Kıbrıs’ta son tango!
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Kıbrıs’ta son tango!

Eski kürsü arkadaşım Erhürman’ın kontrollü, yani Kuzey’in haklarını koruyarak AB’ye girişi sağlayan federal bir çözüm taraftarı olması sanırım en çok Rum tarafını endişelendirecek. Hatta şu anda “keşke iki devletçi diğer aday kazansaydı!” diye hayıflanıyor olabilirler!

Kıbrıs’ta son tango!
Tufan Erhürman

Ankara Hukuk’tan kürsü arkadaşım Tufan Erhürman Kuzey Kıbrıs’ın yeni cumhurbaşkanı seçildi.

Kendisi Ankara Hukuk mezunudur.

Mezuniyetinden sonra uzunca bir süre Ankara Hukuk İdare Hukuku kürsüsünde asistanlık yaptı.

Doktorasını bitirince de Kıbrıs’a dönüp hukuk hocalığı yaptı ve sonra da politikaya atıldı.

Gazimağusa’lı araba tamircisi bir babanın çocuğu olarak kendini iyi yetiştirmiş, zeki, çalışkan ve iyi hukukçu olduğuna tanığım.

Üstelik hatırladığım kadarıyla iyi de dans eder!

Cumhurbaşkanlığını da en azından mevcut ve önceki alternatiflerinden çok daha iyi yapacağından eminim.

Aynı kürsüde çalıştığımız dönemde özel sohbetlerimizde, gençlikteki “hızlı solculuğun” da etkisiyle, Kuzey Kıbrıs’ın geleceğinin Rumlarla entegrasyon ve AB üyeliği temelinde federal bir yapıda olduğunu savunduğunu ve Türkiye’ye oldukça mesafeli yaklaştığını hatırlıyorum.

Hatta Türkiye’nin kendilerini maddi yardımlar karşılığı hem yönetmeye hem sömürmeye çalıştığını iddia ettiği tartışmalar yaşadığımızı net hatırlıyorum.

Köprünün altından çok sular geçince de gerek Annan Planının Rumlar lehine dengesiz Federasyonu bile Rumlarca reddedilince, yani Rum tarafının amacının üzüm yemek değil bağcıyı dövmek olduğunu anlayınca, gerekse bir süre yaptığı Başbakanlıkta ayakları biraz daha yere basınca ve gerçeklerle daha bir yüzleşince de Türkiye’nin kapı gibi arkalarında durmasının ne kadar değerli olduğunun farkına vardığı anlaşılıyor.

Nitekim cumhurbaşkanlığını kazanınca ilk açıklamasında Türkiye ile istişare etmeden dış politikada adım atmayacağını söyledi.

Mazbatayı alırken de daha net biçimde Türkiye’nin garantörlüğünün vazgeçilmezliğine vurgu yaptı.

Sonuçta bu ayakları yere basan pragmatik yaklaşımı Türkiye’de iktidarın en tepe noktasına, seçim başarısını kabullenmek ve kutlamak dışında seçenek bırakmadı.

Hem de iktidar ortağının “seçim sonuçları tanınmasın ve Kuzey Kıbrıs direkt Türkiye’ye bağlansın” mahiyetindeki somut çıkışına rağmen ve bu öneriyi ciddiye almamak pahasına.

Sayın Bahçeli’nin, ülkenin “bekası” için çok önemli gördüğünü sonradan üstüne basa basa tekrar vurguladığı bu önerisinin iktidarın resmi sahiplerince bu derece kale hatta ciddiye bile alınmamasının faturasını ileride başka bir yerden çıkarıp çıkarmayacağını henüz bilmiyoruz.

Ne var ki bu talihsiz önerinin en başta Rum tarafının işine yarayacağında ve uluslararası planda Kıbrıs sorununda Türkiye’nin kendi kalesine attığı gol olarak kayıtlara geçeceğinde kuşku yok.

Şimdi Rum tarafı düşünsün!

Sonuçta eski kürsü arkadaşım Erhürman’ın kontrollü, yani Türkiye’nin garantörlüğünü güvenceye alan ve dengeli, yani Kuzey’in haklarını koruyarak AB’ye girişi sağlayan federal bir çözüm taraftarı olması sanırım en çok Rum tarafını endişelendirecek.

Onların zaten BM’nin ve uluslararası toplumun öteden beri çözüm olarak gördüğü federal çözümü a priori reddetmeleri mümkün olmayacağı için, ellerinin ciddi biçimde zayıflayacağı kesin.

Hatta şu anda “keşke iki devletçi diğer aday kazansaydı!” diye hayıflanıyor olabilirler!

Çünkü şimdiye kadar Türkiye’nin ısrarcı olduğu iki devletli çözümü artık kesinlikle BM, AB ve uluslararası toplumun ciddiye bile almadığı açık ve net iken bizim hâlâ bu çözümde direnmemiz en çok Rumların ekmeğine yağ sürüyor.

Bu statüko sayesinde Rumlar Kıbrıs’ın tanınan ve meşru tek tarafı olarak AB ve tüm dünya imkanlarından yararlanmaya devam ediyor. Daha fakir Kuzey tarafın hiçbir külfetine de katlanması gerekmiyor.

Türkiye ise sağladığı mali yardımlara karşın Kuzey Kıbrıs’ı fiilen kontrolü altında tutmayı ve “arka bahçesi” olarak kalmasını kendisi için başarı görüyor.

Olan ise aslında, dünyadan izole olmuş ve adeta cam fanus içinde yapay bir dünyada yaşayan ve bir yandan Türkiye’nin mali yardımına muhtaçlığın iyice kurumsallaşmasından diğer yandan giderek çığırından çıkan kara para ekonomisinden ciddi biçimde canı sıkılan Kuzey Kıbrıslılara oluyor.

Günün sonunda eski kürsü arkadaşımın işinin çok zor olduğu kesin.

Bir yandan Türkiye tarafını Türkiye’nin ulusal menfaatlerini hiçe sayan kontrolsüz bir federasyonu desteklemediğine sürekli ikna etmeye çalışacak.

Diğer yandan kendi iç kamuoyunu ve özellikle de daha Sol tarafı federal çözümü “sulandırmayacağına” ikna etmeye çalışacak.

Buna ilaveten de Rum tarafı ile AB ve uluslararası toplumu dengeli ve kontrollü federal çözümde ellerini taşın altına koymaya ikna etmeye çalışacak.

Yani bir nevi ip üstüne yürüyen cambazlık yapmaya çalışacak.

Üstelik seçim vaadi olarak sunduğu en önemli taahhüt olan “çözüm müzakerelerinde somut ve dengeli çözüme varılamazsa statükoya dönülmeyeceği” vaadindeki “peki statükoya dönülmeyecek de ne olacak?” sorusunun yanıtını kimsenin anlamaması da önümüzdeki dönemde işini çok zorlaştıracak.

Kıbrıs ile beyaz sayfa

Kıbrıs halkı ile aramızdaki sosyolojik sorunların çözümünde ise önerim şu:

Eğitim seviyesi yüksek, kültürlü ve “entel” Kıbrıslılar arasında yaygın iki anlayış olan, Türkiye’nin tek amacının Kuzey Kıbrıs'ı “sömürmeye” ve Kıbrıslılara rağmen yönetmeye çalışmak olduğu paranoyası ile sonradan Kıbrıs’a gelip yerleşen Türkiye kökenlilere karşı bir tür “ırkçı” yaklaşımların revize edilmesi.

Türkiye’deki çoğunluğun ise Kuzey Kıbrıs’ı sadece Türkiye’nin jeopolitik menfaatlerini koruma misyonundan ve turistik “arka bahçe” fonksiyonundan ibaret bir yer olarak görmekten vazgeçmesi.

Şahsen ben Kuzey Kıbrıslıların gerek kültürel ve sosyolojik seviyesi yüksek seküler yaşam tarzlarının, gerekse siyasi kültür ve demokrasi anlayışlarının Türkiye için örnek alınması gerektiğini düşünüyorum.

Üstelik aksanlarını da çok sempatik buluyorum!

Kıbrıs’a hayatımda 2-3 kez turistik amaçlı gittiğimi ve başka hiçbir alakamın bulunmadığını da belirteyim.

İlgili İçerikler