bu bölümünün bağlantısı kesildiğinde beyin dalgalarının görüldüğüne ilişkin ipuçları sunuyor.

Boltzman Beyni
“Yalnızca beyin olması halinde bir bilinç var olabilir mi” sorusu hemen akla bir başka düşünce deneyini getiriyor: “Boltzman Beyni."
Sonsuz Maymunlar Teoremi’nde, maymunların Hamlet yazma olasılığının olması gibi sonsuz sayıda atom, sonsuz bir süre boyunca kendilerini düzenlemeye devam ederlerse, bir gün kendi varlığını düşünmeye başlayacak zeki bir yapı oluşturacaklardır. Bu Boltzman beynidir ve istatistik bunun mümkün olduğunu söylüyor.
O zaman, Büyük Patlama'dan hemen önce bilinçli, kendi varlığının farkında olan bedensiz bir yapının ortaya çıkmış olması olasıdır ve dahası, bunun olması, bütün bir evrenin ortaya çıkmasından çok daha olasıdır, deniyor.
Bu da bizi “holografik evren” fikrine götürüyor.
Bugün klasik bilim, bilinç karşısında çaresiz; gizem sanılandan çok daha derin ve varoluşsal bir bilinmezlik sergiliyor. Muhtemelen diğer tüm sorularımızın yanıtı da onun içinde gizli!
Kaynakça
https://t24.com.tr/yazarlar/gunec-kiyak/boltzmann-beyni,40551.
https://www.famousscientists.org/ludwig-boltzmann/
https://bigthink.com/13-8/the-key-problem-with-the-brain-in-a-vat-thought-experiment/
https://www.thoughtco.com/what-is-the-anthropic-principle-2698848text=Ostwald%20led%20the%20opposition%20to,statistical%20nature%20of%20his%20reasoning.


