Bir Karaköy gezisi yazacaktım bu yazımda…
Ancak olamadı. Daha doğrusu yarım oldu, eksik oldu; artık bu seferlik böyle.
Gündüz Karaköy'e varabilseydim, neler görüp neler anlatacaktım ama programın akşam akışındaki yerleri ziyaret edebildim ancak.
İstanbul Modern'in eski binasındaki yeni halini ziyaret edecektim, Schenidertempel'ı ve Galeri 77'yi gezecektim…
Üstelik tüm günümü Karaköy gezisi için ayırmıştım. Çok istekli ve heyecanla yola çıkmıştım.
Aynı şeyleri dönüp dolaşıp söylüyorum. Resmen geviş getiriyorum. Affedin, sinirimden. Tüm günlük programımı becerebilseydim; ah, ah…
Hayat, biz planlar yaparken başımıza gelenlerdir
Metro istasyonunun önündeydim. Park edecek yer arıyorum, cebimsi bir alandayım. Bu alan genişçe bir yer, iki sıra araba var. Ben ikinci, dışarıdaki sıradayım. İç sıradakiler, diklemesine park etmişler. Benim hemen yanımdaki araç, geri geri hareket ediyor. Azıcık önüm açılsın, ilerleyeyim derdindeyim…
Her şey son hızla gerçekleşti. Yavaş yavaş hareket etmekte olan araç, bir anda dördüncü vitese taktı resmen. O hızla da benim aracıma gümmmmm diye çarptı!
Bakınız, fotoğraftaki beyaz araç benim, diğer araç da zaten belli!

İndim, "keşke geri giderken baksaydınız" dedim. Sakinim. Ne bir tehdit, ne bir kavga halim var.
Sürücü olan adam arabadan indi.
- Ne var yani, görmedik işte!
Bağırıyor bir yandan. Üzerime yürüyor. Ne dediğini çok algılayamıyorum. Arabama durduk yerde, gündüz saati, olmadık şekilde çarpmış. Bana hesap soruyor.
- Bak, sen bana çarptın. Sinirli olan da sensin. Sanki ben senden özür dilemek zorundayım şimdi…
- Dileyeceksin tabii… Sen özür dileyeceksin. Dağıtırım burayı, görmedik işte. Ne olacak?
"İtle dalaşılmaz"
Sevdiğim sözler geldi aklıma. "İtle dalaşma" derdi annem hep. Bir de sevdiğim İngilizce bir sözü hatırladım: "Asla bir domuzla güreş tutma. İkiniz de kirlenirsiniz ve domuz bundan çok zevk alır!"
Böyle bir durumda İngilizce söz ne ayak aklına geldi, diyeceksiniz şimdi. Lüküs Hayat'tan da bayıldığım bir repliğin yeri geldi, kullanayım bari: "Bizim evde kedilerrrr bile Fransızca konuşur!"
Neyse, arabada tutanak vardı yani, emindim. Yokmuş meğer. İlerideki taksi şoförüne rica ettim, çok efendi bir adam çıktı. Hemen çıkarttı verdi. Zorla okuması yazması olan "adam"la oturup tutanağı tuttuk.
Tabii araba onun değil, tabii araç sahibine telefonla ulaşılamıyor, sigorta şirketi bir türlü öğrenilemiyor, falan filan.
Her satırda aşılması gereken zorluklar vardı. Bir şekil tutanak tutmayı, imzalatmayı, ehliyetinin fotoğrafını çekmeyi başardım. Ama bir saatten fazla zaman geçmişti. Bir de sevdiğim arabamı yaralı görmek beni fena halde incitmişti. Arabamla olan özel ilişkim her erkekle aynı.
Olayı büyütmeyeyim, uzatmayayım, hemen aksiyon alayım diye sigortacımla konuştum. Yakınlardaki yetkili servis bayiinin adresini alarak yola koyuldum.
Bu yollar aşılmaz
Cendere Yolu'nun Ayazağa çıkışını kapatmışlar, asfaltı deliyorlar. Bir sonraki çıkış Göktürk kavşağı!
Ne yapacağımı bilemedim, sağdan yukarı çıkan bir dar çıkış buldum. Şantiye içinden ilerleyen bir yol. İşçilerden birine sordum, abi düz git çıkarsın, dedi.
Gittim, gittim. Daracık bir yolda, kocaman bir kamyonun tıkadığı kavşakta kalakaldım. Önce kamyon ilerleyecek ki bizler yolumuza gidebilelim. Yol çok dar, ancak bir araç geçer. Kamyon çok yüksek ve çok geniş. Bazı gecekonduların ikinci kat balkonlarına sürtünerek, milim milim ilerliyor. Yol boyu sağlı sollu park etmiş arabaların da kapıları çiziliyor, aynaları kırılıyor, kaportalar yamuluyor; kamyon şoförü oralı bile değil.
Allah'ım bir kabusun içindeyim sanki. Yıldızların ters köşe yaptığı bir gün bugün. Ayazağı'ndaki daracık, çarpık çurpuk sokaklarda, iki saat kadar çarpılmış arabamın içinde öylece kalakalmış bir durumdayım.
Aklımdan tabii ki İngilizce sözler geçiyor:
- Oh my God, what the hell!
- Murphy's Law!
Her gecenin sabahı var
Kesin bilgi: Her şey Arapsaçına dönüp içinden çıkılmaz bir hâl alır önce. Baş karakter olayları çözme konusunda gereken çabayı, inatçılığı, kararlılığı gösterinde; problemler birer birer çözülür.
Ben de inatla bekledim. Radyo dinledim, mesajlarımı okudum, onları cevapladım.
Bir saat kadar sonra kamyon bir şekilde hareket etti, ben de Atatürk Oto Sanayii'nin labirent sokaklarında buldum kendimi.
Buna da şükür, yani Thank God!
Son basamak, yine bir problem çözülür
Filmlerde de destanlarda da aynı formül vardır; baş karakter son aşamaya geldiğini zannettiği esnada, beklenmedik bir problemle daha karşılaşır. Benim günümde de öyle oldu. En nihayetinde ben de kendi destanımın baş karakteri, esas çocuğu, yakışıklısıyım. Son sıkıntı, ben bunu da hallederim!
İlk bayii almadı, ikinci bayii sigorta şirketleri ile ilişki kurmuyordu.
Ne varsa eski ustalarda, eski dostlarda var; ne varsa nazın niyazın geçtiği yerde var…
Ben herhalde bir yirmi yıldır Adem'e giderim. Arabalarımda her problemi Adem halleder. Anlamıyorsa da, anlayan, arkadaşı olan başka bir ustaya götürür. Yeri gelir arabayı gelir evden alır, yeri gelir işe yakın parka bırakır. Bir de adamı severim, sohbet ederim, oturup pide yerim.
- Adem ya, baksana… Ne yapacağız?
- Merak etme abi, hallederiz. Sen kafanı takma. Bırak arabayı bana, tutanağı da ver. Ben halledeyim, bitince seni ararım. Arabaya ihtiyacın olursa da söyle, arada bir gün gelip alırsın istersen…
Arabayı teslim ettim, metro istasyonuna yürüdüm ve Karaköy'e gitmek için Şişhane durağında indim. Yarım günden çoğu gitmişti, evet; ama kalan birkaç saati de heba etmeye gerek yoktu.
Genova 1050
Aslında çok sıkıştırsam bir galeri görebilirdim. Ama içim istemedi. Hele İstanbul Modern'i falan, öyle bir saatte değil, üç saate yaya yaya, sindirerek gezme niyetimdeyim. Ayarlarım bir gün nasılsa. O yüzden Karaköy gezime Genova 1050'den başladım.
Malumunuz, bu bölge, Cenevizliler'in bölgesi. Buradaki varlıkları, 1050 yılında başlamış. Bankalar Caddesi'nde, Ceneviz Sarayı'nın hemen karşısındaki bu yeni cafe, ismini kurulduğu bölgeden ve köklerini saldığı tarihten almış.
İş çıkışında yoğun, ama sabah 8'den gece 12'ye kadar açık. Kahveler İtalya'da yerel bir dağıtıcı firmadan geliyor. Rus mutfağının vazgeçilmezi Medovik pasta, çok seviliyor. Lotus cheesecake, tiramisu, canoli de çok iddialı. Birkaç tatlının ucundan tadına baktım. Malum diyet. Müthişti hepsi.
Uzun cafe sohbeti, nefis kahveden sonra akşam bastı. Uzun bir günün akşamı. Karnım çok aç artık. Hemen yandaki The Galata Otel'in içindeki Mesai'de masamız hazır.


Manzara, full İstanbul
Uzun zamandır adını duyduğum bir restoran burası. Ancak kısmet oldu, olağanüstü manzaradaki masamıza kuruldum.
Kebap, Akdeniz mutfağı, mezeler… Menü, beni benden aldı. Uzun incelemeler sonucunda masamıza gelen tabakları seçtik: Yabani ot kavurması, limon ve portakal asidinde pişmiş hardal soslu bonfile, isot reçelli çiğ köfte, avokado kremalı levrek turşusu…
Offff!
Yetmedi, bir de ortaya karışık salata. Bol baharatlı tereyağı topları, top top yenebilir, o derece. Mutabbel diye bir yemek var, çok ilgimi çekti, dayanamadım onu da söyledim. Köz patlıcan, kaya biberi, sarımsak ve maydanozlu bir meze. Bir de Adalı: Üç çeşit peynir, ceviz ve fıstıklı bir meze. Pöçlü pide aklımda kaldı mesela. Ama masamız Ayasofya, Topkapı Sarayı, Eyüp Sultan, Yeni Camii ve binlerce yıllık yaşanmışlığa bakıyor. Her defasında kalbim başka türlü çarpıyor.
Tadına doyulmaz bir gece. Sabahki yaşadıklarım çoktan anılarda kaldı. C'est passé!


Kişi başı 1000 TL
İkişer kadeh içki dahil kişi başı bin lira hesap ödendi. Bu kadar çok beyaz yakalı, bankacı ve yöneticinin burayı tercih etmeleri maaşların iyi seviyelerde olduğunu söylüyor bana. Ayrıca İstanbul artık o kadar pahalı ki, kulaklarımıza çalınan büyük hesapları maalesef normalleştirdik, kafamız kabul etmeye başladı.
Burayı çok sevdim, geç keşfettim, ama iyi keşfettim. Bundan sonra beni arayan buraya sorabilir.
Hadi bir söz daha aklıma geldi, İngilizce, son olsun: Better late than never!
Hayat bundan sonra güzel olsun. Bu manzara, bu tarih, bu güzellik hep benimle ve sizinle olsun.

|
Fatih Türkmenoğlu kimdir? "Her Perşembe Saat 4'te", "Hayat Gezince Güzel", "Türkiye'de Görülmesi Gereken 101 Yer", "Amerikan Rüyası Tabirleri", "Üç Kuruş Fazla Olsun Kırmızı Olsun" adlarıyla beş kitabı yayımlandı. ABD ve Türkiye'de yaşıyor. Evli ve iki kız çocuk babası. |



