Şeytan Prada giydi, basın çöktü
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Şeytan Prada giydi, basın çöktü

‘Şeytan Marka Giyer’in 2006'dan günümüze taşınması sadece tuttu yine tutar ya da nostalji yapalım meselesinden doğmamış...

Şeytan Prada giydi, basın çöktü

Yirmi yıl sonra…

Sivri burunlu ince topuklu pabuçları ile arabadan iniyor, kalabalık ve flaşlar arasında kırmızı halıda yürümeye başlıyor, Miranda Priestly başarının zirvesinde ancak felaketin eşiğindedir. Runway dergisi yurt dışında çalışma koşulları kabul edilemez bir firmayı desteklemekle suçlanır, başı feci şekilde beladadır yani…

Krizi yönetmek için içerik yöneticisi Andy’i göreve çağırmak zorunda kalmış böylece sosyal medyanın ağırlığı altında yeni bir ortaklık doğmuştur. Değişen sadece yazılı basın değildir, bu yirmi yıl içinde dünya acayip değişmiştir, dijital çağ, yapay zekâ, diktatörlükler, seyri değişen iletişim, çöken sistemler ve artık komut almayan moda. Yani 2026’ya hoş geldiniz.

‘Şeytan Marka Giyer’in 2006' dan günümüze taşınması sadece tuttu yine tutar ya da nostalji yapalım meselesinden doğmamış, göz alıcı ihtişamın altında kimin güce sahip olduğu, bunun bedelinin ne olduğu, ne giyeceğimize, ne duyacağımıza, ne isteyeceğimize kimin karar verdiği ile ilgili bir hikaye anlatmak istemiş senarist Mc Kenna.

Miranda'nın (Meryl Streep) asistanına o sıradan rengin Oscar de la Renta'nın koleksiyonundan nasıl çıktığını, sekiz tasarımcıdan geçip mağazalardan süzülerek bir outlet mağazasına nasıl ulaştığını anlattığı mavi kazak hakkındaki monolog, moda hakkında bir şaka değil görünmez güçler hakkında bir dersti aslında: Göremediğimiz ama sizin adınıza karar veren güçler. Bu monolog 2006 ‘da provokasyon gibi görünüyordu bugün ise algoritmanın bir açıklaması gibi görünüyor.

Miranda Priestly karakteri

‘Şeytan Marka Giyer 2‘(aslında Prada giyiyor) dergi dünyasının çöküşüyle birlikte gelişiyor. Anahtar kelime miras: Kültürel etkisini kaybeden bir şey nasıl canlı tutulur?

Dergilerin efsane yönetmeni (filmin esinlenildiği ana karakter 1988 ‘den 2025 ‘e kadar Amerikan Vogue dergisinin genel yayın yönetmenliğini yapan, moda dünyasının güçlü ismi Anna Wintour da filme paralel olarak eski gücünü kaybetti) çaresizlik içindedir, eski asistanı (Emily Blunt) rakibi haline gelmiş, güç yeniden dağılmıştır ve bu yeni dağılımda ilk kez kaybetme riskiyle karşı karşıyadır.

Donatella Versace ve Lady Gaga ‘nın küçük roller üstlendiği ‘Şeytan Marka Giyer 2 ‘de ilkinin aksine 2000’lerin lüks ve şatafat anlayışı bırakılmış. İlkinde Andy (Anne Hathaway) Chanel, Miranda Donna Karan, Dolce Gabbana, Valentino falan giyiniyordu. Bu filmde ise gösterişin yerine dayanaklılık, kalıcılık hedeflenmiş. 

1 Mayıs ‘ta vizyona girecek filmin ilk versiyonuna bayılmıştım, ikincisini de seveceğimi düşünüyorum. Aynı zamanda mesleki bir merak içindeyim de zira bizdeki basın çöküşünün ilk adımlarını derin bir üzüntü ile yaşamıştım...

Gazetecilerin iş adamlarına özenmeye başladığı 90’lı yıllar, özel sektörün pahalı hediyeler ve yurt dışı seyahatler ile gözlerinin boyanmaya başlanması, Özal’ın “Benim memurum işini bilir” açıklamasının basındaki karşılığı olan yaklaşımlara patronların bayılması (az tutulan maaşın arasının bu  şekilde kapatılması ) , çay-simitin tarihe karışıp şık davetlere gönül indirilmesi, sendikadan çıkıp boynu bükük kalmamız (birkaç kişi çıkmamıştık ama fark etmedi tabii), birliğimizi kaybedince genel yayın yönetmenlerinin villa için pazarlığına oturmaları, plazaya dönen gazeteler,  giderek azalan ödemelerin, ulaştırmanın yerine bar, yüzme havuzu falan yapmalar, ayakkabılarının eskiliğinden utanmaya başlayan gazeteciler yüksek topuklu Prada ayakkabıları ile (Christian Louboutin miydi yoksa) ortalıkta dolaşıp patronculuk oynayan görgüsüz kızlar....

Bugün artarak devam eden dramın ayak sesleri böyle başlamıştı.

Şeytan'a ve Prada’ya dönersek; Meryl Streep öyle birkaç film ile özdeşleştirilecek, üç Oscar aldı falan denilecek oyunculardan değil. ‘Sophie' nin Seçimi'nde trajedilerin en büyüğünü yaşayan anne, ‘Mamma Mia' da serserinin dibi bir başka anne, bazen Clint Eeastwood ‘un bazen Robert De Niro ‘nun karısı.

Özel hayatında uzun süren bir evlilik, dört çocuk ve torunlardan sonra boşandı, şimdilerde komedyen sevgilisi ile sokaklarda öpüşüyor.

Ağır rollerin kadını Streep için bu rol aslında son derece magazin bir rol ama bunu yükseltip damgasını vuruyor, anlamsız ifadeleri bile ilginç ve gerçek yapabiliyor. New York ‘taki ön gösterimine gitmediğime göre nereden mi anladım, açıklamalarından:

-2. Filmi çekme kararı üzerine…

-Sanırım insanlar ilk film büyük bir başarı yakaladığı için hemen bir yenisini yapacağımızı varsaydılar. Ama ilk filmin üzerine nasıl çıkılırdı ki? Dolayısıyla yeltenmedik ve çok mutlu olduk bundan dolayı. İki yıl önce Aline Brosh Mc Kenna' nın aklına bir fikir geldi ve bu filmin devamının çekilebileceğine inandık.

-Neden mantıklı geldi?

-Mantıklı gelmesinin sebebi, dergi dünyasında, yayıncılıkta ve daha geniş anlamda gazetecilikte çok şeyin değişmiş olması. Sektör o kadar küçüldü ki, herkes nasıl ayakta kalabileceğini anlamaya çalışıyor. İşte gerilim, olay örgüsü ve insanların bu çalkantılı dönemde gemiyi batırmamak için yapmak zorunda kaldıkları her şey burada devreye giriyor.

-İlk film neden bir kültürel fenomen oldu? -Hiçbir fikrim yok, gerçekten. Çok düşündüm. Belki de 20 yıl önce kadın patronlar kavramı yeni yeni ortaya çıkıyordu.

Şimdilerde bu kavramlar oldukça aşındı ama bence kadınların nasıl ve hangi yollar ile liderlik yapmaya çalıştığını izlemeliyiz. Dünya çalkantılı ve oldukça karanlık. Haberler çok rahatsız edici. Dolayısıyla dünyadaki güzel, özgür ve aydınlık şeyleri hatırlamak iyi geliyor.

-Devam filminde Miranda nerede?

-Film Miranda’nın dünyanın zirvesinde olduğu bir an ile başlıyor, tak tak yürüyor ama ayaklarının altında deprem oluyor, marka tehdit altında. Film sürdürülebilir bir şirket yönetmekle ilgili aslında.

-Miranda değişmiş mi?

-Muhtemelen o da benim gibi daha acımasız olmuş ve daha özgür, daha kırılgan. Yine de kurnaz ve kontrolcü. Değişmeyen şey ise işine bağlılığı.

-Fiziksel olarak?

-Miranda artı 56 yaşında değil 76 yaşında, benim gibi, bu da işleri değiştiriyor. Saçlarım azaldı, peruk aldık, aralarını kırpıp azalttık, yüksek topuklu pabuçlar ise beni mahvetti. Baş parmağım nasır oldu. çok acı çektim, sürekli şikâyet ettim. Elli yıl önce kadınların bu ayakkabıları nasıl giydiklerine inanamıyorum. Evet görüntü zarif olabilir ama bu 16 saat acı çekmek demek.

-Peki karakteri değişmiş mi?

-Onun yerinde olmak hiç eğlenceli değil. Ona hiç benzemiyorum.  Onu oynamak, acımasız, çekingen, soğuk olmak bana zor gelmedi ama.

-Ya yirmi yıl sonra aynı oyuncularla bir araya gelmek?

- Bazıları ile kopmadım, Stanley bir filmde kocamdı mesela, zaten iyi arkadaşız. Anne Hathaway ile hiç görüşmedik ama o kadar sıcak, ferahlatıcı ve açık bir insan ki o dinamiği yakalamak kolay oldu.

Yönetmenimiz David Frankel de çok güven vericiydi.

Son olarak şunu söyleyebilirim, ben sevmiyorum ama film başkalarıyla izlenmeli.’

Ben de son olarak şunu söyleyeyim, SEKA kapatıldı, yerli kağıt üretimi bitti, yüzde 90'ı ithalat, 2018 ‘de bir kitabın maliyeti 20 bin lira iken şimdi 200 bin lira. Basın ağır bir mücadele veriyor, çoğu zaten baştan teslim.

Eski bir reklamdaki gibi ‘Huu yöneticilerimiz uyuyor mu?’ demeyeceğim, huuu senaristlerimiz uyuyor mu? Kan revana doymadınız mı?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İlgili İçerikler