Siyaset, uzlaşma ve istikrar
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Siyaset, uzlaşma ve istikrar

1965 katliamından sonra Endonezya siyaseti belli bir kalıbın içine sokulmuştur, bu kesin. Siyasi partiler genellikle milliyetçi-ulusalcı çizgidedirler. Ancak siyasette uzlaşmanın olduğu da kesin. Türkiye’deki iktidar uzlaşmadan uzak, gerginliği sürekli yükselten ve muhalefeti düşman gören bir yaklaşım içinde. Bu durum Türkiye için daha çok istikrarsızlık demek

Siyaset, uzlaşma ve istikrar

Endonezya, son dönemde değişik vesilelerle gündemimize geldi. Her gündeme gelişte, Endonezya Türkiye karşılaştırmaları yaptık.

Birincisi, Endonezya Cumhurbaşkanı Nisan 2025’te Türkiye'yi ziyarete geldi. İkincisi, birkaç gün önce 17 Ağustos 2025’te Endonezya bağımsızlığının 80’inci yılını kutladı. Üçüncüsü kişisel bir olay: 2014 yılı yazında ilk kez Endonezya’ya davet üzerine gittim, birçok gözlemle döndüm.

Bu tarihlerde Türkiye’nin ekonomik göstergelerini Endonezya’nın göstergeleri ile karşılaştırınca, Endonezya’nın daha iyi durumda olduğunu gördüm. Örneğin, 2023 yılından bu yana Endonezya’nın yıllık tüketici enflasyonu ortalama olarak yüzde 2,5 dolayında. Aynı dönemde Türkiye’nin enflasyonu ortalama yüzde 50’nin üzerinde.

Cari denge (ulusal gelire oran olarak) 2020-24 döneminde Endonezya’da ortalama sıfıra yakın, hatta az da olsa fazla veriyor. Türkiye ise sürekli açık veriyor: 2020-24 döneminde ortalama açık oran olarak yaklaşık yüzde 3.

Büyüme Endonezya’da 2022-24 dönemi yüzde 5,2. Türkiye’de ise yüzde 4,3.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Endonezya Cumhurbaşkanı Prabowo Subianto'nun önderliğinde, iki ülke arasında toplam 3 yeni anlaşma imzalandı (10 Nisan 2025)

2014’te Endonezya’ya ilk gittiğimde öğrenciler yoğun olarak “biz neden daha geri kaldık, nerede yanlış yaptık” diyorlardı. Şimdi ise daha güvenle konuşuyorlar. Türkiye’de de bu sorular akla geliyor, ama daha az sıklıkta. Sanki “yaşayıp gidiyoruz” havası daha hâkim.

Hangi açıdan bakarsak bakalım, Endonezya son 20 yıldır daha istikrarlı bir ülke görüntüsü veriyor. Türkiye ise tersine bir görüntü veriyor. Peki neden? Bana göre önemli bir neden Endonezya’da siyasetin son yıllarda daha istikrarlı ve uzlaşmacı olması.

Endonezya’da siyasetin birçok sorunu ve demokrasi eksiği var. Türkiye’de ise siyaset hep çok gergin. Bu durum büyük ölçüde iktidardan kaynaklanıyor; iktidarın iktidarı bırakmak istememesinden kaynaklanıyor. Uzlaşma değil uzlaşmazlık, hatta “karşı taraf düşman” havası var.

Endonezya: Bağımsızlık, katliam, diktatörlük

Endonezya, Hint Okyanusu ile Pasifik Okyanusu arasındaki yaklaşık 18 bin irili ufaklı adadan oluşuyor; bunların kabaca 6 bininde insanlar yaşıyor. 2024’te nüfusu 283,5 milyon ve nüfusu en büyük dördüncü ülke. Nüfusun yüzde 88’i Müslüman; dünyada en çok Müslüman bu ülkede var.

Kaynak: Anadolu Ajansı

Endonezya, Hollanda’nın sömürgesi iken 17 Ağustos 1945’te uzun süren çatışmalar sonrasında bağımsızlık yanlılarının önderi Sukarno bağımsızlık ilan etti ve ilk devlet başkanı oldu. Sonraları Sukarno, popülerliğini uzatmak adına itibarı için önemli harcamalar yaptı, komünistler dahil siyasi tarafları hükümet kurumlarına dahil etti.

Yüksek harcamalar 1963’ten itibaren yüksek enflasyon getirdi. Sukarno’nun komünistlere yakın durmasını ABD hiç affetmedi. 1965’te solcu subaylar anlaşılmaz bir darbe girişiminde bulundu, General Suharto bu darbeye karşı ABD destekli bir karşı darbe yaptı ve 1966 başında vekaleten, 1967’de asaleten başkanlığı ele geçirdi.

Bu süreçte Suharto orduyu Endonezya solcularına karşı harekete geçirdi, bazı sağcı ve Müslüman örgütlerin de katkısıyla “en az 500 bin, kimilerine göre 1 milyon solcu katledildi.”  De Jong (Ocak 2019). Katledilenler arasında sola eğilimli olduğu sanılan Endonezya Milliyetçi Partisi’nin ve Müslümanların kitle örgütü Nahdlatul Ulama’nın üyeleri de vardı.

Yani milliyetçiler ve Müslümanlar birbirlerini öldürmüşlerdi, kardeşi kardeşe kırdırmışlardı. 2017’de açıklanan gizli belgelere göre, bu katliamda ABD elçiliği Endonezya ordu ve polisine teknik, askeri ve parasal tüm yardımları yapmış, komünist ve solcu örgütlerin üyelerinin “ölüm listelerini” vermişti.

2014’te Jakarta’ya gittiğimde bir meslektaşım şöyle demişti: “Ülkemizin birçok aydını, iyi eğitilmiş insanı ya katledildi ya da ülkemizi terketti. Çok değerli insan kaynaklarımızı kaybettik. Ardından, ABD, Avrupa, Japonya, Kanada ve Singapur şirketleri ülkeye hızlı giriş yaptı.” 

Suharto iktidara geldikten sonra ülkenin “Yeni Düzen” (New Order) ile idare edileceğini açıkladı. Bu düzende ordunun, bürokrasinin ve büyük şirketlerin önemli rolü vardı. Bu düzen sosyalizme ve katı İslamcılığa karşı idi ve politik sapmalar olmadan disiplin ve istikrar içinde kalkınmayı sağlayacaktı. (Örnek: Din görevlileri, hükümet kontrolü altında bir örgütte bir araya getirildi.)

Endonezya (Fotoğraf: Anadolu Ajansı)

Ancak bu düzende Suharto’nun oğulları, kızları, damatları ve diğer yakınları birçok büyük yerli, yabancı şirkete ana ortak oldular. Bugünkü Cumhurbaşkanı Prabowo Subianto, Suharto’nun damatlarından birisidir. Kendisi emekli bir general olarak daha çok siyasetle uğraşıyor, büyük aile şirketlerini kardeşleri yönetiyor.

Yabancı şirketlerden bazıları ticari tarım ve maden üretimi yapmak üzere gelmişlerdi. Maden üretimi için gelenlerin çoğu ABD ve Kanada’dan idi.

Meslektaşım anlattı: “Yeni tarım alanları ve madencilik için balta girmemiş ormanlar yakıldı, gökyüzünü aylarca dumanlar kapladı. Özellikle altın arayıcılar toprağı ve daha önemlisi suları da kirlettiler, zehirlediler. Sonunda denizler de kirlendi.”

Sonraki yıllarda Suharto idaresi yolsuzlukları ve baskıcı, hatta işkenceci uygulamaları ile çok eleştirildi. 1997 yazında “Asya Bunalımı” başladı, büyük döviz çıkışı oldu. IMF ile zorunlu anlaşma yapıldı. Anlaşma maddelerinden biri Suharto’nun yakınlarının kontrolünde olan bankaların ve bazı şirketlerin satılması idi.

Suharto

Endonezya: Öğrenci hareketleri, siyaset ve uzlaşma

1998 başında döviz kuru daha da yükseldi, enflasyon da sıçradı. Sinmiş muhalefet ancak cılız sesler çıkarabildi. Suharto’ya karşı muhalefeti öğrenciler ve bazı öğretim üyeleri yapmaya başladı. 1998 Mayıs başında gösteri yapan öğrencilere ateş açıldı, dört öğrenci öldü.

Bunun üzerine öğrencilerin gösterileri daha da arttı, katılım yüzbinlere ulaştı ve 16 Mayıs’ta on binlerce öğrenci parlamentoyu işgal etti. Suharto istifa etmezse işgale süresiz devam edeceklerini söylediler. Suharto bir hafta sonra istifa etti.

Suharto’yu deviren olaylarda yaklaşık 1000 öğrenci yaşamını yitirdi. Endonezyalı ünlü yazar ve eylemci (aktivist) P. A. Toer, 1998 yazında şöyle demişti:

“Baharda diktatörü deviren kahraman öğrencilere ve diğer insanlara en yüksek saygılarımı ve takdirlerimi sunuyorum. Onlar sayesinde, onların tutarlı ve cesur eylemleri ile devlet ve ulus olarak yeni özgür bir yaşama kavuştuk.” Beerkens (2019).

Endonezya’da öğrencilerin siyasi hareketlere katılması ve yön vermesi eskilere dayanıyor. Öğrenciler, 1930’larda başlayan bağımsızlık savaşına da kitleler halinde katılmışlardı. Daha ilginç olanı, bağımsızlık ilanını yapan Sukarno’yu karşı güçlerin elinden kaçıranlar öğrencilerdi. Bağımsızlık ilanı böyle yapılabilmişti.

Solcu ve ulusalcı üniversite öğrencilerinin sayısı 1965 ve 1966’daki katliamlar sonrasında epeyce azalmıştı ve geri kalanlar yeraltı faaliyeti yapıyorlardı. Üniversitelerde “Yeni Düzen”in taraftarları çoğunluktaydı. Buna karşılık, 1970, 1971 ve 1974’te yolsuzluğa karşı geniş katılımlı öğrenci gösterileri olmuştu. 1974’teki gösterilerde 11 öğrenci öldü.

Malari olayı sırasında yanan bir araba (15–16 Ocak 1974)

Öğrenciler 1980’lerde Demokratik Öğrenci Birlikleri oluşturdular. Bu birlikler 1996’da siyasi partiye dönüştü. Ancak bu parti, Suharto’nun devrilmesinden hemen sonra yapılan 1999 seçimlerinde yüzde 1’in altında oy aldı ve giderek bir tabela partisi oldu, sonunda kendini kapattı.

Suharto’nun devrilmesinden sonra 1999’da genel seçimler yapıldı. Bu seçimlerde ulusalcı eski başkan Sukarno’nun kızı Megawati Sukarnoputri PDI-P partisiyle en yüksek oyu aldı. İkinci sırada ise İslamcı PKB partisi vardı.

Genel seçimlerden kısa süre sonra parlamentoda başkanlık seçimleri de yapıldı. (Başkanın parlamento yerine doğrudan halk oyu ile seçilmesine 2002 yılında karar verildi. 2004 ve sonraki seçimler böyle yapıldı.) Başkanlık seçimini İslamcı PKB partisi adayı A. Wahid kazandı.

Başkan seçilen Wahid, Başkan Yardımcılığını rakibi Sukarnoputri’ye önerdi, o da kabul etti. Burada iki noktayı vurgulamak gerekir. Birincisi bu olay partilar arasında uzlaşmacı bir tavır olduğunu gösteriyor. İkincisi, bu tavır daha sonraki yıllarda da devam edecektir.

1999 yılından sonra 2004 yılından başlayarak başkanlık her beş yılda bir genel ve başkanlık seçimleri yapıldı. Konuyu çok uzatmadan 2019 ve 2024 başkanlık seçimlerinden birkaç örnek vereyim.

2019 başkanlık seçiminde iki güçlü aday vardı. Birisi, orta sol ve merkezdeki partilerin önerip desteklediği Joko Widodo. Diğeri orta sağ partilerin desteklediği Prabowo Subianto. İslamcı partiler bu ikisi arasında bölünüp destek verdiler. Seçimleri yüzde 55,5 oyla Widodo kazandı.

Widodo

Seçimden sonra hükümeti kurma aşamasında Widodo, Subianto’ya Savunma Bakanlığını önerdi ve o da öneriyi kabul etti. Daha önceki birçok seçim sonrasında olduğu gibi, burada da bir uzlaşmacı veya iktidarı paylaşmacı yaklaşım vardı.

2024 seçimlerinde üç aday vardı; birisi önceki seçimi kaybeden Subianto, diğeri orta sol ve merkezdeki partilerin desteklediği Pranowo, üçüncü ise İslamcı partilerin desteklediği Baswedan. Seçimi yüzde 58,6 oyla Subianto kazandı ve seçim ilk turda bitti.

Hükümet kurma aşamasında Subianto, uzlaşmacı bir politkacı izlenimi vermek üzere, kendisini desteklemeyen diğer partileri de hükümete bakan vermeye davet etti. Birçok parti bu daveti kabul etti. Başkan yardımcısı olarak da zaten önceki başkanın oğlunu seçmişti.

Bir başka konuya daha dikkat çekmek isterim. Endonezya’da parti genel başkanları genellikle cumhurbaşkanı adayı olmuyorlar. Bu davranış da uzlaşmacı veya partizanlıktan uzak bir yaklaşım sergilemek anlamına gelir.

1965 katliamından sonra Endonezya siyaseti belli bir kalıbın içine sokulmuştur, bu kesin. Siyasi partiler genellikle milliyetçi-ulusalcı çizgidedirler. Ancak siyasette uzlaşmanın olduğu da kesin.

Türkiye’deki iktidar uzlaşmadan uzak, gerginliği sürekli yükselten ve muhalefeti düşman gören bir yaklaşım içinde. Bu durum Türkiye için daha çok istikrarsızlık demek.


Kaynaklar:

Beerkens, Eric (2019) “The Student Movement and the Rise and Fall of Suharto”

De Jong, Alex (Ocak 2019) “The Indonesian Counter-Revolution” Jacobin

İlgili İçerikler