Bir ada gibi
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Bir ada gibi

Sungu Çapan, eksilmeden artan, sessiz, gösterişsiz bir tutkuyla yarım yüzyıldan fazla bir süre sinema yazdı. O süre boyunca boy gösteren moda anlayışlara hiç ödün vermeden. Hep kendisi kaldı

Gazetede yıllarca tanık olmuşumdur. Birini yitirirsin -bir yazar, bir şair, bir sanatçı- ama acısını yaşamaya vakit bulamadan onun için bir sayfa hazırlamak zorundasındır. O saat kolları sıvarsın. Arşivden fotoğraflarını çıkarır, önüne dökersin. Bazen o fotoğraflardan birinde sen de varsındır. Gazetenin odasında, bir sofrada, bir sergi açılışında birlikte çekilmiş bir fotoğraf. Bir an duraklar, belleğinden hızla geçen anılara kapılır gibi olursun. Ama anıları çabucak kovar, kimden, kimlerden yazı isteyebileceğini düşünürsün. Sonuç olarak sayfayı bir an önce çatman gerekiyordur, çünkü gazetenin de bir "ölüm saati" vardır.

Böyle zamanlarda beni hep şaşırtan, ölümlerin birbiri ardına gelip sonra bir süre yeniden pusuya yatması olmuştur. Geçenlerde de böyle oldu. Önce o güzel insan Niyazi Dalyancı'yı yitirdik, ardından sesi iliklerimize işlemiş Köksal Engür'ü, çok geçmeden de Sungu Çapan'ı… Şimdi ölüm yine beklemede… Bir döngü gibi…

Cumhuriyet’in Kültür Servisi'nde: Celal Üster, Öznur Oğraş, Sungu Çapan, Burak Yurttaş, Ceren Çıplak

* * *

Sungu gazeteye Çarşamba günleri gelirdi. Cuma günü çıkacak yazısını yazmak için. Dış seslere bütün duyargalarını kapatır, Kültür Servisi'nin geniş odasındaki kargaşadan zerre kadar etkilenmeden başlardı yazmaya. Çoğu zaman, haftanın filmiyle ilgili yazısının taslağını kalemle yazmış olurdu. Bazen de o taslağı gazetede kaleme döker, sonra klavyenin başına otururdu.

Yazısından soluklanacağı anları hiç kaçırmazdım. O kısacık koyu sohbetlerde sinemanın sözel şehvetlerini yaşardık. Nerden aklımıza gelirse… Bazen Fellini'nin "La Dolce Vita"da (Tatlı Hayat) Anita Ekberg'i Roma'daki Aşk Çeşmesi'ne soktuğu sahneden girilir, "Butch Cassidy and the Sundance Kid"de (Sonsuz Ölüm) Robert Redford ile Paul Newman'ın ölüme koştukları son sahneden çıkılırdı. Bazen Jeanne Moreau'dan dem vurulurdu, Antonioni'nin "La Notte"sinden(Gece) ya da Truffaut'nun "Jules et Jim"inden (Jules ve Jim). Sinemanın geçmişinde küçük gezintiler…

Sungu'yu 60'ların ortalarında o unutulmaz Sinematek yıllarında tanımıştım. Sinemanın yüreklerimizi hiç sönmeyen yalımıyla tutuşturduğu yıllarda. Sinematek'in dergisi Yeni Sinema'ya yazıyor, dergiyi yönetiyor, derginin kapak tasarımlarını yapıyordu. Sinema yazarlığını çok kişi bilir elbette, ama grafik sanatçılığını herkes anımsar mı, bilmem. Özellikle E Yayınları'ndan ve Adam Yayınları'ndan çıkan pek çok kitabın kimi zaman kendi adını, kimileyin Kemal Kaldı adını taşıyan kapak tasarımları unutulmamalıdır. Ama benim hiç unutamadığım, 1966'da Cevat Çapan çevirisiyle Uğrak Kitabevi'nden yayımlanan ilk Sappho kitabının kapağıdır. Sungu'nun, kapağına, Braque'ın taşbaskı "Uçan Güvercinler"inden birini kondurduğu o yalın güzellikteki kitap…

* * *

Sungu Çapan, hiç eksilmeden hep artan, sessiz, gösterişsiz bir tutkuyla yarım yüzyıldan fazla bir süre sinema yazdı. O süre boyunca boy gösteren moda anlayışlara hiç ödün vermeden. Tümüyle kendine özgü bir yaklaşımla, tümüyle benzersiz ve bir daha da benzerine rastlayamayacağımız bir üslupla…

Sungu hep kendisi kaldı… Yazarlığının keyfini afrasız tafrasız kendi başına sürdü… Okurların alkışlarını kendinden uzak tuttu… Ödül törenine bile zor bela gitti ve hemen uzaklaştı oradan.

Göründüğü kadarıyla çoğu zaman yalnız başınaydı, o yüzden hep kendi kendinin efendisi oldu. Yalnız gece düşleri değil, gündüz düşleri de görerek. Sanki gördüğü düşler gibi yaşadı...

Kemal Kaldı bu dünyadan sıkılınca çekip başka bir dünyaya gitti, ama ondan geriye çok şey kaldı: Alçakgönüllülük, iyicillik, ödünsüzlük… Daha ne olsun?

Böyle insanlar bir bakıma "ada" gibidirler. Deniz durgun da olsa, fırtınalı da, suların ortasında bir başına dinelen bir ada gibi… Son günlerini Heybeliada'da geçirmesi bir rastlantı olmasa gerek.

Ovidius iki bin yıl kadar önce, "Yalınlık çağımızda ne kadar seyrek," demişti. Bu özlü sözü onca yıl sonra aklımıza düşürecek az sayıda insandan biri de Sungu'ydu.

SİYAD, onun yazılarından bir seçkiyi kitaplaştırsa ne iyi olur…

Celal Üster kimdir?

Celal Üster, İngiliz Erkek Lisesi ve Robert Academy'yi bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde öğrenim gördü. 1983'te George Thomson'ın Tarihöncesi Ege adlı yapıtının çevirisiyle Yazko Çeviri dergisinin Azra Erhat Çeviri Ödülü'ne değer görüldü. Aralarında Yeni Dergi, Aries, Sözcükler ve Notos'un da bulunduğu birçok dergide çevirileri yayımlandı.

Belgelerle Türk Eczacılığı, National Geographic Fotoğraflarıyla İstanbul, Metropolis: Ana Tanrıça Kenti, Unforgettable/Unutulmaz Dizisi, Ortak Kültürel Miras: Birlik İçinde Çokluk gibi kitapları yayına hazırladı.

Uzun yıllar Cumhuriyet Gazetesi Kültür Editörlüğü'nü, ilk yayımlandığı yıllarda Cumhuriyet Kitap'ın, 1996-2005 arasında P Dünya Sanatı Dergisi'nin, 2003-2008 arasında Can Yayınları'nın yayın yönetmenliğini üstlendi. “Yeryüzü Kitaplığı” yazılarını Radikal Kitap'tan sonra Cumhuriyet Kitap'ta sürdürdü.

Robert Louis StevensonH. G. Wells, Jaroslav HašekJames JoyceLiam O'FlahertyGeorge OrwellJuan RulfoIris MurdochRoald DahlJorge Luis BorgesJohn Berger gibi yazarların yapıtlarının yanı sıra Marx ve Engels'in Komünist Manifesto'su ve Lenin'in Devlet ve Devrim'i gibi Marksist klasikleri dilimize kazandırdı.

Ünlü yazarlardan özlü sözleri Sözün Özü, eski ozanlardan aşk şiirlerini Aşk Olsun! adlı kitaplarda bir araya getirdi. İngiliz ve Amerikan Edebiyatında Kısa Öykünün Büyük Ustaları adlı bir antoloji hazırladı. Körün Taşı ve Bir 'Çevirgen'in Notları adlı kitapları yayımlandı.

İlgili İçerikler