13 Şubat 2021

Laiklik ve demokrasi

İktidar, kamuoyu yoklamalarında Ayasofya'nın "camiye dönüştürülmesi" ya da benzer "dinsel kışkırtmalarla" herhangi bir "kazanç" elde edemediğini gördü. Ancak halkın bir bölümü hâlâ "Ezanlar susturulmak isteniyor" dendiği zaman buna inanıyor ve hatta "galeyana" gelebiliyor. Bu kesim ve daha da geniş bir kesimin, "Devletin dini İslamdır" gibi bir ifadenin Anayasa'ya eklenmesini coşkuyla karşılayacağını düşünmek yanlış olmaz

AKP lideri, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan "yeni anayasa" deyince, önce ekonomik sorunlarla boğuşan Türkiye'de gündemi değiştirmeyi amaçladığını düşünmüştüm.

Daha da önemlisi, "Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem" üzerine uzun bir süreden beri kafa yoran ve "istişare" süreci yürüten "Millet İttifakı"nın önünü kesmeyi amaçladığı fikrine kapılmıştım. Ancak daha yakından bakınca, "vatandaş memnuniyeti" üretmekte zorlanan ve giderek zemin kaybeden Erdoğan'ın yeni bir hamleye ihtiyaç duyduğunu, bunun da "yeni anayasa" hamlesi olabileceğini anladım.

Böylelikle "laiklik", "Kürtçe" ve "güçlendirilmiş başkanlık" gibi kavramlar geniş olarak tartışılacak. "Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem" de buna paralel olarak gündemde yerini alacak. Sadece bu konular değil, bir anayasa değişikliği için TBMM içinde en az 360 milletvekiline ihtiyaç olması, dolayısıyla en az 23 milletvekilini "kazanmaya" yönelik siyasi oyunlar vs, uzun bir süre bizi iç siyasete kilitleyecek. Ardından belki referandum ve bunun getireceği hareketli ortam...

Türkiye bu ortama alışık. İç siyaseti, diğer Avrupa ülkeleriyle kıyas bile kabul etmeyecek şekilde yoğun yaşayan bir ülke... Ama bu kez "laiklik" konusunun dahi tartışma ortamına sürüklenecek olması durumu daha da önemli hâle getiriyor.

Yeni anayasaya "devletin dini İslamdır" yazıp laiklik kavramının çıkartılmasını arzu edenler var ve bunun için içten içe mücadele vermekteler. Halbuki, "laiklik" olmadan "demokrasi" olmayacağını bilmek gerekiyor. Böyle söyleyince laiklik vurgusunun sadece Fransa ve Türkiye'de var olduğunu belirtenleri duyar gibiyim. Öyle değil. Ben yıllarca Avrupa'da yaşayan biri olarak şunu söyleyeyim: Laiklik, ya da seküler sistem olmadan demokrasiyle yönetilen bir ülke yeryüzünde yok. 

Avrupa'da, "laik ülke" deyince Fransa, "seküler ülke" deyince İngiltere akla gelir. Sekülerlik daha çok, dinsel kökenli örf ve adetlerin, toplumlarla ilişkilendirildiği, bununla yoğrulan devlet-din ve toplum ilişkisini içerir. Laiklik ise, genel anlamda dinin ve devletin her birinin kendi alanlarında bağımsız olmasını ifade eder. Başka bir anlatımla laiklik, dinsel alan ile devlete ait kamusal alanın birbirinden ayrılması, devletin belli bir dini temsil etmemesi, dinler ve inançlar karşısında tarafsız olmasını ifade eder.

Sonuçta, laiklik ya da başka bir ifadeyle sekülerlik düşüncesi Batı’da uzun süren mücadelelerin sonucunda gelişti. Bu uzun yolda elbette değişti, dönüştü, farklı yorumları oldu. Ama demokrasinin mutlak bir parçası oldu.

İktidar, kamuoyu yoklamalarında Ayasofya'nın "camiye dönüştürülmesi" ya da benzer "dinsel kışkırtmalarla" herhangi bir "kazanç" elde edemediğini gördü. Ancak halkın bir bölümü hâlâ "Ezanlar susturulmak isteniyor" dendiği zaman buna inanıyor ve hatta "galeyana" gelebiliyor. Bu kesim ve daha da geniş bir kesimin, "Devletin dini İslamdır" gibi bir ifadenin Anayasa'ya eklenmesini coşkuyla karşılayacağını düşünmek yanlış olmaz. Erdoğan ve beraberindekiler de bunu amaçlıyor olabilir. Ancak bunu ancak "Cumhuriyeti" ortadan kaldırarak yapabilmek mümkün. Çünkü Cumhuriyet hiçbir dini tanımaz. Devlet tüm inançlarla arasına mesafe koyar. Her ne kadar bu durum Türkiye'de belirli bir ölçüde "erozyon"a uğrasa da, "laiklik" vurgusunun kaldırılması, artık Cumhuriyet ve Demokrasi'nin sonunun ilanı anlamına gelir.

Adına ister ister seküler ister laik denilsin, demokratik devletler tarihleri boyunca yaşadıkları deneyimlerin ardından, din ile arasına mutlaka mesafe koymuşlardır. Bu durum, demokrasinin "vazgeçilmezidir"...

Yazarın Diğer Yazıları

Kavala ve Mammadov davası...

Bu süreç giderek Türkiye'nin ya da Türkiye'yi temsil edenlerin yetkilerinin kısıtlanmasına ve sonunda da üyeliğin önce askıya alınması, sonra da çıkartılmasına kadar giden bir dizi yaptırıma kadar gidebilir

S-400'leri ne yapmalı?

Acilen S-400'leri ne yapacağına karar vermeli. Arada derede durmamalı. Çünkü S-400'lere bir açıklık getirilmezse ilişkiler daha da karmaşık hale gelecek

Karanlıkta işlenen cinayet

6 Temmuz'da bir anda sokaktaki ışıklar söner, aydınlandığında ise Adalı'nın sol şakağından vurularak infaz edildiği anlaşılır. Cinayetten bir ay sonra Galip Mendi, Sivil Savunma Teşkilat Başkanlığı görevinden ayrılarak Ankara'ya döner. Mendi, 15 Temmuz sonrası tutuklanan orgeneraller arasında yer alır, sonra da Jandarma Genel Komutanı yapılır