Her şey Bedri Rahmi'nin Paris'te çaldığı kapıyı açmasıyla başladı; 'yabancı gelin' Eren Eyüboğlu nasıl Anadolu'nun ressamı oldu?
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Her şey Bedri Rahmi'nin Paris'te çaldığı kapıyı açmasıyla başladı; 'yabancı gelin' Eren Eyüboğlu nasıl Anadolu'nun ressamı oldu?

"Erken Cumhuriyet ideolojisinin ve geç Osmanlı’dan başlayan Batılılaşma hareketinin bir uzantısı olarak yüzümüzü Batı'ya döndüğümüz, sanatçıların Anadolu motiflerine inmeyi biraz hor gördükleri bir dönemde; Eren Eyüboğlu bu angajmanlardan uzak kalarak Anadolu’yu resmetmeye doyamamıştır"

Her şey Bedri Rahmi'nin Paris'te çaldığı kapıyı açmasıyla başladı; 'yabancı gelin' Eren Eyüboğlu nasıl Anadolu'nun ressamı oldu?
Eren ve Bedri Rahmi Eyüboğlu

Sanat tarihi kadınları “ilham perisi” diye süsleyerek de unutturmayı sever. Peri masalları elbette güzeldir, ama gerçek değildir! Eren Eyüboğlu da hayallerdeki bir peri değil, büyük bir yaratıcıydı.

Asıl adı Ernestine Leibovici olan "Romanyalı yabancı gelin"di Eren Hanım. Evet, "Yabancı gelin" denilerek de anıldı, ancak Anadolu onun resimleriyle bambaşka renklerde dile gelecekti.

Eren Hanım, bir dönem terk edilişin de, başkalarının da, başkalarına yazılan şiirlerin de gölgesinde kalmadı. Çünkü o, Bedri Rahmi Eyüboğlu ile Paris'te, henüz yolun başındayken büyük bir yemin etmişti: "Birimiz resmi bırakırsa, ayrılacağız."

Bedri Rahmi Eyüboğlu:

“Karadutum, çatal karam, çingenem
Nar tanem, nur tanem, bir tanem”

Diye yazacağı Mari'ye (Mari Gerekmezyan) gittiğinde de bu yemini bozmadı, fırçasının gücüyle dimdik ayakta kaldı. Kendisine biçilmek istenen hayatı bambaşka bir şeye çevirdi; takvimden koparılan yapraklar gibi azalmadı, aksine bu toprakların eşsiz resimlerini yaptı, erdi, Eren oldu, Eren Eyüboğlu oldu.

Onunki, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun "Eren anadan doğma ressamdır" sözleriyle taçlanan bir zaferin hikâyesiydi. 

Tutulmamış sözlerin gölgesinden sıyrılarak, hoyratlıkların karanlığını yırtarak, yeteneğinin ışığında parlayan Eren Eyüboğlu'nu ve 10 Temmuz 2026 tarihine dek Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’nde ziyaretçilerini bekleyen Yan Yana sergisini, küratörü Ömer Faruk Şerifoğlu'ndan dinleyelim.

Söyleşiyi okumak yerine izlemek isteyenler, aşağıdaki videoya göz atabilir

- Eren ve Bedri Rahmi Eyüboğlu, Türk resim sanatının önemli bir sanatçı çifti olarak biliniyor. Öncelikle bu ikilinin geçmişi ve sanat kariyerleri hakkında bize kısaca bilgi verebilir misiniz?

Bedri Rahmi Eyüboğlu ismi, Cumhuriyet Dönemi veya 20. yüzyıl Türk sanatının en önemli isimlerinden biri olduğu konusunda hepimizin mutabık olduğu bir gerçektir. Geçmişe dönüp baktığımızda, 1911 yılında Trabzon’da doğduğunu görüyoruz. Babasının görevi nedeniyle çocukluğu Anadolu’nun muhtelif şehirlerinde geçmiştir. Ancak Trabzon Lisesi’nde öğrenciyken yaşadığı bunalımlar ve sıkıntılar nedeniyle okula devam edemeyecek hale geldiğinde, o sırada resim öğretmeni olan Zeki Kocamemi’nin yönlendirmesiyle, o zamanki adıyla İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi, şimdiki adıyla Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümü'ne yönelmiştir. O yıllarda akademinin lise bölümü de var.

Dolayısıyla 1928-1929 yıllarında akademinin lise kısmına geliyor. Burada bir yıl kadar öğrenim gördükten sonra, hocası İbrahim Çallı babasına; "Bu çocuk bir yılda bizden alacağını aldı. Rahmi Bey, bu çocuğu ne yapın edin Avrupa’ya gönderin" diyor. Rahmi Bey o sırada milletvekili olmasına rağmen, çocuğunu Avrupa’ya gönderip okutmak kolay iş değil. Ancak bir şansları var; ağabeyi Sabahattin Eyüboğlu, devlet bursuyla Lyon’da Fransız Filolojisi ihtisası yapıyor. Durumdan haberdar olan Sabahattin Eyüpoğlu, babasına; "Kardeşim gelsin, biz bursumu paylaşırız; benim bursum ikimize de yeter" diyor. Böylelikle Bedri Rahmi, 1930-1931 yıllarında ağabeyinin yanına, Lyon ve ardından Paris’e gidiyor. Amacı hem sanat bilgisini ve görgüsünü geliştirmek hem de mümkün olursa bir atölyeye girip eğitim almak.

O sırada Paris’te, André Lhote atölyesinde devlet bursuyla öğrenim gören Türk ressamlarından Cemal Tollu, Sabahattin Eyüboğlu’nun kardeşinin Lyon’da olduğunu öğrenince, onu sanat eğitimi amacıyla Paris’e davet eder. Evinde bir davet olacaktır ve Bedri Rahmi’nin de buna katılmasını ister. Böylece Bedri Rahmi, Cemal Tollu ile tanışmak ve André Lhote atölyesinde eğitim alma şansı olup olmadığını öğrenmek için 1931’in sonlarında Paris’e gider. Elindeki adresle André Lhote atölyesini bulduğunda, kapıyı ona atölyede öğrenci olan Rumen asıllı Ernestine Leibovici açar. Ernestine, atölyenin "massier"si, yani sorumlu olan kıdemli öğrencisidir. Bedri Rahmi, Tollu'yu sorduğunda, Ernestine onların öğle yemeğinde olduğunu ve biraz beklemesi gerektiğini söyler.

Bedri Rahmi ve Sabahattin Eyüboğlu 

Beklerken Ernestine ona kahve ikram etmek ister. Ernestine kahve yapmaya gittiğinde, Bedri Rahmi atölyenin duvarlarındaki resimleri ve desenleri incelemeye başlar. Ernestine elinde kahveyle döndüğünde, Bedri Rahmi’nin ilgiyle duvarlara baktığını görür ve "En çok hangilerini beğendiniz?" diye sorar. Bedri Rahmi, duvardan üç tane resim gösterir. Seçtiği üç resim de Ernestine’e aittir. Ernestine, mahcubiyet ve şaşkınlıkla resimlerin kendisine ait olduğunu söyleyince, aralarında koyu bir sohbet başlar. Cemal Tollu öğle yemeğinden döndüğünde onları sohbet ederken bulur. Bunun üzerine Ernestine de o akşam Paris ve çevresindeki Türk sanat öğrencilerinin buluşacağı davete çağrılır.

O davette daha da kaynaşırlar. Rivayete göre çay, kahve veya içki; hatta bir başka rivayete göre henüz kurumamış taze boya Bedri Rahmi’nin gömleğine bulaşır. Ernestine lekeyi temizlemek için gömleği çıkarmasını istediğinde aralarındaki yakınlaşma artar ve deyim yerindeyse "ateş bacayı sarar." Böylece aralarında bir aşk hikâyesi doğar. Bu sergiyi hazırlarken fark ettim ki, daha önce Bedri Rahmi’ye dair epeyce çalışmış olmama rağmen gözümüzden kaçan bir detay varmış. İleriki yıllarda yapılan bir röportajda, Eren Hanım konuşurken Bedri Rahmi söze girer ve ailenin dahi bilmediği ilginç bir cümle kurar: "Biz evlendiğimiz gün birbirimize söz vermiştik; birimiz resmi bırakırsa ayrılalım."

Yan Yana Sergisi Küratörü Ömer Faruk Şerifoğlu

Dolayısıyla, 1931 sonunda başlayıp 1936’da evlilikle taçlanan; arada ailelerin muhalefeti, mesafeler ve zorluklarla geçen 4-5 yıllık aşk hikâyesinin sonunda evlenirken birbirlerine böyle bir söz vermişlerdir. İş Bankası Yayınları’ndan çıkan dört ciltlik Aşk Mektupları’nı okuduğumuzda, satır aralarında birbirlerine olan bağlılığı ve aşkı görürüz; ancak asıl göze çarpan, birbirlerinin resim tutkusuna olan aşklarıdır. Onlar, birbirlerinin resme olan tutkusuna tutulmuşlardır. "Birimiz resmi bırakırsa" ifadesi, aslında "birimiz diğerinden vazgeçer" anlamına gelecek şekilde sözleşmişlerdir. 50 yıla yakın beraber yol aldıklarında, her evlilikte olabileceği gibi birtakım sıkıntılar yaşanmış olsa da birbirlerinden hiç vazgeçmemişler. Nitekim 1975’te Bedri Rahmi vefat ettiğinde Eren Hanım; "Ben şimdi resimlerimi kime göstereceğim? Ben en büyük eleştirmenimi kaybettim" demiştir.

Eren Hanım, 1936’da Bedri Rahmi ile evlenerek Eren Eyüboğlu’na dönüştüğünde, Romanya ile teması yok denecek kadar azalmıştır. Eren Hanım burada kendini Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun eşi ve gerçek bir Türk ressamı kimliğiyle var etmiş, varlık göstermiştir. Devlet Resim ve Heykel sergilerinde karı-koca beraber sergileri olduğu gibi, Eren Hanım’ın müstakil sergileri de vardır. O, Türk resminin ana karakterlerinden birine dönüşmüştür. Bunun için çaba göstermiş, Anadolu’yu dolaşmaya ve Anadolu’dan resimler yapmaya can atmıştır.

Eren Eyüboğlu

Eren Eyüboğlu’nu dönemin diğer Türk ressamlarından ayıran önemli ve özel bir unsur da şudur: Erken Cumhuriyet ideolojisinin ve geç Osmanlı’dan başlayan Batılılaşma hareketinin bir uzantısı olarak yüzümüzü Batı'ya döndüğümüz, sanatçıların Anadolu motiflerine inmeyi biraz hor gördükleri bir dönemde; Eren Eyüboğlu bu angajmanlardan uzak kalarak Anadolu’yu resmetmeye doyamamıştır. Nitekim Ahmet Hamdi Tanpınar, onun için "Anadolu’yu görmüş bir Pisanello" ifadesini kullanır. Resimlerine baktığımızda, Eren Hanım’ın Anadolu’dan figürleri ve motifleri büyük bir coşkuyla boyadığını görüyoruz. Sergideki bir salonu Eren Hanım’ın Anadolu’dan resmettiği kadınlara ayırdık: Trabzonlu Gelin, Bursalı Gelin, İğdeli Gelin gibi adeta bir portreler dizisi oluşturmuştur. Mektuplarda sık sık rastladığımız üzere, Eren Hanım’ın kendine resim atölyesi gibi gördüğü ve gitmek için can attığı yer Bursa’dır. Bedri Rahmi de o bunaldığında ona "Bursa’ya git ve birkaç resim yap" diye teklifte bulunur. Sergide Bursa resimlerine de bir bölüm ayırdık, dolaşırken “serginin en güzel odası” diye anlatıyorum. Dolayısıyla Eren Hanım’ı herhangi bir Türk ressamından ayırmak, geride görmek bir yana, aksine önde görmek mümkündür. Anadolu ile bu kadar haşır neşir olmuş çok az isim vardır.

Bedri Rahmi’ye geri dönecek olursak; o da çocukluk yıllarından itibaren yolunu çizmiştir. Henüz Cumhuriyet ilan edilmeden, 1923 yılının Ağustos ayında, 12 yaşındayken günlüğüne şöyle yazar: "Galiba ben tanınmış bir ressam olacağım. Ağabeyim önemli bir edip; tatlı çevirilerini okuyacağız." Adeta geleceği görmüş, kendine yürüyeceği yolu çizmiş ve o duyarlılıkla, kararlılıkla yürümüştür. Bedri Rahmi, kendini sıfırdan, kendine özgü bir Anadolu ikonografisi yaratmaya adamıştır. Çağdaş sanat literatürüne kazandırdığı, Anadolu’dan yüzü aşkın özgün, kendi stilize ettiği motif ve figür vardır. Bu yönüyle dünya sanatında Türkiye damgasını vurmuş en önemli isimlerden biri olarak var olmuştur.

Bedri Rahmi ve Eren Eyüboğlu

- Bedri Rahmi Eyüboğlu, Eren Eyüboğlu’nun fırçasını nasıl etkilemiş ya da etkilemiş mi?

Şöyle ki, ikisi de birbirlerinden tabii ki etkilenmişlerdir. Aynı ortamda çalışıyorlar, aynı kaynaklardan besleniyorlar. Ancak bu sergide de görebileceğiniz gibi, birbirlerine yaklaştıkları yerler olduğu kadar uzaklaştıkları yerler de var. Bedri Rahmi durumu şöyle dile getirir: "Eren anadan doğma ressam, ben çalışarak oldum." Bedri Rahmi’nin resmi genellikle daha bezemecidir; "nakış" dediği soyut motiflere ağırlık verir ve tuvali nakış gibi işler. Resimleri daha ayrıntılı ve işçiliklidir. Eren Hanım’ın resimleri ise daha artistik, fırçası daha rahat ve güçlüdür. Eren Hanım, ele aldığı her konuyu veya figürü tuvallerinde adeta anıtsallaştırır.

İkisinin arasında net bir fark vardır. Bedri Rahmi; Van Gogh’tan Picasso’ya, Gauguin’den Utrillo’ya kadar Batı sanatının büyük ustalarını özümsemiş, onlardan alacağını alıp yoluna devam etmiştir. Eren Hanım’da ise net bir Matisse etkisi vardır ve bizzat Matisse’in öğrencisi olmuştur. İstanbul’a gelirken Matisse’in ona yazdığı bir referans mektubu da bulunur. Matisse etkisi Eren Hanım’dan hiç gitmemiş, onu hep kendine usta bilmiştir. Cézanne gibi etkilendiği birkaç isim daha sayılabilir ama Eren Hanım’ın etkilendiği isim skalası daha sınırlıdır; Bedri Rahmi’de bu çok daha geniştir. Bu durum ikisini farklı yönlerde biçimlendirmiştir.

- Peki, bu sergide Eyüboğlu çiftinin sanat yolculuğunun hangi dönemine ait eserler ağırlıkta ve ziyaretçileri burada tam olarak ne bekliyor?

Sergide ikisinin sanat yaşamını birbirine paralel ve koşut bir biçimde kurguladık. Aşağı yukarı eş sayıda eser var ve görece retrospektif bir mantıkla hazırlandığını söyleyebilirim. En erken dönemlerinden başlayarak, öne çıkan temaları gözeterek sergiyi bölümlere ayırdık. İkisinin ortak eserlerinin yer aldığı portreler, aile portreleri veya kadın figürlerinin olduğu odalar var. Bunun yanı sıra Bedri Rahmi’nin özgün motiflerinin olduğu ayrı bir oda, Eren Eyüboğlu’nun Anadolu kadınlarını resmettiği bir oda ve yine Eren Hanım’ın ağırlıklı olduğu Bursa Odası mevcut. Bedri Rahmi’nin yurt gezilerinden (Çorum ve Edirne) eserlerinin olduğu bölümler, İstanbul temalı eserler ve portreler de sergide yer alıyor.

Eren ve Bedri Rahmi Eyüboğlu ile Melahat ve Eşref Üren çiftini ağırlayan Yan Yana sergisi, 10 Temmuz 2026 tarihine dek Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’nde sanat severlerle buluşacak

- Burada sadece resimler yok, bazı belgeler de var. Biraz da onlardan bahsedebilir misiniz? Neler var burada?

Evet, burada yine o ikilinin 1931 yılındaki tanışmalarından itibaren yürüdükleri 50 yıla yakın sanat yolculuğundan köşe taşı niteliğinde belgeler ve fotoğraflara yer verdik. Bir başka vitrinde ise ikisinin resim dışında çalıştığı objeleri görebilirsiniz. Eren Eyüboğlu’nun daha çok seramik ağırlıklı işleri vardır. Bedri Rahmi ise kâğıt ağırlığı olarak tasarladığı ahşap kütükleri boyamıştır. Her bulduğu malzemeyi boyadığı için, bu farklı malzemelerle çalıştıkları küçük örnekleri de ziyaretçilerin görmesini istedik.

Bu yıl Bedri Rahmi’nin vefatının 50. yılı. Bu serginin oluşmasına da kısmen bu vesile oldu. Bedri Rahmi’nin vefatının 50. yılında böyle görkemli bir sergi oluşmasını sağladığı için Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’ne hem kendi adıma hem de aile adına teşekkür ederim. İş Bankası Müzesi, Bedri Rahmi’yi bu görkemli sergi ile selamlamış oldu.

İlgili İçerikler