24 Nisan 2021

"Ayrı devlet" talebi ve tutarsızlık

KKTC'nin "ayrı devlet" olması için çaba gösteren AKP'nin yönettiği Türkiye, 1984'den beri "ayrı devlet" olan ve resmi olarak Türkiye tarafından tanınan bu ülkeye hiç "ayrı devlet" muamelesi yaptı mı?

Önümüzdeki hafta Cenevre'de Kıbrıs sorununu içeren bir toplantı yapılacak. "5+1" toplantısı. Yani Türkiye-Yunanistan-İngiltere ile Kıbrıs'taki Türk ve Rum tarafı ve Birleşmiş Milletler…

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres de toplantıya katılacak.

Kıbrıslı taraflar ile garantör ülkeleri buluşturacak olan toplantı, "gayriresmi" formatta olacak. Türk tarafı, bizzat Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu aracılığıyla, 53 sene müzakere edildiğini anımsatarak bu süre zarfında Kıbrıs Türk halkıyla hiçbir şeyi paylaşmak istemeyen Rum kesimi ve destekçisi Yunanistan'ın, tüm çözüm önerilerini ya referandumda ya da masada reddettiğini söyledi.

Yani "Biz görüşmeye gideceğiz ama bir şey beklemiyoruz" tutumu hakim. Çavuşoğlu, 2017'de yapılan Crans Montana'daki görüşmelerde Türk tarafının, "federasyon için son kez müzakere ettiklerini" muhataplarına iletmişti.

Peki acaba, bu süreci Yunanistan ve Güney Kıbrıs Cenevre'de "ortak görüş" içinde mi götürecek? Crans Montana'da pek öyle olmamıştı. Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Kocias olumsuz görüşleriyle çözüme yönelik çabaları büyük ölçüde engellemişti. Rumlara rağmen...

Türk tarafı, daha doğrusu Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu görüşme öncesi uzlaşma olabilecek formülü, "egemen eşitlik" ve "iki devletlilik" şeklinde sıraladı. Yani karşı tarafın kategorik olarak reddettiği formül. O halde uzlaşma beklemek mümkün mü?

KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, "Cenevre’ye elimiz güçlü gideceğiz" dedi. Gerekçesini de, "İki ayrı egemenliği savunuyoruz da ondan…" diye açıkladı. 

İkili görüşmede Türk tarafı Rumlardan, "siyasi eşitlik", Rumlar da Türklerden "toprak" talep edecek. Bu taleplerin kabul görmesi muhtemel. Kıbrıs sorununda denklem belli. Bir taraf tanınmışlık haklarını, diğer taraf da elindeki fazla toprağı paylaşmayı kabullenecek. Al-ver sürecinin temeli bu…

Siyasi eşitliği elde etmiş olan KKTC halkının, "ayrı devlet" mantığını anlamak pek mümkün değil. Siyasi eşitliği elde etmiş olan Kıbrıslı Türkler dünyada zaten "tanınmayı" elde ediyorlar.

Bir başka tutarsızlık ise, AKP yönetiminin KKTC’ye yönelik tavrı. KKTC'nin "ayrı devlet" olması için çaba gösteren AKP'nin yönettiği Türkiye, 1984'den beri "ayrı devlet" olan ve resmi olarak Türkiye tarafından tanınan bu ülkeye hiç "ayrı devlet" muamelesi yaptı mı? Hele hele son olarak "anayasa" ve "laiklik" tartışması sırasındaki tavırlar unutulur mu? Bu ülkenin Anayasa Mahkemesi'ne yönelik tehditkar tavır, "Biz size haddinizi bildiririz"vari ifadeler unutulur mu? Bu tavrın içinde olan Türkiye'nin Cenevre'de "ayrı devlet" talebi tutar mı? KKTC’de Ankara’nın karışmadığı ne kaldı? Cumhurbaşkanı müdahale ile seçtirildi, Başbakan parti içi müdahalelerle belirlendi, koalisyon ortakları bile bu müdahalenin ürünü olarak ortaya çıktı.

Erdoğan'ın Türkiye'de sıkça başvurduğu "Din, bayrak elden gidiyor" yalanı bu kez, KKTC için yapılır oldu. KKTC'de yargıya resmen "Kararını gözden geçir, yoksa!.." gibi bir söylemde bulunuldu. KKTC'nin eski Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, "Yavru vatan KKTC artık büyüdü" demiş ve Ankara'da AKP yönetimi "Hop oturup, hop kalkmıştı"...

Türkiye KKTC için, "ayrı devlet olma hâli" isterken, KKTC halkına ve bu ülkeye "ayrı devlet" muamelesi yapabilse bari… Bu nedenle Cenevre’de bu siyaset tutmaz, kimse inanmaz. 

Yazarın Diğer Yazıları

Kavala ve Mammadov davası...

Bu süreç giderek Türkiye'nin ya da Türkiye'yi temsil edenlerin yetkilerinin kısıtlanmasına ve sonunda da üyeliğin önce askıya alınması, sonra da çıkartılmasına kadar giden bir dizi yaptırıma kadar gidebilir

S-400'leri ne yapmalı?

Acilen S-400'leri ne yapacağına karar vermeli. Arada derede durmamalı. Çünkü S-400'lere bir açıklık getirilmezse ilişkiler daha da karmaşık hale gelecek

Karanlıkta işlenen cinayet

6 Temmuz'da bir anda sokaktaki ışıklar söner, aydınlandığında ise Adalı'nın sol şakağından vurularak infaz edildiği anlaşılır. Cinayetten bir ay sonra Galip Mendi, Sivil Savunma Teşkilat Başkanlığı görevinden ayrılarak Ankara'ya döner. Mendi, 15 Temmuz sonrası tutuklanan orgeneraller arasında yer alır, sonra da Jandarma Genel Komutanı yapılır